Aquinolu Thomas ( 1224/1225 - 07 Mart 1274 ) birde lakabı vardır..Doctor Angelicus ( tanrı habercisi bilgin ).Soylu bir aileden geliyor,babası Aquino kontu .Ailesi benedikten tarikatına bağlıydı,Thomas'ın da bir benedikten olarak yetişmesini istiyorlardı..Thomas'ı beş yaşında iken Monte Cassino Manastırına eğitimi için verdiler.Thomas burada dokuz yıl okudu.Monte Cassino manastırının mülkiyeti Papa ile Imparator arasında hep bir çekişme konusu idi..Imparator burayı işgal edince Thomas eve dönmek zorunda kaldı..Manastırda dominiken tarikatının papazları ile tanışmış ve dominiken yaşama biçimi benimsemişti..Eğitimini yeni kurulan Napoli üniversitesinde tamamladı;burada dominiken tarikatına girdi.Dominikenler Thomas'ı Pariste görevlendirince ailesi karşı cıktı,yoldan zorle çevirdiler ve bir yıl ailesinin şatosunda göz hapsinde kaldı.ama dominiken inanclarindan vazgecmedi.1245'te Saint Jacques Manastırın'a gitti.Dominikenlerin üniversitesi olan Albertus Magnus'un ögrencisi oldu.1248de Albertus Magnıs ile Köln'e geçerek dominikenlerin kurduğu yeni fakültede eğitimini yaptı.1252 de paris e döndü.ilahiyet ögretmenliği sınavına hazırlandı.Licentia Docent ünvanını alarak dominiken yüksek okullarında ders verme hakkını aldı.Bundan sonra Avrupa'nın değişik kentlerindeki dominiken okullarında ilahiyat dersleri verdi..Ocak 1274'te Papa X.Gregorius çağrısı üzerine II.Lyon Konsiline katılmak için yola çıkan thomas hastalandı ve Fassanova Manastırında öldü.1323te Papa XXII johannes tarafıdan azız ilan edildi..
Eserleri
Thomas'ın eserleri üç grupta toplanır
1) Incil,Tevrat,Sententiarum libri IV ve Aristoteles'in eserleri üzerine yaptığı yorumlar
2 ) Değişik tarihlerdeki ilahiyat ile ilgili tartışmaları
3 ) Summa contra gentiles ( Inancsızlara karşı ) bu kitap Summa Philosphica olarakda tanınır ve Summa thelogiae ( ilahiyat toplu kitabı ) adlı ikinci büyük ve önemli eser üzerinde uzun süre çalıştı.1265-1273 yılları bu temel eserler üzerinde çalışmakla geçti.Bunların dışında;
De potentia ( 1259-1268 ) Tanrının gücü üzerine
De Virttubus ( 1269-1272 ) Erdemler üzerine
De ente et essentia ( 1256 ) varlık ve öz üzerine
Questiones disputatae ( 1256-1273 ) tartısmalı sorular
Thomas'a göre bilgimizin kaynağı deneylerimizdir.Duyulardan aldığımız ham malzeme bilinç tarafından işlenerek kavramlaştırılır.Kavramlar bize nesnelerin genel özlerini verirler.Bir şeyi bilmek onun özünğn etkilerini kavramlaştırmak demektir..Kavram bir anlamda nesnenin özünün bilinçte yansıması demektir.Bu yansıma,kavram,objesi ile çakışıyorsa doğrudur,elde ettiğimiz bilgi doğrudur.Insan bilgisinin sınırları vardır,varlığın tüm gizleri akla açık değildir.Akıl yanlızca duyu verilerimizle algıladığımız olguların bilgisinin elde edebilir.Algılayamadığımız alan,inancun konusudur..Inancın alanına giren gizler akla aykırı değildir: ama aklın kavrama gücünü aşarlar,bunun için bilemeyiz.Teslis Mesih Isanın insan olarak yeryüzüne inmesi,Insanın tanrının inayetine kavusması gibi konular insan aklının sınırlarını aşar..bunları bilemeyiz,yalnızca inanırız.Bunun yanısı sıra Tanrını varlığı ve maddi olmayan gerçekliği akıllı kavranabilir,bilinebilir ve kanıtlanabilir.Plotinos ve diğer mistiklerin ileri sürdükleri Tanrı'yı bir anda doprudan mistik kavrama insana kapalıdır. Insan vahiyin açıp aydınlattığı gizleri anlayıp kabul etmek için bilir. Bilgi vahiy ile verileni benimseyip kbaul edebilmem için ön koşulları hazırlar..
Insan bilincini ve varlığı belirleyen kategoriler aynıdır,bu kategoriler hem düşünmenin ve hemde varlığın yasalarıdır.Varlığı ve düşünmeyi belirleyen temel kategori çelişmezlik ilkesidir..İki alanın belirleyici yasalarının aynı olması,bilincin algılanabilir maddi dünyanın doğru bilgisini elde etmesini olanaklu kılmaktadır..Bilincin belirleyici ilkesi olarak çelişmezlik ' Hic bir seye aynı anda hem evet hem hayır diyemem ' önermesi ile dile gelir.; varlığı belirleyen bir ilke olarak da ' Var olan bir sey aynı anda yok olamaz ' biçiminde dile gelir..Çelişmezlik ilkesinin yanı sura ' Hi bir etk nedensiz değildir ' ve ' Bütün kendini oluşturulan paröalardan büyüktür ' gibi aksiomatik dogrularda hem bilinicimızı hemde bilincimizin dışındaki nesneleri belirleyen doğrulardır..
Temel kavramların real karşılıları vardır.Tümek kavramlar nesnelerin özsel formalarıdır,özüdürler.Bir nesne ancak özü sayesinde kendisi olabilir; nesneyi o nesne yapan zorunlu belirleyici onun özüdür.Özsel formlar madde de bir tohum gib saklı olarak önceden bulunurlar; bunların belirli bir ereğe göre açılıp maddeye form kazandırmaları varlıktaki oluşumu başlatmıştır; maddenin form kazanma süreci oluş yokuluş sürecinin kendisidir.. Belirli bir form değişik maddeler bölünerek o formun cinsinin çeşitli örneklerini gerçekleştirir. Oluşu başlatan ve ereğini belirleyen Tanrı'dır; her insan ruh da ,kişiliği olan,Tanrının özel yaratısı bir özdür...
Thomas Ontolojisi bir basamaklar ontolojisidirç Varlık Belirli aşamalar içeren basamaklardan oluşmuştur
1. Basamak en alt da yer alır ve camsız nesnelerden oluşmuştur
2 . Basamak organik gücün basamağıdır; bitkilerden oluşur. Bu Basamakta ' can ' ortaya çıkmıştur,ama yanlızca besleneme üreme çemberi içinde vardır
3 . Basamakta hayvanlar yer alır.Bu basamakta algı ve algılanana tepki gösterme ortaya çıkar
4 ).Basamak insanın yer aldığı basamaktır.Insan kendini çevresini ve ne yaptığını bilir.Bu basamakta yer alan insan ruhu kendine bir içe bükülme ile yönelebilir
5.Basamak ,meleklerin basamağıdır.Melelekler duyu verilerine gereksimim duymadan bilebilir
6.Basamak en üst basamaktır ve burada Tanrı yer alır.Tanrıda artık öz ile varoluş bir ve aynıdır,öz,varolus ortadan kalkmıstır..
Thomas Tanrını varlıpını Anselmusun Ontolojik kanıtından farklı bir biçimde felsefe tarihinde ' Kozmolojik tanı ' diye bilinen bir yaklaşımla kanıtlamaua çalışır.Thomas' a göre hareketin varlığı kuşku götürmez bir biçimde açık ve seçiktir ama varlıkta hareketin var olması ,bizi kacınılmaz biçimde bir ilk hareketin varolduğu bilgisine götürür; cünkü bunun ters insan akli tarafından kabul edilemez.İlk Hareket'de bir başlatıcı'nın varlığını kaçınılmaz kılar,işte bu 'başlatıcı ancak Tanrı olabilir.Aynı biçimde alıgılanabilir bu dünyada relativ iyinin varlığı bizi şeyleri kendisinden pay aldıkları ' mutlak iyinin bilgisine götürür,' mutlak iyi olan da yanlız Tanrıdır..
Thamos'ın erhği akılcıdır.Insan ruhundaki yetenekler belirli bir basamaklar düzenine sahiptir; bu sıra düzenine sahiptir; bu sıra düzenin en üstünde akıl,aklın bir altında akıl tarafından zorunlu olarak belirlenmiş olan kendi özgürlüğüne sahip irade bulunur. Irade özgürdür..ama akıl ethik degerleri taşır ve iradeye bu değerlere uygun hedefler gösteriri..Iradenin özgürlüğü ahlaki eylemin öz kosuludur ancak iradenin özgğr oldugu durumlarda ahlaki davranıslardan söz edilebilir.İrade kendi özgürlüğünün hic bir sınırlamaya uğramadan ,aklın taşıdığı ahlak değerlerine ve hedeflere göre yaşama geçirdiği durumlarda insan davranışlaır ve eylemleri ahlakidir,erdemlidir.. Thomas Klasik yunan felsefesinin dört ana erdemine ( cesaret,ölçülük,bilgili,adalet )üç yeni erdem ekler ( Inanc,sevmek,umut).Tanrı devletinin bir gün mutlaka gerçekleşeceğini ummak,o gün tüm inanların Tanrının inayetine kavusacağına ummak
Thomas genelde Aristoteles'ci bir düşünürdür. Thomas içinde insan Zoon Politikon ( Toplumsal canlıdır ) Bundan ötürü Tanrının iradesine uygun olarak develt zorunludur ve doğaldır.. Tanrının iradesine uygun bir yapı olduğu için devlete ve yönetenlere itaat,mutlak yerine getirilmesi gereken br görevdir.Devletin en temek ve kutsal amacı,sonunda Tanrının inayetine kavuşacak olan insanı erdemli bir yaşam biçimi içerisinde yetiştirmktedir.Thomas devlet içinde kilisenin konumunun incelerken,kiliseye devletin üstünde bir yer verir; çünkü kilise bir gün mutlaka gerçekleşecek olan Tanrınnın Devletinden Tanrının inayetine kavusacak olan insanı hem hazırlayan ve hemde ona Tanrı katından aracılık eden kurulustur...
Petrus Abaelardus ( Pierre Abelard ) 1079 Bretagne dogumludur,21 Nisan 1142 de Bourgogne Saint Marcek manastırından öldü..Tüm Ortaçağın gerek serüven dolu yaşamı gerekse verdiği dersler ,yazdığı kitaplarla en ilgin kişisidir.. Babası bir şövalye idi,en büyük oğlu olmamnın verdiği sövalyelik ünvanı ve parasal mirası redederek Paris'e felsefe öğrenimi için gitti.Paris Katedral okulunda ünlü Champeauxlu Guillaume'nin öğrencisi oldu.Çok geçmeden hocası ile arası açıldı; hocasına getirdiği eleştiriler ona üm kazandırdı isede pek cok düşmanı oldu..1102'de Paris yakınlarında Melodonum da kendi okulunu açtı ve dialektik derslerini vermeye başladı.Bir süre sonra okulunu Paris'e komşu olan Corbeil'e taşıdı ve bu gezgin yaşamının ömrünün sonuna kadar sürdürdü; okuldan okula dolaşarak dersler verdi..Bir ara ünlü Laon'lu Anselme'den ilahiyat dersleri almak için laon'a gitti..ama Anselme ile de anlaşamayarak Paris'e döndü ve Paris'de halka açık dialektik dersleri verdi; bu arada özel öğrencileride oldu.Bu özel öğrencilerinden biride Charters Katedrali rahipleinden Fulbert'in yeğeni genç ve güzel heloise idi..Abaelardus ve Heloise birbirlerine aşık oldular ve Astralable adını verdikleri bir oğulları oldu; doğumdan sonra gizlice evlendiler ama herkesle beraber kilisede bu aşkı ve gizli evliliği öğrenmişti.Kilise hareket geçmeden heloise Paris dışındaki Argenteuil manastırına sığındı.Horlanan ve aşağılanan Abaelardus utanç içinde Saint Denis Manastırın'da inzivya çekildi; Heloise sığındığı manastırda rahibe olarak yasal işkenceden kurtuldu; ama aşkları tüm yaşamları boyu sürdü...
Keşişliğe kabul edilen Abealardus,Manastırda ilahıyatın problemleri ile ilgilendi ve kitaplar yazdı: eseri Theologia ( 1121 ) Soissons konsilinde ağrı biçimde eleştirilerek heretiklikle suçlandı ve törenle yakıldı; Abealardus da Saint Medard Manastırında gözetim altına alındı.Saint Denis Manastırına dönünce Sic et non ( Evet ve Hayır ) adlı kitabını yazdı.Bu kitapta ağır eleştiriler alarak heretiklikle suçlandı; yargılanmaktan ve işkenceden kurtulmak için Champagne Kontu Theobald'a sığındı.. Burada kendini izleyen öğrencilerin zorlaması ile halka açık dersler vermeye başladı..Buradaki dersleri de kilisenin yoğun eleştirisine konu olunca Hristiyan dünyasından kaçıp Inzivaya çekilmeyi düşündü..ama kendisini sevenlerin ve öğrencilerin arasına girmesi ile Bretagne'nın ıssız köşelerinden Saint Gildas de Rhyus Manastırına baş keşiş seçildi.. Buradada cok kalmadı; çünkü diğer keşişlerle manastır yaşamı ve hristiyan dogmaları konusunda ilişkileri bozuldu.. Abealardus kendisini öldürüceklerini öğrenince bu kez bir zamanlar kaçtığı Fransa'ya sığındı
Fransa'da sevgilisi Heloise bir rahibe kuruluşu olan Praclete'nin başkanı olmuştu.. Abealardus by kuruluşun başkeşişliğine getirildi. Burada ilahiler besteledir; Heloise ile beraber birbirlerine yazdıkları ve Hristiyan inancını anlatan mektuplarını kitap haline getirdiler..1135'te Mont Saint Genevieve de dersler verdi.. ' Scitı re İpsum ( Kendini Bil ) ve Dialogus inter philosophum,judeum et Christanum ( Bir filozof,bir yahudi ve bir Hristiyan arasında dialog) adlı kitapları yazdı..
Gerek kitapları gerekse Mont Sainte Geneviebe'de verdiği dersler yüzünden Kilise ile bir kez daha başı derde girdi.1140'da Sens'de toplanan Konsil,Abaelardus'u ağır biçimde eleştirdi ve suçladı.Papa II Innocentus konsilin kararını onaylayarak Abaelardusu'u Cluny Manastırına sürdü..Yaşlı,yorgun ve acı dolu Abealardus bu manastırda inzivaya çekilde ve burada oldu
Eserleri
Sic et non ( Evet ve Hayır )
Scito te ipsum ( Kendini Bil )
Dialogues inter philosophum,Judaeum et Christianum ( Bir Filozof,Bir Yahudi ve Bir Hristiyan arasinda dialog )
Theologia Summi Boni ( En yüce iyinin tanrı bilimi )
Theologia Cristana ( Hristiyan tanrı bilimi )
Historia calamitatum ( Tasaların öyküsü )
Abaelardus ontolojinin ve bilgi kuramının problemleri ile doğrudan ilgilenmemiştir.,skolastiğin ünlü düşünürleri ile yaptığı yazılı ve sözlü tartışmalarda dialektiğe dayanan bir dil felsefesi geliştirmiştir..Compiegeneli Roscelin ünlü bir nominalist düşünürdü.Roscelin'e göre tümellerin ontik bir karşılığı yoktur,bunlar içi boş terimlerdir..Rosceline'in tam karşıtı olan çağın bir diğer düşünürüde Champaux'lu Guillaume idi..Guillaume ise Tümellerin ontik gerçekliğe sahip olduklarnı ileri sürüyor,bir anlamda Platon'un idealar'ının geçekliğini savunuyordu..Abaelardus hem Guillaume ve hem de Roscelin ile uzun tartışmalara girdi ve ikisininde görüşlerini çürütmeye çalıştı..Abaelardus için problem terimlerin doğru ve anlaml biçiminde nasıl kullanılabileceğini göstermekti...Abaelardus için terimlerin ontik varlık alanındaki şeylerin varlığını ve doğruluğunu kanıtlamada yeterli olması kuşkuludur...
Sic et Non ( Evet ve Hayır ) adli kitabından dialektikçi olarak terimlerin zaman içerisinde yüklendikleri sürekli değişen anlamlarını ayırt edebilmenin kurallrı ile görünürdeki anlam çelişkilerinin nasıl uzlaştırılabilecceğinin yöntemlerini araştırdı.Bu araştırmalarını yaşama geçirme çabası,başına olmaz işler açtı.. Eldeki mevcut metinleri ünlü sic et non yöntemini uygulayarak dialektik açıdan şehit St Denis,kilisenin kabul ettiği gibi Pavlus'un Hristiyanlaştırdığı Areipogoscu Dionyssıs olarakda biline Atina'li Denis ile hiçbir ilgisi olmadığını iddai eder Bu iddia Aziz Denis'in adına kurulan Saint Denis Manastırı keşişleri ve galyalılar için ulusak bir kahrman olmasından ötürü,Fransa Kralının da büyük bir tepki göstermisine neden oldu; canını Kont Theobald'a sığınarak kurtardı..
Scito et İpsum adlı kitabında ahlak problemlerine değindi. Abaelardus için insan davranışlarının şöyle yada böyle olmasını onu ahlaklı veya ahlaksız kılmayacağını,Tanrı'nın gözünde değerli olanın eylemler olmadığını ,bu eylem veya davranışları belirleyen 'niyet' olduğunun ileri sürdü. Günah,davranışların nasıllığı ile işlenmez,yanlışlığını bilerek,özgür irademizle katıldığımız eylemlerin sonucunda açığa çıkar..
Abaelardus felsefenin geleneksel problemleri ile ilgilenmemiştir.. O,Özgün bir filozof değildir,bir felsefe işçisidir. Genel anlamda Dil felsefesi diyebileceğimiz problemlerle ilgilenmiştir.. Felsefeyi Otaçaın kullanığı anlamda dialektğin problemleri ile sınırlı görmekle sonraki yüzyıllarda Semiotik adlı yenir bir arastırma ilk öreneğini vermiştir....
Anselmus ( 1033/34 Aosta Lombardia - 1109 Canterbury Ingiltere ) soylu ve zengin bir aileden geliyor; iyi bir eğitim gördü; özellikle latince konusunda uzmanlık düzeyinde bir eğitim aldı..Babası Gondolfa'nun tüm karşı gelmelerine rağmen papaz omayı seçtive 1057'de ünlü Lanfranc'ın öğrencisi olmak için Normandiya'daki Bec Benedicten manastırına gitti.1078'de Bec manastırı başrahibi oldu..1078'de Ingiltere'de Norman egemenliğini kuran I.William ,Bec manastırına Ingiltere ve Normandiya'da topraklar bağışlado.Anselmus İngiltere'deki manastır toprakları üzerinde ,Chester'de yeni bir manastır kurarken I.William'ın oğlu II.William ile tanıştı ve onun teklifini kabul ederek 1093'de Canterbury başpiskoposu oldu...Daha işin başında kral ile anlaşmazlığa düştüler..Anselmus'tan önce Kral tarafından Başpiskoposluğun topraklarını bir kismina el koyulmuştu ve Kral papalık makamı konusunda savaşım veren karşı papa III.Clemens ile II.Urban arasında ikil oynuyor,Roma'ya karşı kendi iktidarını pekiştirmeye çalışıyordu..Anselmus,Manastırın el konulan toprakları geri verilene ve Papa olark II.Urban tanına kadar görev yapmayacağını bildirerek direniş geçti...Sonunda Kral Kilisenin gücü karşısında boyun eğdi Anselmus'un koşullarını kabul etti..( 1093 ) Ama kisa bir süre sonra Kral Anselmus'un Papa'dan 'pallium'u' almak için gitmesine izin vermedi...
Bu ıolat kilise ve krallık arasında yeni bir krizin doğmasına neden oldu.Kriz iki yıl sürdü.1095'de toplanan Rockingham sinodunda Ingiliz piskoposlar kralın yanında yer aldılar,bunun üzerine Anselmus'ta Kralın elinden Palliumu almayi redetti....Kral'ın istediğini yaparsa ruhi konulardaki erkin kralların ve beylerim eline geçeceğini bununda Mesih Isa ve onun kilisesine karşı günah işlemek olacağını öne sürerek Ingiltereyi terk edip Roma'ua gitti.II.William kiliseye larşı verdiği bu savaşımda fazla ileri gitmeden,kilisenin aforoz silahinı kullanmasına fırsat vermeden Ingilterede hukumranlıgını pekistirmeye calisti.Bu savaşım,feodal beylerle kilise arasındaki iktidar savaşımıiOratçağ boyunca tüm avrupa topraklarında sürmüştür..Bu savaşımda İngiltere Kralları Roma'ya uzaklıkları nedeni ile srekli olarak kiliseden tavizler koparmasını bilmişlerdir...
1098'de Bari Konsilinde Filioque ( kutsal ruh ) yi Istanbul patrikhanesine bağlı kiliselere karşı savundu ve Konsil'den piskoposların ve papazların atamalaına siyasaş erkin karışmaması gerektiği konusunda bir karar çıkarttı.Bari Konsilin'den hemen sonra Capu yakınlarındaki Liberi köyünde inzivaya çekildi;Unlü eseri Cur Deus homo ( neden Tanrı-Insan ) adlı eserini burada yazdı.. 1100 de I .Henry tahta çıkınca Ingiltere'ye döndü,ama kısa bir süre gene kralla kilise nin yetkileri konusunda anlaşmazlıga düştü..1103'le 1106 arasında makamini bırakarak sürgüne yollandı..1107'de Kral I Henry Westminister sinod'unda kilisenin isteklerini taktis töreninden önce papazların Kral'a bağlılık yemini etmeleri karşılığında kabul etti..Roma,1163'te Anselmus'u Aziz,1720'de Kilise Bilgini ilan etti..
Eserleri :
Dialogus veridates ( Hakikat üzerine dialog )
De divintatis essentia monogligium ( Yaradanın özü üzerine monolog )
Cur deys homo ( Neden Tanrı -Insan )
Anselmus ortaçağın hristiyan idelojisinin büyük filozoflarından Augustinus'un izinden yürümüş; ustasının bilgi kuramını ve ontolojisini geliştirmiştir.Augustinus'un Creto ut intellima ( anlamak için inanıyorum ) önermesini kendi bilgi kuramı için hareket nokta olarak almıştır..tek ve yüce bir amacı vardır; inancın gizemnini ( mysteium ) akıl ile temellendirmek.Bilginin algılanabilir objesi tarafından kanıtlanması ve denetlenebilir olması önemlidir... Doğru bilgiye ancak doğru yargı ile ulaşılır...Doğru yargı ve kavramlarla yapıaln doğru bir akıl yürütmenin sonucu ulaşılan bilgi doğrudur ve bu bilginin kabul ettiği ' sey ' in gercekliğnden kuşku duyulmaz..
Anselmus kavram ve yargılardan hareketle ' sey'in gerçekliğini,akıl yürütme ile kanıtlar; ve bir tek amacı vardır.Inancın gizemini akılla temellendirmek,anlaşılır kılmak.Tanrının kaçınılmaz biçimde varolması gerektiğini aynı yöntemle kanıtlar;bu kanıtlama biçimi 'Ontolojik Tanrı tanıto ' diye bilinir..Kendinden daha büyüğü tasarlanamayanın Tarnının varolmadığını düşündüğünüz anda.O artık 'kendiden daha büyüğü tasarlanamayan şey ' değildir; yargı varolmak yüklemini ( praedicatum ) yitirmiştir..o ' kendeinden daha büyüğü tasarlanamayan ' en yetkin varlıkatn bir şeyler eksilmiştir,bu eksiklik,tanımı taşıyan yargı ile çelişir..Çelişki doğru bilginin dolayısıyla bilginin objesinin yadsınmasıdır..Tanrı eksikliği taşıyamaz.O'nun bilgisindeki ontolojik çelişkinin karşıtlığı Tanrı'nın en yetkinliğinin yadsımasıdır.. oysa bu kavramsal ve ontolojik olarak olanaksızdır,birbiri ile çelişsen iki yargının her ikisinin de doğru olarak kabul edilmesidir, ve bu kabul edilemez.Öyle ise Tanro ' kendisinden daha büyüğü tasarlanamayan şey' olarak ' en yetkin varlık ' olarak vardır...
Algılanabilir gerçekler dünyasının varlığı da kuşku içermez,algılanabilir objeler dünyasıda mutlak varlık olan Tanrıdan pay alarak varolmuşlardır.O'nun iradesinin ürünüdürler.Aynı biçimde ' mutlak değerler ' 'mutlak iyi' de bu nesneler evrenindeki 'iyi olan şey'in deger taşıyan seyin kaynağıdır... Her sey mutlak varlık olan Tanrı'nın iradesi doğrultusunda vardır ve bir değer taşır
Insanın ilk günahım kibrinden kurtulup Tanrı'nın inayet'ine kavuşmada ancak Ogul'un ( Logos ) Tanrının ( Baba ) izni ile insan bedenine bürünüp kendini kurban etmesi ile olanaklıdır.. Bunun tersi,yanı eksik ve günahın kirini taşıyan insanın günahının kefaretin Tanrıya karşı ödeyebilmesi düşünülemez bile.. Böylesine kalıcı bir günahın ( Tanrıa başkaldırma ) kefareti ancak Tanro ile aynı özden olan Oğul tarafından ödenebilirjki buda Tanrının yaradılış planına uygun olarak Mesih Isa tarafından insanlık adına ödenmiştir..
Insan akıl sahibi bir varlık olarak aynı zamanda özgür olma yetkinliğinede sahiptir.Ama özgürlük kötüyü seçebilme yetkinliği değildir,özgürlük iyiyi seçebilme yetkinliğidir.Iyiyi bulabilme yetkinliğinden istenmediği halde günah çıkabilir ve günah ceza ile ödenmelidir.. çünkü istenmeden bile olsa özgür olam yetkinliğinin bir sonucudur.Insan,aklı olan bir varlık olarak olmak zorunda olduğu şeyi olmak istemeli,Tanrının iradesine boyun eğmelidir.Bu insanın adaletli olmasını sağlar.Insan Tanrının iradesini anlamalı ce özgürlük yetkinliğini yasama geçirerek,olmak zorunda olduğu şey olmaya çalışmalıdır.. özgür iradesinin tanrının iradesi ile uyum içerisinde tutmalıdır... Davranışlarını özgür iradesi belirlerken iyi niyet iradesini yönlendirici olmalı; çünkü bunun tersi ceza korkusu ile korunan ahlaki davranıştırki bu da yetkin bir ahlaki davranıs değildir... Mutluluk ancak böylesine yetkin bir ahlaki yaşamın sonucunda kazanilabilir; yoksa mutluluga kavusma anacı ahlaki değildir.. adaleti istemenin belirleyecegi bir yaşam kişiye huzur ve mutluluk verir...
Seneca Lucius Annaeus ( M.Ö 4-MS 65 ) Roma'nın soylu ve zengin bir ailesinden geliyordu;Cicerı gibi eklektik bir felsefeci,kendisini stoacı okulun Roma'daki ba, temsilcisi olarak görür.Pek cok yapıtı vardır.en ünlüsü Epistole morales ad lucilium adını taşıyan ethik kitabıdır.Kitapları gunumuze ulaşmıştır..
Imparator Neron'un öğretmenliğini yapmış ve imparatory etkilemiştir.Bir stoacı olan Seneca ,İmparatoruda br stoacı olaak eğitmeye çalışmıştır..Neron Annesi Agrippa'yı öldürtmedne önce ,anneyi öldürtmenin stoacı ahlaka uygun olduğu konusunda Seneca'nın onayını almıştır..Neron' a annesini öldürtmenin tam bir stoacı davranıs olduüunu söyleyen Seneca M.S 65 'de kendisinin de tam bir stoacı olduğını göstermiş ve Neron'un emri ile intihar etmiştir...
Neron'un öğretmeni ve danışmanı olarak imparatorluk sarayında büyğk bir lüks içinde yaşayan Seneca,Neron'nun tüm cinayetlerini izler,onaylayıp kurumsal açıdan Stoacı felsefeye uydurmaya çalışırken kendiside kan ve işkence batağındadır.,ama sirk oyunlarını ve gladiotor oyunlarını stoacılığa aykırı görmüştür.Romalı egemenlerin tüm politik yaşamlarında uyguladıkları çifte standart Roma kilisesine miras kalmıştır..
Seneca tüm kitaplarında tutarlı bir stoacı gibi yaklaşır felsefenin problemlerine;Stoacı felsefenin Panteizmini benimser.Ahlak problemleri Stoacılğın Individıalizmi ile bireyin devlete karşı olan görev ve yükümlülüklerini uzlaştırmaya çalışmıştır.Kitapları Roma tarihi için önemlidir..
Cicero,Marcus Tullius ( MO 106-43 ) Roma cumhuriyetinin son yılları ile Jules Ceaser'in askeri diktatorluk ve imparatorluğa geçiş doneminde yasadı.. Roma senatosu uyesi idi,Konsulluk ve genel valilik yaptı .Unlu sıyaset adamı ve dil ustası idi.Gencliğinde Atina ve Rodos'da çağın ünlü okullarında Yunanlı felsefe ustalarını dinledi ve klasik yunan felsefesini ogrendi.Imparatorluga geçiş dönemi siyasal kargaşanın kurbanlarından biridir,sürgün edilidi ve sonrada oldürüldü,Pek cok kitabi ve denemesi vardır
De natura deorum ( Tanrıların dogası üzerine )
Disputationes Tusculane ( Tusculum tartısmaları )
De finibus honorum et malorum ( En yüce,iyi ve kötü üzerine )
De re Publica ( Devlet üzerine )
Delegibus ( Yasalar üzerine )
Questiones Academicae ( Akademilerin problemleri )
Cicero klasik yunan felsefeini Latinceye buyuk bir ustalıkla uygularken felsefenin iki temek disiplini üzerinde durmustur.Bilgi kuramı ve Ethig.Philonun öğrencisi olan Cicero Bilgi problemlerine yaklasımı ile tam bir akademialıdır..Karneadesin kuskuculuguu benımser ,kesin ve generl gecerli bilgi yoktur.Bilgi olasıdır..
Ethij problemelre yaklasımı ile Stoa Ethikini benimser.Cicero felsefi bilginin ,özellikl ethik bilginin devletin yararına ıyı vatandas eğitmede,yetiştirmede kullanılmasını ister.Felsefeye devlet için iyi insan iyi vatandaş yetiştirme görevini yükler.Cicero'da çok belirgin olan eklektisizm tum Roma felsefesinin en onemli ozelliğidir.
Cicerı'nun en büyük özelliği Latinceyi kullanmada gösterdiği ustalıktır,siyasal basarılarındada bu ustalığının ürünü plan söylevlerin katkısı büyüktür...
Klasik yunan felsefesni gününden örnekler vererek Latinceya aktarmıstır .Felsefi terminolojinin kurulmasında ve gelişmesinde buyuk katkıları olmustur.Bugun kullanılan felsefi terminolojinin buuk bolumunu cıceroya borcluyuz.Felsefenin toplum problemkerinde soyutlanmıs zararsız bir gevezelik olmadıgını vurgulamıstı. Cicero'ya göre filozof yanlızca kurumsal problemlerle uğrasan ,fildisi kulesıne kapanmus biri değildir.,olmaması gerekir,onun toplumsal görevleri ,amacları vardır yada olması gerekli,ünkğ insann eylemsel yanı daga ağır basar
Cicero ethik problemlere toplumsal yaklasımı ile Stoa Ahlakından ayrırlı,Cicero için ethikin ana problemi,topluma sırtına donen bireyin mutlulugu degildir.Ciceroda birey bir toplum içerisinde yasayan ve yaşadığı topluma karşı,devletine karşı yükümlülükleri olan bireydir.Stoacı ahlak görüşünü individualisme cikmazsında kurtarmata calısan Cicero için ideal toplum Roma toplumudur .
John Wycliffe ile çağdaş ama daha genc olan bir çek aydını.Orta Avrupa'da Prag'da Wycliffe'i okudu ve vaazlarında Wycliffe'in tezlerini savundu ama,o Wycliffe kadar şanslı değildi,yaşadığı bölge Roma'ya yakındı ve enternasyonalist hristiyan ideolojisine karşı direnebilecek bir Çek ulusçulugu ,Ingiliz ulusçuluğu kadar gelişmemişt,.Sonuc Kiliseye yarasır bir vahsetti.Kilise Onu hain bir tuzaga cekti ve yok etti...
Bu Çek aydının Jan Hus'du ( 1372 Husmec Bohemya - 1415 Konstanz ) yoksul bir ailenin çocuğu idi,on üç yaşında Prachatice kentinde Latince eğitim yapan bir okulda eğitimine başladı..Daha sonra,on sekiz yaşında,Prag Üniversitesine girdi..Çok ağır kosullarda okudu,yoksuldu,çalışmak zorunda idi; 1394 yılında mezun oldu ve iki yıl sonra aynı üniversiteye ögretim görevlisi olarak döndü..Prag Universitesinin Güzel Sanatlar Fakültesinde Aristoteles ve John Wycliffe'nin felsefeleri üzerine ders verdi.Papazlik yetkisi aldı ve Prag'daki Bethlehem Şapeline vaiz olarak atandı (1402).. Burada vaazlerini latince yerine çekce verdi ve Wycliffe'nin eserlerini vaazlerine konu yaptı..Jan Hus Betjlehem şapelinde on iki yıl bai vaizlik yaptı.Onun vaizlik döneminde Bethlehem Şapeli Çek ulusak hareketinin ve dinde reform hareketinin merkezi oldu..
Jan Hus ,Prag Universitesinde ve Bethlehem Şapelinde Wycliffe', anlatırken aynı Üniversitenin öğretim üyelerinden Alman Johann Hubner Wycliffe nin eserlerinden 45 maddelik bir alıntıyı çok ağır eleştiriyor ve herektiklikle suçluyordu,bu suçlamalarda ağırlık,Wycliffe nin komünyon ayini ile ayinin dayandırıldıgı kuramsal temeller üzerine yaptğı elestiriye veriliyordu..Hübner Hristiyan ideolojisi açısında hakli idi,Çünkü kominyon ayini ile yaşama geçirilen kuram kapalı metafizik bir sistem olan Hristiyan ideolojisinin temel Postulatlarından biri idi;eğer bu postulatı kaldırırsanız tüm sistem,tüm ideoloji çökerdi...Hübner'in Wycllife yönettiği suçlamalar sonradan bir heretiklik kuralı oldu ,Engizisyon mahkemelerinde ve ilahiyat tarışmalarından kullanıldı...J.Hus'da Wycliffe'nin tözün değişmezliği görüşünü yadsıyor komünyon konusunda kilisenin görüsünü paylaşıyordu..
J.Hus Prag Universitesinde verdiği derslerde kilisenin resmi görüşünü ( şarapla ekmeğin İsa'nın eti ile kanına dönüşeceğini ) kabul ediyor,eleşterilerini Kilisenin yapısına ve örgütlenme biçimine yönetiliyordu... Hus'un hocası Znojmolu Stanislav v arkadaşi Stephan Palec is J.Hus'u komünyon ayinleri konusunda Roma'ya teslimiyet ile suçluyorlar ve bu konuda Wycliffe'nin komünyon ayinlerini putperestlik ,Papa'yı da Deccalıkla suçlamasına katılıyorlardı... Baslangıcta Prag Universitesi ve Bethleem Şapel'i çevresinde başlayan kiliseye yönelik eleştiriler gittikçe büyüyen dalgalar halinde Orta Avrupa'ya yayılmaya başlayınca Roma'nın dikkatini çekti ve sonunda Palec'le ,Stanislav'ı ' Curia Romana'ya aldılar...bir süre sonra her ikiside yeniden programlanmış olarak Prag'a döndüler,artık yanlız Wycliffe'i degil J Hus'u da herektiklikle suçluyordu....
Roma J Hus'u da Curia Romanaya aldırmak istedi,ama J.Hus Kral Vaclav'a ve Kraliçeye sığındı,Roma'ya gitmedi..Hus Roma'ya gitmeyişini iki nedene bağladı..
1- Düşmanları ( kilisenin ajanları ) onu yolda öldürmek için tuzak kurmuşlardı;
2- Papalık mahkemesinde Tanrı Adaletinin bulunduğuna inanmıyordu.Bir reformcu olan Başpiskopos Zbynek Zajik,J.Hus'u birazcık olsun koruyabilmek için ,bir heretik olarak degilde yalnızca Roma'nın emirlerine uymadığından ötürü aforoz edilmesi için Papa ve Kardinallere hediyeler yolladı;çünkü heretiklikle suçlanarak aforoz edilmek son derece ağır bir ceza idi,böyle bir suçla cezalandırılan kişi ancak Hristiyan ulkeleren kaçıp Musluman bir ulkeye sığınırsa yasayabilirdi..Başpiskopos Z.Zajik'in rüşveti işe yaradı.Papa heretiklik suçlamasını geri çekti.J.Hus'u yalnızca Papa'nın çağrısına uymadığı için aforoz etti...
Bu uyarıya rağmen J.Hus,Universitedki derslerinde ve Bethlehem Şapeli'ndeki vaazlarında Kiliseye yönelik eleştilerini sürdürdü.. Gittikçe J. Hus yanlıları çoğalıyor ve Roma 'nın hemen yanı başında papalığın egemenliğini yok edecek bir süreç başlıyordu.Papa'nın baskıları sonunda Başpiskopos Zbynek Zajik bu kez J.Hus'u heretikle suçlayarak aforoz etti.J.Hus'a verilen bu ceza karşısında ,ülkesinin ve devletin kirlendiğini iddia eden Kral Vaclac Başpiskopos ve kilise üzerinde baskı uyguladı...Baspiskopos kaçtı,kaçarken Kral'ın emrine uyan her görevliyi heretiklikle suçlayarak aforoz etti.ve Prag'ın tüm kiliselerine ayin yasagı koydu.Durumun böylesine gerilmesi karşısında Kral ve kilise bir hakem kurulu kurarak taraflari yargıladılar.Sonuçta Başpiskopos krallık görevlilerine getirdiği heretiklik suçlamalarını ve ayin yasağını kaldırdı..ayrıca Papa'ya J.Hus hakkında verilen aforoz cezasının kaldırılması için başvurmayı kabul etti.. Zajik Ktal'a verdiği tavizlerden ötürü Papa'nın kızmasından korkarak dehşete kapılıp Macar Kralı Sigismund'a sıgınmak için kaçtı.Ama Bratislavada öldü..Söylentiye göre Yüksek Hakem kurulunda Kiliseyi ve Papa'yı yeterince savunmadığı için Curia Romana olduğu hiç bir zaman kesin olarak kanıtlanamadı..Böyle bir kanıt bulmak o yüzyılda imkansızdı.Kilise düşmanları karşısında iki ayrı cezalandırma yöntemine başvuruyordu
1- Eğer cezalandırılıcak kişiyi yargılamakla Kilisenn propaganadası yapılabilecekse ve yargılama kitleleri sindirma aracı olabilecekse Engizisyon Mahkemesi devreye girer suçlanan kişi engizisyonda yargılanır,meydanlarda halkın önünde işkence ile öldürülürdü..
2-Eğer yargılamak ve mahkeme kararı ile öldürmek ,Kilisenin aleyhine olacaksa,o zaman devreye Curia Romana girer ve genellikle zehir kullanırdı..
Kilise zenginleştikçe ,gücü arttıkça kendi içinde gücün ve servetin paylaşmasından kaynaklanan savaşım artık saklanamaz,üstü örtülemez bir duruma gelmişti.Paylaşılmayan servetten ötürü papaların sayısı önce ikiye sonra üçe çıktı ve aralarında son derece kanlı ve zalimce bir savaş başladı,1411 de Karşı Papa XXIII.Johannes kendisini Roma'dan Napoli Kralı Ladislas'ın desteği ile sürüp çıkaran Papa XII.Gregorius'a karşı bir haçlı seferi başlattı.. XXIII Johannes ,savaşı finanse edebilmek için endüljans satılmasını buyurmuştu..J.Hus endüljans satışlarının Hristiyanlığa aykırı olduğunu ilan etti ve Hristiyanların bu buyruga uymamasını istedi..Ama Endüljans satışından beslenen yanlız kilise değil,aristokraside bu gelirden payını alıyordu.J.Hus'un endüljans satışlarını eleştiren vaazlarından sonra Prag halkı ayaklandı ve Papa XXIII Johannes'in endüljans kararlarını yaktılar.Durumun gittilçe gerilmesi ve denetim dışına çıkması üzerine Kral,tarafları Prag Şatosunda bir toplantıya çağırdı;toplantı sonunda Kraliyet meclisi,endüljans'a ve satışına karşı gelmeyi ihanetle,heretikle suçladı ve direnişte başı çeken 3 çek genci Prag'ın en büyük meydanında başı koparılarak öldürülür. J.Hus 'da heretiklikle suçlanarak aforoz edildi ve ayrıca görülmedik bir biçimde cezalanadırılarak Prag'dan kaçmaya zorlandı.J.Hus ,pragda yasadıkca tum kiliseler kapalı olacak ve hiç bir ayin yapılmayacaktı.Bu durumda Hus,Prag'ı terk ederek yandaşı Bohemyalı aristokratlara sığındı; iki yıl boyunca Bohemya şatolarından gizlenerek düşüncelerini yazdı.Bu iki yıl içerisinde ' De ecclesia ( Kilise üzerine ),Inancın acıklanması ' ' Rabbin Duasının Açıklanması' adlı ünlü eserlerini yazdı.geçmişte vermiş olduğu vaazları 'Postila ' ( sonradan ) adıyla bir kitapta topladı.J.Hus kitaplarını ulusal dili olan Çekce yazdı.Kilise bunu bir başkaldırı olaraka kabul etti.Çünkü ilahiyat konulu yazılar kilisenin dili kabul edilen latince olarak yazılırdı...
1411'de Macar Kralı Sigismund Almanya'nında Kralı seçildi ve Zikmund adını aldı.Kral Sgismund iki papann varlığından kaynaklanançatışmalara son verebilmek için XXII Johannes ile anlaşarak Konstanz'da bir konsil topladı.Bu konsile j.Hus'uda çağırdılar;Hus kuşkulandu,gitmek istemedi.Kral Zikmund Hus'a kefil oldu,can güvenliği için kral sözü verdi,Papa'da Hus'la iligi tüm yasakları kaldırdı.1414'te Konstanz'a giden j.Hus kendisine verilen sözler ve kilisenin Konstanz'daki given veren tavrına aldanarak papanın verdiği davete katılmaya karar verdi. Oysa Kilisenin ve aristokrasinin tüm davranışı ve verilen sözler,güvenceler ,özenle hazırlanmış bir tuzaktı.Konuk olarak çağrıldığı konakta evsahibi Papa tarafından tutuklanarak Dominiken Manastırının zindanlarına kapatıldı...
J.Hus'a işkence yapıldı; suçlamaları kabul ve itiraf etmesi istendi.Mahkemenin savcısı j.Hus'un ögrencilik yılları arkadaşı Stepan Palec ve papalık temsilcisi Michael de Causis idi.. Palec öğrencilik yıllarında Hus'u Komünyon ayinlerinin dayandığı dogmaları kabul ettiği için Kilise yanlısı olmakla suçlanmıştı .S.Palec ,John Hübner'in kırk beş maddelik heretiklik suçlamasına dayanarak j.Hus'un cezalandırılmasını istedi.Bu arada Papa XXIII Johannes diğer iki papanın baskılarına dayanamayarak Konstanz'dan kaçtı. Bu durum başlangıçta J.Hus için umut doğurdu isede Konstanz Konsili kendini papalık otoritesinin üstünde ilan etti ve Hus'u yargılayan komisyonun başına Kardinal Pierre d'Ailly getirdi.
J.Hus'un yargılamasını kolaylaştırmak için kral Sgismund Hus üzerindeki kefaletini kaldırdı ve verilmiş Kral sözünü geri aldı.Karşılığında mahkeme Hus'a savunma hakkı tanıdı.Hersey önceden düzenlenmiş bir senaryoya göre geçekleşti.Kardinal Pieree d'Ailly başkanlığındaki mahkeme 6 Temmuz 1415'de kararını açıkladı: J.Hus din adamlığından çıkarıldı,ruhu şeytana teslim edildi ve canli canlı yakılarak ölüme mahkum edildi; aynı gün Jan Hus Konstanz'ın dışında bir kazığa bağlandı ve canlı canlı yakıldı...
Jan Hus'un yargılanması ve mahkumşyeti kilisenin hasta yapısnı gösteren örneklerdendir.Kilise artık bir din adamının ruhunu şeytana teslim edip bu ruhu sonsuza kadar Tanrı'nın kayrısından yoksun koymaya,cehennemde acı çekmeye mahkum edebiliyordu.Ortaçag kilisesi şeytana karşı açtığı bu cehennemi savaşta Tanrı'nın Oğlunun vekili olmakla yetinmiyordu 'O' kendini tanrı olarak görüyor,yargulıyor ve şeytanınn önünen bazı ruhları yem olarak atıyordu..
Jan Hus,inanmış bir Hristiyandı; Günaha gırtlağına kadar saplanmış olan kilisenin reformlarla kendini yenilemesini ,Incil'de öngörülen kilisenin yeniden kurulmasını istiyordu.Ne var ki bu bir düştü;Kilise yeniden örgütlenemezdi,Incil kilisesi kurulamazdı; çünkü herşeyden önce Incil bir Kilise öngörmüyordu.Isanın çağrısı sünnetli olupta Hz İbrahimin ve Hz Musanın Tanısının şeriatıdan ayrılanlara idi ve Isanin tapınağı Kudus teki Yahıdi Süleyman tapınağı idi.Problem kilisenin hayata geçirmeye çalıştığı ideolojik sistemden kaynaklanıyordu.Bu eklektik ideoloji ile hesaplaşılmadıkca ,ideolojinin temellerini oluşturan çok tanrılılık ve pagan ayinleri yadsınmadıkça.Kiliseyi ve Hristiyanlığı kurtarmak olanaksızdı.Ama böyle bir yadsımada Hristiyanlığı bağımsız bir din olmaktan çıkarıp Yahudi Essen Tarikatının burosu haline getirecekti ama cok gecti
XV ve XVI yüzyıllarda radikal reformistlerin merkezi isviçre idi;Kantonlara dayanan federal yapısı,çok ulusluğun getirdiği gelenek çeşitliliği ve iki büyük ticaret bölgesinin arasında yer almasından ötürü ticaret kentlerinin gelişmişliğini,güçlü İsviçre Burjavazisini yeni arayışlara yönlendirmişti.Bu tarihsel ve kültürel yapıdan yararlanan hukuk ve ilahiyat egitimi almis bir fransız Katolik Kilisesine son darbeyi vurdy.Bu Fransiz Kalvinist protestan kilisesinin kurucusu Jean Calvin'di ( 10 Temmuz 1509 - 27 Mayıs 1564 )
Jean Calvin'in babasi Noyan kentinin ileri gelen varlıklı burjuvalarındandı; 1523 de Paris'e giderek College de la Marcge ve College de Montaigu'de okudu..Daha sonra Orleans Üniversitesinde Hukuk okudu.1531'de Paris'e dönerek saraya dönerek hümanistler ile beraber çalıştı ve çağın humanist geleneğine uyarak Roma Tarihi ile ilgilendi; Seneca'nın De Clementia ( Bağışlama üzerine ) adli kitabı üzerine bir inceleme yayınladı ( 1532 )...Jean Calvin bu ilk eserinde ilginç bir tez geliştirdi.Calvin'e göre bir önermenin doğruluğunu temel ölçütü açıklık ve yalımlığı kadar insanları harekete geçirebilme gücü idi..Jean Calvin Epistemoloji'nin hakikat problemine yüzyıllar önce sofistlerin getirdiği ' yararlılık' ölçütüne yakın bir ölçüt getiriyor..'Insanları harekete geçirebilme gücü' Bu çalışmasından sonra Protestan oldu..
Paris'te protestanlar üzerinden baskı artınca Calvin isviçreye gitti..Basel'e yerleşerek adını değiştirdi; Martianus Lucanius adını aldı.Calvin,Basel'de ilahiyat çalıştı. Zwingli ile Luther gibi reformistlerin eserlerini inceledi.1536 da temel eseri olan 'Christiane religionis institutio ' ( Hristiyan Dininin Bağlayıcı ilkeleri ) yayınlandı.Kitap protestanlığı yasaklayan Fransa kralı I .Francois'a karşı reformist görüşleri savunuyordu.. 1541 de Basel'de kitabın Fransızcasını yayınladı.Bu Fransızca Metin düz yazı türünde bir tartışma kitabı olarak Fransız dilinin en büyük eserlerinden biridir..Fransız düz yazısını gerek problemin ele alınısı ve işlenişi açısından gerekse uslubu yönünden etkilemiştir.1559 da kitabı daha kapsamlı bir biçimde ( ilk baskısının dört katı büyüklüğünde bir hacem ulaşmıştı ) Cenevre'de Latince olarak yayınlandı..
Calvin'in bu ünlü eseri Luterci Reformizm'in yanında Katolik kilisesinden yeni bir kopuşun ,yeni bir yolun sistemini veriyordu... Calvin kitbaında insanın günahtan arınabilmesi için,kilise babalarının yüzyıllar içerisinde oluşturdukları karmaşık ve sayısız yasaklardan ,törenlerden kurulu şeriatı değil ,yanlızca imanın yeterli olacagını öngörüyordu...Inanc ve Hristiyanlık için tek kaynagın Incıl olduğu konusunda Luther ,Zwingli ve Hus'la aynı düşünceyi paylaşıyordu.Komünyon ayini konusunda ise Lutherle Zwingli arasında belirsiz ve bulanık bir ortayol izliyordu..Lutehr Substance dönüşümü kabul eder Zwingli yadsırken,Calvin hristiyanların komünyon ayini sırasında Kutsal Ruh aracılığı ile Isa'nın varlığını paylaştıklarını ileri sürüyordu..Kutsal resimler,ikonlar,çarmıha geriliş Isa kabartmalarını dinsizlik olarak görüyor,müzik eşliğinden duayı ve ayini ise onaylıyordu..Kilisenin resmi ideolojisinden ve diğer reformistlerden ayrıldığı en belirgin yan ' ikili kader ' öğretisi idi...Cal vin' göre kulların kaderi başlangıçtan beri Tanrı tarafından belirlenmiştir.Kurtuluş için gerekli olan iman'dır..Kilisenin şerati insanı kurtaramaz.Kimin imanlı kimin imansız olacagi ise yaratılışın ilik gününde belirlenmiştir..bu konuda ne kulun ne de kilisenin yapacağı bir şey yoktur.Calvin'in bu görüşüne göre Kilise fonksiyonlarının tamamına yakını yitiriyor gereksiz bir kurum oluyordu...
Calvin'e göre kimin Tanrı'nın kayrısına kavuşucagi kimin sonsuz cezaya çarptırılacagi Tanrı tarafından yaradılışın ilk anından belirlenmiştir.Calvin bu görüşü ile Rönesans humanizmin insna özgürlüğü anlayışınıda ters düşüyordu 'Insan teki'nin özgür olabilme ,bireyleşebilme olanaği eliniden alınıyor,Tanrı Iradesinin determinasyonuna sonuna degin bağlı ' bir sey 'oluyordu...
Bu durumda özgürlüğün ve erdemlerin hiç bir anlamı kalmıyordu..Bu yaklaşım yalnız hümanist felsefeler açısından değil aynı zaman da kilise açısından son derece sakıncalı idi; çünkü tanrı Kötülüğün kaynağı olarakta kabul ediliyordu.Şeytanı devre dışı bırakarak kötülüğün kaynağinda tanrıya baglamak kilise ıcın br kabustur
III yüzyılın sonlarında Kilise şeytanı keşfetti ,onu tüm tarih boyunca düşünü bile kuramadığı görkemli bir tahta oturtarak insanın tüm yapıp ettiklerinin temel belirleyeni kılarak,kendi Pavlusçu ideolojisi için gerekli varlık nedenlerini yarattı..Şeytan'da Kilisenin biricik varlık nedeni idi; Kilise onsuz var olamazdi..Şeytan,Teslis ( Baba,Ogul,Kutsal Ruh) gibi gnostisizmin kiliseye armağını idi.Kilise ondan vazgeçemezdi,Şeytanı açıkca yok saymak,şeytanın müridi olmakla,heretik olmakla suçlanmak ve canli canlı yakılmak için yeterli idi...Ama ne varki Jan Hus'dan sonra çok zaman geçmişti ve tarihin gizemli eli Kiliseye bin yıl düşünce bilemeyecegi sıcak ve kanlı bir sey hazırlıyordu...
Calvin bir kuramcıdan çok bir eylem adamı,bir devrimci idi.. Düşlediği toplumsal düzeni kurabilmek için Fransa ve Isvicrede geziler yaptı,güçlü senyörler ve aydınlarla toplantılar duzenledi,Kilisesinin insan dogasına aykırı yapısının yaygın bir biçinde tartışılmasnı sagladı...1536 tarihinde Cenevreye geldi ve tarihin olaganüstü bir surprizi ile karşılaştı..Cenevre kenti burjuvaları katolik prens-piskoposu kovmuslardı,yeni bir kent meclisi kurarak Cenevrenin yönetimini ele geçirmişti...ama özellikle din ve eğitim konularında ne yapacaklarını bilmiyorlardı,bir porgramı yoktu..Bu Calvin gibi bir devrimci için bulunmaz bir fırsattı..Cenevre'de bulunan ünlü reformcu vaizlerden Guillaume Farel'le birlikte yeni kilisenin ve eğitim sisteminin kurumlaşması için çalışmaya başladılar..1538 de seçilen yeni meclis bu iki din adamının çalışmalarına kuşkuyla baktılar;ikisinide kentten kovdular
Cenevre'den kovulan Calvin,Strasbourgh'a gitt; Fransız göçmenlerin devam ettiği bir kilisesinin vaizi oldu,reformist düşüncelerini yayarak örgütlenmeye çalıştı..Reformistlerle katolikler arasındanki problemleri çözüp uzlasabilmeleri için 1539-1541 arasında Frankfurt,Hagenau,Worms ve Regensburhda düzenlene toplantılara katıldı.Bu toplantılardan katolilklere uzlasmanın olanaksız olduğunu görerek ayrıldı...1539-1541 toplantıları uzlaşma,birleşme yerine düşmanlıkların pekişmesi ve tam bir kopuş getirdi..Calvin'de öteki reformcuların yolunu izledi,Din adamlaın için konulan evlenme yasağını çiğneyerek Idalette de Bure ile evlendi (1540)
Cenevre Burjuvasizi problemlerle başa çıkamayınca üç yıl kovdukları Calvine geniş yetkiler vererek ve büyük paralar ödeyerek yeniden çağırdılar ( 1541).Calvin kent meclisinin desteği ile reformlarını gerçekleştirmek için bütün gücü ile çalıştı.1559 da Calvin reformlarının yaşama geçirilmesinde gereksinim duyulan elemanların yetiştirilmesi için Cenevre Akademisini kurdu Bu Akademi daha sonra Cenevre Üniversitesine dönüştü.. 1561 de Kent meclisi Calvin'in kilisenin tüm yapısını ve hiyerarşini yeniden kurma yönergelerini onayladı...
1553'de iki katolik papza Calvin'in tezlerini yerdiler.Hristiyanlıga aykırı olduğunu ileri sürdüler.Bu iki papza Jerome Bolsec ve Miguel Serveto reformistlerin katılımcılık,özgürlük ve saydamlik ilkelerine ve verdikleri güvencelere güvenerek Calvin le görüşüp tezlerini tartışmak için Cenevre'ye geldiler..Calvin kendisibe karşı gelen ,eleştiriler yönelten Miguel Serveto'yu tutuklattı..( 1553 ).Serveto protestan mahkemesinde yargılandı ve Cenevre'de protestanların seyir için toplandığı bir meydanın ortasında yakıldı..Bu kez yakılan katolik papaz yakan protestantı.Jerome Bolsec yapılan işkenceler sonucu mahkemenin tüm isteklerine evet dedi ve kovuldu..
Calvin için bir önerme halkı harekete geçirebildiği ölçüde dogrudur.Calvin bu kuramının doğruluğunu tüm yaşamı boyunca yapıp ettikleri ile sınadı.. Burjuvazinin ve modern kapitalizmin gelismesinde Calvin'nin Orta Avrupa'da gerçekleştirdiği radikal yapı değişikliklerinin etkisi büyük olmustur.. Calvin'in yaygın etkisi kendi sağlığında Fransa'da görüldü;Calvinci ile ulusak sinod Pariste Katolik Fransa kralının gözleri önünde toplanarak ilk ulusak itikatname ile Calvinci Kilisenin yönerglerini kabul etti ( 1559 ).Navarre Kralı Antoine de Bourbon ,Kralice Jeanne d'Albert Calvin'in reformist görüşlerini benimsediler,Chatillon Coligny kardeslerde,Bourbonlar gibi Calvinizmi benimsediler,...Avrupanın ili güclu ailesinin destegi protestan hareketine ve Calvisme destek verdi