Saturday, February 6, 2021

ILK ANADOLU BEYLIKLERI : AHLAT ŞAHLAR

 

Ahlat’ta XII.yüzyılın başında kurulmuş olan bir Türk devletidir.Ahlat,Orta çağda Doğu Anadolu’nun en büyük,en kalabalık  ve en müstahkem şehirlerinde biriydi.Dolayısıyla bu sülaleye Ahlat Şahlar denildi.Ancak hakim oldukları bölge bakımından da Ermen Şahlar da denildi.

Bu devletin kurucusu Sökmen,Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın amcası Yakuti’nin oğlu olan Kutb ed din Ismailİn bir kölesi idi.Bu nedenle onu genellikle Sökmen el Kutbi diye anladırılır.Kutb ed Din Ismail’in Berkyaruk’a karşı saltanat mücadelesine  girişmesi  sonucu öldürülmesi ( 1093 ) üzerine,Sökmen onun oğlu Mevdüd ile kaldı.Sultan Berkyaruk,kardeşi Muhammed Tapar’I Azerbeycan ve Erran meliki tayin ettiği zaman ( 1097 ),Sökmen ve Mevdud ona bağlı kaldılar ve daha sonraki Berkyaruk ile mücadelesinde daima yanında yer aldılar.

Adaleti ve iyiliği ile şöhret kazanmış olan Sökmen,Mervaniler’den Ahlat’a hakim olan Emir’in halka kötü davranması sonucu bu şehre davet edildi.Sökmen askerleri ile Ahlat’a geldi ve savaş yapmadan şehri teslim aldı.Melik Muhammed Tapar’ın başarılı hizmetlerinden dolayo Ahlat ve Van çevresini ona ikta etmesiyle Sökmenliler Devleti kurulmuş oldu ( 1100 ).

Sökmen,Muhammed Tapar Berkyaruk arasında Hoy şehri önünde yapılan savaş’a ,Tapar’ın yanından yer aldı ( 1103 ).Bu savaştan yenik çıkan Muhammed Tapar  ve Emir Sökmen önce Erçiş’e ,sonra da Ahlat’a geldiler..Muhammed Tapar tekrar savaşa hazırlandı ve Emir Sökmen,Saltuklular’dan Ali ve Şeddadiler’den Ani emiri Meniçehr’İ yanına alarak Tebriz’e  yürüdü.Ancak,ülkenin bu savaşlardan zarara uğradığını gören Berkyaruk’un  barış teklif etmesiyle iki kardeş anlaştılar.1104 de yapılan bu anlaşmaya göre  Azerbeycan,Doğu Anadolu,Elcezire ve Musul Muhammed Tapar’In hakimiyet bölgesi içinde kalıyor,Sökmen de ona tabi oluyordu.Muhammed Tapar ,Musul’da Emir Çökürmüş’ü  kuşattığı zaman Sökmen de onunla beraberdi.Sultan Berkyaruk ‘un ölüm ( 23 Aralık 1104 ) haberini alan Tapar ,Musul Beyi ile anlaşmış,Sökmen’de  Ahlat’a dönmüştü.

 Bir müddet sonra Sultan Tapar’ın Emir Çavlı’nın elinde bulunan Musul’u almak üzere Emir Mevdud b Altuntegin’le beraber görevlendirdiği kumandanlar arasında Sökmen El Kutbi’de  vardı.( Ekim 1108 ).Gittikçe kuvveti  artan Sökmen ülkesini genişletmeğe başladı.Önce Meyyafakirin üzerine yürüyerek kuşattı.Buranın hakimi Atabeg Humertaş açlık tehlikesi karşısında şehri teslim etmek zorunda kaldı(1108).Sökmen,kölers, Guz oğlu’nu buraya vali olarak bıraktı.

Sultan Muhammed Tapar ( 1110 ) yılı içinde Haçlılar’a karşı savaş açmaları için Ahlat Şahı Sökmen ve Musul Emiri Mevdud’a mektuplar yazdı.Bunun üzerine Mevdud ve Sökmen el Kutbi,Artuklu Ilgazi’nin katılımıyla Haçlılar’a karşı harekete geçtiler ve Urfa’yı kuşattılar ( Mayıs 1110).Urfa Kontu Baudouin,Kudüs Krali I .Baudouin den yardım istedi.Mevdud’un Urfa kuşatması iki ay sürdü ,o Haçlılar’ın yardım kuvvetlerinde Fırat nehrini  geçtiğini haber alınca,Harran istikametine çekildi.

1111 yılı başında Sultan Tapar Mevdud’u gene haçlıların üstüne yolladı.Mevdud’un Haçlılara karşı organize ettiği sefere,Ahlat Şahı Sökmen,Artuklulardan İlgazi’nin oğlu Ayaz ve Meraağa Emiri Ahmedil,Borsuk bin Borsuk gibi emirler katıldı.Bu,Selçuklu ordusu Temmuz 1111’de Joscellin ‘in idaresinde bulunan Tell Başir’i kuşattı.Kuşatma sırasında Sökmen hastadır.Bu kuşatma 26 gün sürmüştür.Bu Selçuklu ordusu,Haleb Meliki  Rıdvan’ın  Mevdud’a ,Ahmedil’e ve diğer emirlere durumun çok sıkışık olduğunu ve derhal yardıma gelmelerini isteyince,kuşatmaya son verirler.Bu kuşatmanın kaldırılmasında Emir Ahmed’in Joscelin ile gizlice anlaşması büyük bir rol oynamıştır.

Ancak Melik Rıdvan da bu çağrısında samimi değildi.Sökmen Bey ‘in yer aldığı  Selçuklu Ordusuna Haleb kapılarını kapatıyordu.Bu durumda Mevlud’un işi ve planı bozulmuştu.Haleb etrafındaki yerleri yağmaladıktan sonra güneye Şeyzer’e doğru hareket etti .Orada kendisine Trablus’u geri almak için yardım araştıran Şam hakimi Tuğtekin iltihak etti.

Haçlılar’dan Tancred,Şeyzer önünde ordugah kurmuştu,Türkler’in  hareketini  duyduğu zaman Apamea ‘ya çekildi ve Kudüs Kralı Boudouin ‘den yardım istedi.Haçlılar’ın toplanması  karşısında  Mevdud ihtiyatlı davranarak Şeyzer şehrinin surları ardına çekilmeyi tercih etti.Çünkü onun ordusunda işler iyi gitmiyordu.Tuğtekin,Mevdud stratejik bakımdan çok tehlikeli olan  daha güneye bir seferi  göze  almadıkça,yardım etmeyecekti.Borsuk hasta idi ve ülkesine dönmek istiyordu.Daha evvelden hasta olan Sökmen aniden ölünce askerleri cenazesini alıp kuzeye çekildiler ( 1112).

Sökmen’in cesedi önce Meyyafarikin’e,sonra da Ahlat’a götürülüp gömüldü.Artuklu Ilgazi,cenazeyi götüren bu orduya Sökmen’İn hazinesini ele geçirmek içib saldırır ama geri püskürtülür.Sökmen’in zamanında Ahlatşahlar Beyliği merkez,Ahlat olmak üzere Malazgird,Erçiş,Adilcevaz ,Eleşgird ,Van,Tatvan,Erzen ,Bitlis ,Muş,Hani,Meyyafarikin ve Bergari şehirlerine hükmediyordu.

Sökmen’den sonra yerine oğlu Ibrahim geçti.Ancak başarılı olamadı.Beylik hem toprak hem güç kaybetti.Bu zayıflamadan biraz da annesi Inanç Hatun’un devlet idaresini  ele geçirmek istemesi rol oynuyordu.Diğer taraftan  Erzen ve Bidli Beyi  Hüsam ed Devle Togan Arslan,Ahlatşahlardan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.Nihayet aklı başına gelen Zahirüddin İbrahim Togan Arslan’ı mağlup etmeye ve  Bidlis şehrini kuşatmayı başardı(1124).Daha sonra onun Artuklu hükümdarı Davud ile başarısızlıkla sonuçlanan Gürcistan  seferine katıldığını görüyoruz ( 1125).Ibrahim 1126 yılında öldü.

 Onun yerine Ahemd adlı kardeşi geçti.Ahlatşahlar’ın bu üçüncü beyi ancak 10 ay kadar hüküm sürebildi.Bundan sonra tekrar Inanç hatun’u siyaset sahnesinde görüyoruz.Bu kez beyliğin başına Ibrahimİ’in oğlu II.Sökmen geçirildi.Inanç Hatun ise onun adına beyliği idareye başladı.Ancak devlet adamları ,Inanç Hatun’u öldürerek,onun devlet idaresine karışmasını önlediler( 1134)

Çocukluk yılları buhranlı geçmesine  rağmen,Ahlatşahlar  Devleti Nasıreddin II.Sökmen zamanında en iyi devresini yaşamıştır.Irak Selçuklu Sultanı Mesud’Un kardeşi Selçuk Sah ‘a Ahlat,Malazgird ve çevresini ikta etmesiyle bir ara Ahlatşahlar devleti yok olma tehlikesi geçirdi (1138).Selçukşah bölgeyi tahrib ederek halkına  kötü davrandığından burada başarılı olamadı,sonra da Iran’ın Fars bölgesine gitti.

Bu yıl içinde II.Sökmen ikinci bir tehlike ile karşılaştı ve Sasunlular’a esir düştü.O ertesi yıl Artuklu TimurtaşÍn aracılığı ile kurtulabildi.Sökmenİ’in kızkardeşinin Artuklu Emiri Necmeddin Alpı ile,kendisinin de Erzurum Meliki Saltuk’un kızı Şahbanu  ile evlenmelerinden bu devrede Anadolu beyliklerinin bu tür akrabalıklar yoluyla ilişkilerini sağlamlaştırdıklarını görüyoruz.

Musul Atabegi Imad ed din Zengi’nin 1146 yılındaki ölümünden yararlanan II Sökmen  ona ait yerlerden Hızan ve Maden’i ele geçirdi.Diğer taraftan Artuklu Kara Arslan da Ahlatşahlar ülkesinden Malazgird ce Tugtab şehirlerine sahib oldu.Yine Artıklulardan Necmeddin Alpı aracı olunca Kara Arslan ülkesine döndü(1155).Bir müddet sonra Kara Arslan ile Necmeddin Alpi arasında çıkan anlaşmazlıkla  II Sökmen Necmeddin Alpi destekledi.Yapılan savaşta yenilen Sökmen ve müttefiki Muş ovasına çekildilee ( 1157).Daha sonra anlaştılar.

Gürcüler’in 1161 yılında Ani’yi ele geçirmeleri üzerine Ahlat Şahı II Sökmen  diğer Türk Beyleri ile beraber Gürcistan seferine çıkmıştı.Bu seferin neticesi Sökmen için tam bir hezimet oldu.Daha sonra Gürcüler’in Dovin’i istilası ; Sökmen,Azerbeycan atabeği ildeniz ,Irak Selçuklu Sultanı Arslan Şah ve Erzen Beyi Devlet Şah’ın kuvvetleriyle tekrar Gürcistan’a girmelerine ve intikam almalarına imkan sağlıyordu.(1163).

Sökmen’in bu seferden Ahlat’a dönüşü ve karşılanışı parlak olmuştu;Azerbeycan atabeyi İldeniz ,Ani’yi ele geçiren Gürcülere karşı başarılı olamayınca,yeni bir sefer için II Sökmen’den yardım istedi(1175).Bu sefere katılmak için Irak Selçuklu Sultanı Arslan Şah,Emir Pehlivan  Muhammed ve Emir Kızıl Arslan Osman’ın yanısıra  II.Sökmen de sefere katılmıştır.Nahçıvan’da toplanan Türk orduları Akşehir denilen ‘’ Ahalek ‘’ ve ‘’ Taryalis ‘’ ovasına kadar ilerlediler.Gürcü Kralı müttefik ordusunun karşısına çıkmaya cesaret edemeyerek ormanlık bölgeye kaçmıştı.Türk ordusu etrafı yağma ve tahrib ederek geri döndüler.Ülkesine dönenler arasında II Sökmen de vardı ( 28 Eylül 1175 ) ve yime Ahlat’ta parlak bir merasimler karşılanıyordu.

Haleb ve Musul Atabeyi Nureddin Mahmud’un 1174 yılında ölümü üzerine Salahaddin Eyyubi bağımsızlık kazanarak Eyyubi devletini kurmuş ve ülkesini genişletmeğe başlamıştı.Salahaddin’in genişleme siyaseti Doğu Anadolu devletleri için büyük bir tehlikeydi.Nitekim onun Musul’u  kuşatması üzerine ( 1182) bu şehrin hakimi Atabge Izzeddin Mesud komşu devletlerden  yardım istedi.Halife en Nasır ( 1180-1225),I Sökmen ve Atabey Kızıl Arslan bu hususta aracı olarak Salahaddin’in Musul kuşatmasını kaldırmasını sağladılar.

 Ancak Salahaddin Eyyubi dönüşte Sincar şehrini kuşattı.Atabey Mesud  tekrar II Sökmen ve Artuklu Ilgazi den yardım istedi.Sökmen,Salahaddin’i kuşatmadan vazgeçirme çabaları sonuçsuz kalınca harekete geçti ve Erzen Beyi Devlet Şah,Artuklu Ilgazi  ve Atabey Mesud’la birleşti.Müttefikler Mardin ve Koçhisar arasındaki Harzem mevkiinde buluştular (1183).Fakat geç kalmışlardı.Salahaddin daha n oğlu Eönce Sincar’I 30 Aralık 1182 yılında ele geçirmişti.Anadolu Selçuklu Sultanı II Kılıç Arslan’In kendisine  karşı bir iittifaka giriştiğini  öğrenerek çekilmişti.Diğer taraftan Artuklu Kutbeddin Ilgazi’nin  1184 de ölümü üzerine yerine küçük yaştaki oğlu Hüsameddin Yavlak Arslan almıştı.II Sökmen Yavlak Arslan’ın dayısı olması nedeniyle Artuklu ülkesinin idaresine de karıştı.Fakat Sökmen 10 Temmuz 1185 yılında öldü.

Onun ölümü Salahaddin Eyyubi için bir şans oldu.Amcazadesi Nasreddin Muhammed’İ bir ordu ile Ahlat’a gönderdi.Bu sırada Ahlatşahlar devletinin  en kuvvetli emiri Seyfeddin Begtimur Ahlat’ta duruma hakim oldu.Aynı zamanda bu devletin topraklarını ele geçirmek isteyen diğer bir hükümdar olan Azerbaycan atabeği Pehlivan da Ahlat civarında Ordugah kurdu.Emir Begtimur ülkeye sahib olmak isteyen iki devlet arasından durumu iyi idare ederek Ahlat’a hakim oldu.

Begitimur ve ondan sonra gelenleri Ahlat şah hanedanında değillerdir.

Öte yandan Eyyubiler Doğu Anadolu’daki Türk devletlerine hakimiyetleri altına almak fikrinden mvazgeçmiyorlardı.Nitekim Eyyubiler’İn Urfa ve Harran Meliki Takiyüddin Ömer,Ahlat Şahlar’a ait olan Hani’yi aldı ( 1191).Begtimur’un onu durdurma gayreti başarısızlıkla sonuçlandı.Takiyüddin Ömer önce Ahlat’ı  sonra da Malazgird’i kuşattı,fakat onun bu kuşatma sırasında ( 11 Ekim 1191),daha sonra da Salahaddin Eyyubi’nin ( 1193) ölmesi,Begitimur’a rahat bir nefes aldırdı,ülkesi şimdilik Eyyubi istilasından kurtulmuştu.Hatta Begitimur Meyyafarikin’i kurtarabilmek için Eyyubiler’e karşı  u harekete geçmeyi düşündü.Fakat o da bu arzusunu  gerçekleştirecek fırsatı bulamadı,muhtemelen damadı  Aksungur tarafından öldürüldü.Aksungur kayınpederinin yerini aldıktan sonra oğlu Muhammed’İ de hapse attırdı.Bedreddin Aksungur’un saltanatına uzun sürmedi.1197 yılında öldü.Yerine geçen Sökmen’in kölelerinden Kutluğ’un saltanatı ,ise sadece yedi gün sürmüştü.Ermeni kökenli olduğundan halk ayaklanarak onu öldürdü ve Begtimur’un oğlu el mansur  muhammed tahta geçirildi.Suca ed din kutlug ,isimli bir emir Atabeg oldu.

Muhammed’in zamanındaki önemli olaylardan biris Gürcüler’in 1204 ve 1205 yıllarında Ahlat ve çevresine yağma akınlarında bulunmalarıdır.Birinci saldırı Anadolu Selçukluların’dan Erzurum Meliki Tuğrul Şah’ın yardımıyla önlenmişti.İkinciside ise,özellikle din adamlarının teşvikiyle askerler cesaretlenmiş  böylece Gürcü ordusu yenilmişti.Daha sonra genç ve tecrübesiz Muhammed’İn atabeyi Kutlug’U öldürmesi halk ve askerleri kendi aleyhine çevirmişti.Halk,II Sökmen’in yeğeni olan Mardin Artuklu Hükümdarı Artuk Arslan ( 1200-1239)’ı Ahlat’a çağırmışlardı.Sökmen’İn emirlerinden IzzeddinBalaban Ahlat şehrine hakim oldu.Muhammed ise bir kalede hapsedildi (1206).Öte taraftan bu karışıklıktan yararlanmak isteyen Meyyafakirin hükümdarı El Evhad Necmeddin Eyyup ( 1200-1210 ) de Ahlat ‘a doğru yürüdü.Balaban onu Meyyafarikin’e çekilmeye zorladı.Ancak Necmeddin Eyyub Ahlat’ı almaktan ümidini kesmişti.Bu sebeple babası Eyyubi  hükümdarı Melik Adil’den temin ettiği yardım ile tekrar Ahlat’a hücüm etti.Izzeddin Balaban bu kez ona mukavemet  edemeyerek  Erzurum Meliki Tuğrulşah’’dan yardım istediBu iki hükümdar Necmeddin’İ  yendiler.

 Ancak Tuğrul Şah’In da bu ülkede gözü vardı,bu sebeple Balaban’I öldürdüyse de  halk onu Ahlat’a sokmadı ve Necmeddin Eyyun’u davet etti.Tuğrul Şah da Erzuruma döndü.Necmeddin Eyyub  1207 yılında Ahlat’a yerleşerek uzun zamandan beri Eyyubiler’in arzuladığını  gerçekleştirdi.Bu suretin Ahlatşahlar devleti ortadan kalkmış oldu.

ILK ANADOLU BEYLIKLERI : MENGÜCÜKLER

 


Erzincan Kemah,Divriği ve Şarki Karahisar ( Kogonya ) şehirlerini içine alan bölgede hüküm sürmüş nir Türk Beyliğidir.Sülalenin kurucusu olarak kabul edilen Mengücük Gazi  hakkında  bilgimiz çok azdır.Mengücük Gazi’nin Malazgirt savaşına katılmışdır.Onun Anadolu topraklarına 1080 yılında vuku bulunan göç dalgası arasında geldiği ve beyliği kurduğu bilinmektedir.

Alp Arslan’In Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’yu zabt etmesi için görevlendirdiği beyler arasında Mengücük  de vard ı.Emir Mengücük’e Erzincan,Kemaj ve Şarki Karahisar ve civarı iikta edllmiş ve fethi buyurulmuştu.Bu beylik Malazgirt savaşından sonraki 10 yıl içinde kurulmuştur.Mengücük Gazi’nin önce Anadolu Selçuklu Devletinin atası Kutalmış oğlu Süleyman’a tabi olduğu kabul  ediliyor.Divriği’deki Şahinşah türbesindeki bir kitabede ‘ el Gazi el sehit’’ sıfatlarıyla zikrediliyor.Böylece şehid olduğu anlaşılıyor.

Mengücük’ün yerine daha sonra oğlu Ishak geçti.Ishak Danişmediler’den Melik Gazi’nin kızıyla evliydi.Öte taraftan Artuklular’dan Emir Belek Mengücük arazisine saldırarak,Dersim ve Palu kasabalarını  zabt etmişti.Buna karşın ıshak ise,’Belek’in Haçlılar üzerine yaptığı bir seferden yararlanarak Malatya bölgesini yağmaladı(1118).Emir Belek ona karşı ancak 1120’de harekete geçebildi.İshak,Artuklu kuvvetlerine  karşı direnemeyeciğini anladığı zaman ,Trabzon Dükası Constantin Gabras’dan yardım istedi.Constantin Grabas bu yardım isteğini kabul etti.Belek ise bu birleşik orduya karşı Danişmedli Melik Gazi ile birleşti.1120 yılında Erzincan ovasındaki savaşta Constantin Grabas ve Mengücük Beyi Ishak esir düştü,orduları yenildi.

Öte taraftan Melik Gazi’nin damadı Ishak’ı serbest bırakması  EmirBelek ile arasının açılmasına dahi yol açtı.Ancak bu yenilgi Ishak’ın siyasi hayatını sona erdiren bir darbe olmuştu.O bundan sonra muhtemelen Danişmendlilerin himayesi altında yaşadı.Onun,1142’de ölümünden sonra Danişmendliler Kemah’ı zabt etti.Fakat kısa süre sonra Danişmendli Melik Muhammed’in ölümünden (1142) yararlanan Mengücüklü Beyliği Kemah’ı geri almayı başardı.

Emir Ishak’ın ölümünden sonra Mengücüklü Beyliği esas olarak ikiye bölündü.Onun oğullarından Davud Erzincan,Süleyman Bey de Divriği kolunun beyleri oldular.

ERZINCAN KOLU

Mengücüklerin Erzincan koluna hükmeden Davud,Süryani kaynaklarına göre,1511 yılında karısı tarafından yayının kirişiyle boğdurulmuş  ve Divriği’de hakim bulunan kardeşini çağırarak onunla evlenmişti.Bundan sonra Süleyman’ın her iki kola da hakim olduğu görülüyor.Danişmendli emiri Yağıbasan’ın 1162 yılında öldürttüğü Mengücüklü Beyi’nin Davud Şah olması ihtimali ileri sürülmekteyse de bu şahsın Emir Süleyman olması daha mümkün görünüyordu.

 Bundan sonra Erzincan koluna Davud’un oğlu Fahreddin Behram Şah hakim oldu.Behramşah ülkesini gayet iyi idare etmiş ve Erzincan onun zamanında önemli bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmişti.Bu sırada Mengücüklü Devleti,Anadolu Selçuku sultanı II.Kılıçarslan’a tabii olmuştu.Behramşah ise Sultanın damadı idi.Bu nedenler araları açık olan II.Kılıçarslan ile oğlu Kutbeddin Melikşah arasında arabuluculuk yapmıştı.O,baba oğulu baırştırmaya başarılı olduysa da ,bu barış uzun sürmemiştir.Bir rivayete göre,Behramşah ile Melikşah arasında ikincisinin  saltanat davasını destekleyecek gizli bir anlaşma vardı.Behram Şah 1202 yılında Sultan Rükneddin Süleymanşah ile Gürcistan seferine katılmıştı.Fakt Türk ordusu Gürcü ordusu karşısında büyük bir yenilgiye uğradı.Behram şahta tutsak düştü.Bununla beraber Gürcü kraliçesi Thamara ona karşı iyi davranmış ve fidye karşılığında serbest bırakmıştı.Bir süre sonra Behram Şah’ın kızı Selçuk Hatun,Anadolu Selçuklu sultanı I.İzzeddin Keykavus ile evlendi.Bu evlenme iki hanedan arasındaki dostluğu daha da kuvvetlendirmişti.Behramşah altmış yıldan fazla hükümdarlık yaptıktan sonra 1225 yılında öldü.Erzurum civarındaki aşağı urla köyünde gömülmüştür ve yattığı yer ‘’ Melik Fahreddin ‘’ türbesi olarak anılır.

Erzincan Mengücüklü Beyliği’ne Behram Şah’dan sonra oğlu II.Davudşah geçti.Davudşah ilim ve kültürle  uğraşan ve alimleri himaye eden bir hükümdardı.Bir süre sonra onun ,Selçuklu Sultanı I.Alaeddin Keykubad ( 1219-1237))e karşı bazı tertiplere girişmesi yaşlı Mengücüklü beylerinin uyarılarına yol açtı.Davudşah bu beyleri dinleyeceği yerde,onlardan bir kısmını öldürtmüş,bir kısmınıda hapse atmıştı.Beylerden bir kısmı Sultan Keykubad’ın yanına kaçtılar.Sultan bu durumu öğrenince Davudşah’a mektub yazarak tutuklu olanların serbest bırakılmalarını ,mallarının geri  verilip kendisine gönderilmesini istedi.Davudşah önce Sultanın bu isteğine evet demek istemedi.Sonra tehlikenin farkına varıp tutukluları serbest bıraktı.Ancak çok geçmeden Davudşah’ın emirlerini öteki beyler de dinlememeye başladılar.Durumun gittikçe tehlikeli bir şekle dönüştüğünü gören Davudşah ,yanına kıymetli hediyeler alarak ,Kayseri’de bulunan Sultan Alaaeddini ziyaret etti.Sultan onu  dostane bir şekilde karşıladı. Ve neticede 2 taraf anlaştılar.Sultan ona bir ahidname verdi,buna  göre Davudşah , Sultan’a sadakatle bağlı kaldıkça,kendisine dokunulmayacak  ve yardım görecekti.Bu anlaşmaya rağmen Erzincan’a dönen Davudşah,Selçuklular’dan Erzurum meliki Cihanşah’a mektup yazarak Alaeddin Keykubad’a karşı birleşmek teklifinde bulundu.Ayrıca o Eyyubiler’den Melik Eşref ve Sultan Celaleddin Harzemşah’dan yardım istedi,fakat bir şey elde edemedi.Sultan Alaadinde olayı öğrenmişti.Davudşah’ın tekrar anlaşma tekliflerini kabul etmeyerek,Erzurum seferi bahanesiyle harekete geçmişti.Davudşah yolda onun kuvvetlerine katıldı.Fakat Sultan Alaeddin,Davudşahı yakalatmış,Erzincan ve Kemah’ı ele geçirerek Mengücüklerin bölge hakimiyetine son vermiştir( Ekim 1228).Davudşah ise kendisine ikta olarak verilen Akşehir ve ılgın’a gönderildi.Kardeşi Muzafereddin Muhammed de Şarki Karahisar’da   hüküm sürüyordu.Sultan Alaaeddin emirlerinden Er tokuş’u onun üzerine gönderdi.Muzaffereddin Muhammed bir ikta karşılığında kaleyi teslim etti ve daha sonra kendisine tımar olarak verilen Kırşehire gitti.Böylece Erzincan kolu bitti.

 DIVRIĞI KOLU

Mengücükler’in bu kolu hakkında bilgi çok azdır.Bu bilgiler daha çok,onların yaptıkları sanat eserleri ile bilgi sahibi olabiliyoruz.Divriği kolunun ilk beyi Süleyman idi.Daha önce de belirttiğimiz üzere onun muhtemel ölüm tarihi 1162 dir.Yerine oğlu Şahinşah geçti.Şahinşah’’ın bastırdığı sikkelerden anlatıldığına göre Anadolu Selçuklu Sultanları II.Kılıçarslan ( 1155-1192) ve Rükneddin II Süleymanşah ( 1197-1204) a tabi idi.Yine onun sikkelerinden ve Divriği’de  yaptırdığı  türbesinin kitabesinden ölüm tarihinin 1197 yılı olduğu anlaşılıyor.

Şahinşah’ın yerine Süleyman adındaki oğlunun geçtiği ve diğer oğlu Ishak’ın ise Kayseri de olduğu söylenmektedir.Bundan sonra Mengücüklü Beyliğinin bu kolunun başına,,Divriği’deki meşhur Ulu camii’yi yaptıran Süleyman in oğlu Ahmed Şahın geçtiği anlaşılıyor.Ahmed Şah 1243 de ölür.

Onun yerine oğlu Melik şah geçti.Melik salihin ölüm tarihi ve beyliğin bitişi bilinmez.Moğol sultan Abaka 1277 de Anadoluya geldiğinda bu beyli yok o

ILK ANADOLU BEYLIKLERI : INALOĞULLARI BEYLİĞİ

 


Diyarbekir ( Amid )’de bir yüzyıla yakın hüküm sürmüş bir Türk sülalesidir.Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra çıkan karışıklıklar sırasında  Mervan oğlu Nasir el Devle Mansur  Meyyafarikin’i alarak Diyarbekir bölgesindeki  emirliğini tekrar diriltmeğe çalışmış ,fakat Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş ondan önce davranarak  Diyarbekir’i işgal etmişti ( 1093 ).Tutuş,Emir Tuğtekin’i oğlu Dukak’a atabeg ve aynı zamanda da bu bölgenin valiliğine tayin etmişti.Daha sonra Tuğtegin,Tutuş ile birlikte Berkyaruk’a karşı savaşmış,rey civarındaki savaşta Tutuş ölmüş,Tuğtegin de esir düşmüştü.

İşte Tuğtegin’in bu yokluğu sırasından Diyarbekir bölgesi muhtelif Türk emirleri arasında paylaşılmıştı.Bu sırada  Sadr adlı bir Türk emiri de Amid’e hakim olmuş,daha sonra Musul emiri Kürboğa’nın bu şehir elegeçirme teşebbüsünü başarıyla önlemişti.Sadr çok geçmeden ölmüş,yerine bu sülalenin kurucusu olarak kabul edilen Türkmen emirlerinden Inal geçmişti.Emir Inal kısa sürede ölmüş ve yerine oğlu Ibrahim geçmişti.

Emir Ibrahim Tutuş’un ölümünden sonra ikiye ayrılan Suriye Selçukluları Devletin’den Dımaşk kolunun başında bulunan Dukak’a tabi idi.1098’de Haçlılar’dan Antakya’yı kurtarmak için harekete geçen Musul emiri Kürboğa idaresindeki Selçuklu ordusunda Inaloğulları da yer almıştı.Bir müddet sonra Kürboğa beraberinde Zengi bin Aksungur olduğu halde Amid’i ele geçirmeğe çalıştı ve şehri kuşattı ( 1100).Emir Ibrahim bu durumda Artuklu sülalesinin kurucusu Sökmen’den yardım istedi.Sökmen yeğeni Yakuti ile Ibrahim’in yardımına koştu.iki taraf arasındaki savaş önce Ibrahim ve Sökmen’in lehine idi.Fakat tecrübeli Kürboğa’nın askerlerini maharetle teşviki etkisini göstermil,savaşı güç de olsa  kazanmıştır.Ancak bu galibiyet Kürboğa’ya bir şey getirmemiş,Amid’i ele geçiremeyeceğini anlayarak kuşatmayı kaldırmıştı.Daha sonra Emir Ibrahim,Muhammed Tapar’a tabi oldu ve o 1105 şubatın’da Selçuklu sultanlığını  ele geçirmek üzere harekete geçtiği sırada,beraberinde olan beyler arasında Inaloğlu Ibrahim Bey’de bulunuyordu.

Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan 1105’de Meyyafarikin’e geldiği sırada Ibrahim ona tabi oldu.Sultanla beraber Musul seferine katıldı.I Kılıç Arslan’ın bu sefer sonucu ölmesi ( 13 Haziran 1107)üzerine Inanoğullar’ı bir dönem bağımsız kaldılar.Ermanşahlar’ın kurucusu ve Ahlat emiri Sökmen el kutbi’nin 1109 yılında Meyyafarikim’i  ele geçirmesi sonucu,Diyarbekir bölgesi emirleri,dolayısıyla,Ibrahim’de onun vasalı olmuştu.Inanoğlu Ibrahim 1110 yılında öldü

Yerine oğlu Sa’s ed Devle Ebu Mensur il Aldı geçti.Sökmenliler’in  hakim olduğu Meyyafarikin şehri valisi Ebu Mansur ayaklanmış ve Selçuklu emirlerinden Karace es Saki ile birleşmişti.Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar,Karaca es saki’yi yanına çağırınca,Ebu Mansur yalnız kalmış ve bölgedeki diğer emirler gözlerini Meyyafarikin’in üzerine dikmişlerdi.Nitekim II Aldı Cur nehrinin doğusunda bulunan Meyyafarikin’e bağlı 40 köyü almıştı.( 1115 ) Il Aldi’nin zamanında Amid’in Ulu camii yanmıştı.Il Aldi zamanında bu büyük Camii yeniden yapıldı.Temmuz 1122’de Tuğtegin yeğeni Belek ile Türkmenler’in kesif bir halde bulunduğu Diyabekir bölgesinden haçlılarla savaşmak için,kuvvet temin etmişlerdi.Onlara yardım gönderenlerin arasında Inaloğullarıda vardı.

1124 yılında ise Amid halkı şehirde gittikçe çoğalmaya başlayan  Ismailliler’e hücüm ederek ,onlardan 700 kadarını öldürdüler ve geri kalanını da kaçmak zorunda bıraktılar.Bu nedenle Ismaili mezhebi bu bölgede yayılmak imkanı  bulamadı.

 Emir Zengi 1127’de Musu’da Aksungur’un yerine geçtikten sonra ,daima sınırlarını genişletmek istiyordu.Bu amaçla da Mardin Artuklu Beyliğine bağlı Nusaybin’i işgal etmiş,daha sonra da Mardin ile Nusaybin arasında bulunan Serci  kasabasını 1130 yılında kuşatmıştı.Mardin Artuklu Emiri Timurtaş ile yeğeni Davud ve Inaloğullarından il Aldı birleşmişler ve topladıkları 20.000 Türkmen ile Zengi’yi önlemeğe çalışmışlarsa da bunda başarılı olamamışlardı.Zengi Serci’yi işgal etmişti.Bir müddet sonra ise işlerin tersine döndüğünü görüyoruz.Bu sefer Timurtaş,Zengi ile birleşerek esk müttefiki İl Aldı’nın hakim olduğu Amid şehrini kuşattı ( 1133).Il Aldı ise Hıns Keyfa ve Harput Emiri Artuklu Davud’dan yardım istedi.Davud beraberinde oğlu Kara Arslan olduğu halde Il Aldı’nın yardımına geldi.Amid şehri önlerinde Nisan 1134 tarihinde yapılan savaşta Davud ve Il Aldı yenildiler.Zengi ile Tirmurtaş kuşatmaya devam ettilerse de kuvvetli surlara sahib Amid ‘i ele geçiremediler ve şehir cıvarını yakıp yıkarak geri çekildiler.Emir Il Aldi 1142 de öldü.

Bundan sonra Inaloğulları Beyliğinde Vezir Nisanoğlu Mü’eyyed Ed Din ve çocuklarının önemli bir rol oynadıklarını  ve beyliğin idaresine hakim olduklarını görüyoruz.Vezir Nisanoğlu,İl Aldı’nın oğlu  Cemal ed DinŞems ül mülk Mahmud’u emirlik makamına geçirdi.Bu emirin annesi Artuklular’dan Necm ed din İlgazinin kızı Yumna Hatun idi.1144 de Atabeg Zengi yeniden Diyarbekir bölgesine girerek Inaloğullarına ait Ergani,Halar,Tulhum ve Çermük gibi kale ve kasabalrı ele geçirdi.Zengi’nin ölümünden sonra bu yerler Artuklular’dan Hısn Keyfa emiri Fahreddin Kara Arslan’ın eline geçmiştir.

Inanoğulların’dan Mahmud’un 1148 yılında Artuklular’dan Mardin hükümdarı Timurtaş’ın kızı ile evlenmek istediğini,bu sayede  beyliğin geleceğini sağlamlaştırmak istedi.Bunun için Vezir Mü’eyyed din’İn oğullarından ‘Izz ed Devle Ebu Nasr ‘Meyyafarikin’e gitmiş  ve Timurtaş’ın kızı Safiye Hatun’u 50.000 altın ağırlık karşılığında Inanoğlu Mahmud’la nikahlamasını sağlamıştı.Safiye Hatın Amid’e götürüldü ise de,ertesi yıl orada öldü.Emir Mahmu eşinin ölümü üzerine,ağırlık olarak kararlaştırılan 50.000 altını ödememişti.Emir Timurtaş birçok kereler bu ağırlığı istedi ise de,bir netice alamadı ve neticede 1151 yılı Martı’nda Amid’İ kuşattı,çevresini  tahrib ve yağma ettirdikten sonra Mardin’e döndü.Inanoğulları’nın veziri ve devlete fiilen hakim olan Nisanoğlu Müeyyedin ise Emir Timurtaş’ı bu hareket tahrik eden veziri Zeyn ed Din’den intikam almak işlemişti.Bu maksadla Mardin’e  iki fedai göndererek Vezir Zeyn ed Din’i öldürttü.Emir Timurtaş bu olay üzerine Amid’i ikinci kez kuşattı.Ancak Ermenşahlar’dan II Sökmen’in veziri Baha eddin evs de bu olaya karışmış  ve bizzat  Amid’e gelerek iki taraf arasında  sulh yapılmasını  sağlamıştı.Bu uzlaşma sonucu Emir Mahmud karısı ve oğulları,Vezir Mü’eyyed ed Din ve oğulları ile Amid ileri gelenleri şehirden çıkarak Timurtaş’a itaat ve onun isteklerini kabul ettiler.Bu nedenle Inaloğulları ve bu emirliğe tahakküm eden Nisanoğulları ailesi Mardin Artukluları’na tabi oldular.

Vezir Mü’eyyed ed din 1156 yılında Amid’de öldü ve oğlu Cemal ed devle Kemal ed din Ebu kasım Ali onun yerine vezir olarak beyliği idareye başladı.Kardeşi ‘ Izzüd Devle Ebu Nasr ise eğil  kalesinde hakimiyet kurmuştu.Nisanoğlu ailesinin Inaloğlu Mahmud üzerindeki  baskısı o derece artmıştıki ,komşu Türk devletleri mudahele etmek zorunda kaldılar.Belki de bu devletler aslında Amid’i ele geçirmek istiyorlardı.Nitekim 1163 yılında Artuklular’dan Hısn Keyfa emiri Fahreddin Kara Arslan ile Mardin emiri Necmeddin Alpı,Vezir Cemal ed Devle’nin Emir Mahmud’a  ve Amid halkına baskı yaptığını ileri sürerek bu duruma müdahale için harekete geçtiler.

 

Kara Arslan ve Necmeddin Alpi’nin Şemseddin Sevinç kumandasında gönderdiği kuvvetler Amid’i kuşattılar.iki tarafında Mancınıkla ve kuşatma aletlerini  kullandığı bu kuşatma 4 ay sürmüştü.Bu sırada ihanetlerinden korkulan Hristiyan ve Yahudiler şehirden dışarı atılmıştı.KaraArslan’da onları esir almıştı.Neticede şehrin düşeceğini anlayan Emir Mahmud ve Veziri Cemal ed Devle ,Danişmendlilerden Yağı Basan ,Kara Arslan damadı olmasına rağmen onun ülkesine girdi ve Harput ile Çemişkezek bölgelerine saldırıp,yağma ve talandan sonra geri döndü.Kara Arsşan bu haberi duyunca  Amid kuşatmasını  kaldırmaya mecbur oldu( 2 Agustos 1163)

Ertesi yıl yani 1164’de Kara Arslan Amid’i ikinci kez kuşattı ise de,başarılı olmadı ve sulh yaparak çekildi.Aynı yılın sonunda Kara Arslan’ın kızı ile Necmeddin Alpı’nın oğluu Meyyafarikin’de yapılan muhteşem bir düğün ile evlendiler.Nisanoğulların’dan Vezir Cemal üd devle ve Eğil hakimi Izzeddindevle de bu düğüne hazır bulunmuşlar ve birçok değerli hediyeler götürmüşlerdir.Artukoğulları iki kardeşse hilat vermişler,onlar da Amid’deki Inaloğullaro beyliğinin Mardin Artuklularına tabii olduğunu tekrarlamışlardı.Ayrıca Amid kadısı Nasıh ed din 1165 yılında Hısn Keyfa ‘ya gidereke,Kara Arslan ile İnaloğulları  arasında bir anlaşma yapmaya başarılı olmuştur.

Muhtemelen 1179 yılında Nisanoğlu Cemal üd devle  Ebul kasım Ali öldü.Yerine vezir olan Bahaeddevle Mesud  aynı zamanda Inanoğullaro emirliğini de idaresi altında bulunduruyordu.

Hısn ı keyfa Artukluları  emirliğinin başına,Fahreddin Kara Arslan’ın ölümünden  sonra oğlu,Nureddin  Muhammed geçmişti.Nureddin Muhammed ,salahaddin Eyyubiye tabii olmuş ve ona karşı bütün vazifelerini yerine getirmişti.Ancak Nureddinin  de bir isteği vardo,bu ad Amid şehrine sahip olmakdı.Salahaddin de adı geçen şehri alıp,ona vermeği vaad etmiştir.Ayrıca Inaloğulları ve Amid halkını baskı altında tutan vezir ailesi Nisanoğulları’nın da davranışları şikayetlere yol açmaktaydı.Neticede,Salahaddin,verdiği sözü yerine getirmek için beraberinde Nureddin olduğu halde Amid üzerine yürüdü ( Nisan 1183 ) ve şehri kuşattı.Salahaddin bu hususda Halife Nasır il dinillah ‘dan da izin almıştı.iki Müttefik Amid’in etrafına mancınıklar yerleştirerek,şehrin müstahkem surlarını  döğmeğe başladılar.Ayrıca atılan oklarla mektublar göndererek ,şehir halkında teslim olmalarını istedi.Bu arada muhtelif yerlerde lağımlar açılmış  ve surlar birkaç yerden delinmişti.Nisanoğlu Mesud şehir halkının intikamından ve surların daha fazla dayanamayacağından korkarak,Salahaddin’in veziri meşhur Kadı Fazıl’a teslim olmak için bir elçi gönderdi.Kadı Fazıl’ın aracılığı ile ailesi,kardeşi ve taraftarları için aman aldı.Nisanoğlu’na üç gün müsaade verildi,bu müddet içinde servetini toplayıp gidecekti.Ancak bu üçgün ona yetmedi.Toplayabildiği hazine ile Anadolu Selçuklu Sultanı I Kılıç Arslan’In yanına gitti.Salahaddin 29 Nisan 1183’de Amid’e girdi.Şehirde Nisanoğlunun götürdüklerinden  başka,büyük bir servet ve kütübhane kalmıştı.Bu kütübhanede 1.040.000 kitab bulunmakta idi.Salahaddin bu kutubhaneyi Kadı Fazıl’a hediye etti,şehr, de Nureddin’e verdi.Artık çok yaşlanmış olan Inaloğlu Mahmud’a da çok hürmet etti ve maaş bağladı.Şehir Artukluların eline geçti.Inaloğulları beyliği bitti.

Inaloğulları zamanında Amid ekonomik ve kültürel olarak ilerlemiş,ayrıca şehir imar edilmiştir.Emir İl aldı’nın zamanında yana Ulu Camiin tekrar yapıldığını biliyoruz.Bu Emir’İn sur üzerinde bir kitabesi vardır.Ayrıca Emir Mahmud’un da sur üzerinde ve Ulu camii de kitabeler vardı.Inaloğulları zamanında Amid’de dokuma sanayi çok gelişmişti ve bu şehirde ,halı,kumaş ve çadır bezleri üretii,yordu.1122 yılında bakır madenleri işletilir.

 

 

ANADOLU BEYLIKLERI : MENTEŞEOĞULLARI BEYLİĞİ

 


Güney batı Anadolu’da kurulmuş olan bir Türk Beyliğidir.Beyliği bu havaliyle deniz yoluyla gelen ve içeri doğru girerek sahil ile Denizli arasındaki bölgeye yerleşen Türkmenler kurmuşlardır.Ancak beyliğin kuruluşunu ve ilk beylerin hüküm sürdükleri devrelerin kronolojisini tespit etmek zordur.Türkler Caria bölgesini 1261’den sonra sahilden itibaren zabtetmişlerdi.Bizanslılar bu bölgeyi geri almaya çalıştığı sıralarda,beyliğin kurucusu Menteşe belki de Mekri körfezindeki sahil mıntıkasının beyi ( Emie el Sevahil) idi.Menteşe beyin seceresi bilinmez.Bir rivayete göre ,onun babası Selçuklu ümerasından Emir el Sevahi Hacı Bahaeddin idi.Ancak Menteşe’nin torunlarından Ahmed Gazi’nin kitabelerinde babasının adı Eblistan ve onun da babası Kara Bey olarak görülmektedir.

Adı geçen bölge Anadolu Selçuklu hükümdarları  tarafından Menteşe Bey’İn atalarına ikta olarak verilmişti.Bizans Imparatoru Mikhail VIII ( 1261-1282)’in 1278 de oğlu Andronikos  kumandasında bir orduyu  Anadolu’ya göndermesi  ve Andronikos’un  Tralles’i tahkim etmesi bir işe yaramadı.Menteşe Bey 1282 de Tralles ve Nyssa ‘ı zabt ederek,toprakları içine kattı.Anadolu Selçuklu Sultanı II Mesud adına 1291 de Milas’da kesilmiş bir sikke bulunduğuna göre Menteşeoğulları başlangıçta Selçukluların himayesi kabul etmişlerdi.Karamanoğulları’nın Konya’yı kuşatmaları üzerine İlhanlı Sultanı Geyhatu 1291 yılı sonlarından Anadoluya geldi ve Moğol ordusu Menteşe topraklarını yağmaladı.Bizans kumandanlarından Alexios Philantropos’un 1296’da Menderes üzerinden güneye doğru ilerlediğnde ,Menteşe artık ölmüş bulunuyordu.

Menteşe’den sonra Beyliğin başına oğlu Mes’ud Bey geçti.Ancak öteki oğlu Kirman belki kardeşine tabi olarak ,belki de muhalefet etmek suretiyle Finike’de hüküm sürmeye devam etti.Bu ikisi arasındaki  ilişki bilinmemekteydi.Mesud Bey  1300 de Rodos adasının önemli bir kısmını ele geçirdiyse de ,daha sonra hospitaliers şövalyeleri 15 Agustos 1308 de adaya hakim oldular.Mes’ud Bey’in adayı geri almak için giriştiği çabalat sonuçsuz kaldı.Onun ölümü,muhtemelen 1319 yılından öncedir.Mes’ud beyin yerine geçen oğlu Şucaeddin Orhan Bey muhtemelen İbrahim isimli bir kardeşini  bertaraf ederek idareyi ele almıştı.Orhan bey 1320 yılından itibaren şövalyelerden Rodos’u almak üzere giriştiği mücadelede başarılı olamadı.Ibn Batuta 1333’de Batı Anadolu’yu dolaşırken Orhan Bey’İ  Pecin’de ziyaret etmiş ve onu Milas Sultanı olarak zikretmişti.El Umeri de Orhan Bey’in sahib olduğu şehir ve asker sayısı hakkında bilgi verdiği gibi Menteşeoğullarının ikinci derecedeki  Föke kolunun 1330’da Hamidoğullarına tabi olarak hüküm sürdüğünü söylüyordu.Orhan Bey 1344 yılında öldüYerine oğlu Ibrahim geçti.

Ibrahim Bey Latinler’in eline geçmiş olan Izmir’i geri almak için Aydınoğulları’ndan Umur bey!’e yardıma hazırlanmış,fakat Umur Bey’in 1348 de şehit düşmesiyle gerçekleşmemişti.Venedikliler ,kendilerine karşı harekete geçmeye hazırlanan Ibrahim Bey’İ Balat limanına soktukları  donanmasıyla tehdit etmişler ve 1352-1355 yılları arasında Girit Dukası Marino Morosino vasıtasıyla yapılan ağır bir anlaşma sonucu silahsızlanmaya zorlamışlardı.Ibrahim Bey tahminen 1360 yılından önce ölmüştür.Onun ölümünden sonra üç oğlu da beyliğin bir tarafında hüküm süremeye başladılar.Bunlardan Musa Bey’in Peçin,Balat ve Milas;Mehmed Bey’in Muğla ve Çine;Ahmed Gazi Bey’in de güneyde Makri ve Marmaris bölgesine hakim oldukları anlaşılıyor.Musa Bey’in ölümünden 1375 ten sonra,muhtemelen Milas ve Peçin hükümeti de Ahmed  Bey’in idaresine geçmiştir.

  Ahmed Bey’in Rodos ile Kıbrıs arasındaki gemilere karşı harekatı üzerine ,Kıbrıs kralı Peter I’in  donanması  1365’de Aydın ve Menteşe sahillerini tehdid etmişti.Fakat Ayasolug ve Balat’da yaşayan kendi halkı için korkuya düşen Venedik’in araya girmesiyle  barış yapılmıştı.Ahmed Bey Balata hakim olmuşsa da bunun uzun sürmediği anlaşılıyor.Balat ve havalisinin 1389 dan önce Mehmed Bey’in oğlu Gıyaseddin  Mahmud’un idaresinde olduğunu görüyoruz.Ancak o kardeşi İlyas Bey’e karşı yaptığı hakimiyet mücadelesini kaybederek Osmanlılar’a iltica etmişti.Kosova Savaşı sonunda I Beyazıd Osmanlı sultanı oldu.Anadolua  ve Karamanoğulları’Nın teşvikiyle Osmanlılar aleyhine tertiblenen ittifaka İlyas Bey ve babası  Mehmed Bey de girdiler..I Beyazıd’ın bu ittifaka karşı yaptığı Anadolu seferi sırasında Balat ve Muğla’daki  Menteşe kolunun toprakları  işgal edildi.Mehmed ve İlyas Beyler 90 adamı ile ,Candaroğlu Isfendiyar  Bey’in yanına  kaçtılar 1389.Ahmet Bey ise bu harekat sırasıda Milas ve Pecin de hüküm sürmeye devam etmişti.Onun yerinde  kalması,muhtemelen,bölgenin dağlık ve zabt edilmesinin zor olmasından ileri geliyordu.Taceddin Ahmed Gazi Temmuz 1391 de öldü.Daha sonraki hakimiyeti altındaki  yerler Osmanlılar tarafından işgal olundu.

Ankara savaşından sonra Timur,birçok Anadolu beyliklerinde olduğu gibi,İlyas Bey’de ülkesini iade etmişti 1402.ilyas Bey ülkesine döndükten sonra bir süre Timur’a tabi oldu.O Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat kavgalarında Çelebi Mehmed in aleyhine,Isa Çelebi’nin lehine Aydınoğulları ve Saruhanoğulları ile ittifak etmişti.Fakat I.Mehmed ‘in bu ittifakı yenince,İlyas bey onun hakimiyetini tanıdı(1405).Ilyas Bey deniz seferleriyle adalardaki Latinler’e zarar veriyordu.Bu sebepten Venedikliler 1408 ‘de Girit kontu Marco Falieri vasıtasıyla onunla bir anlaşma yaptılar.Fakat çarpışmalar daha sonra da iki taraf arasında devam etti.Bu nedenle Venediklilerin harekete geçmesi İlyas Bey’, Amiral Ser Pietro Civrano ile eski anlaşmayı yeniledi.( 17 Ekim 1414 ).o aynı yıl içinde tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girmiş ve 1415 de Çelebi Mehmed adına sikke kestirdi.Ayrıca Leys ve Ahmed adındaki iki oğlunu  istanbul’a rehin yolladı.Ilyas Bey 1421 de ölünce ,oğulları saraydan kaçıp beyliğin başına geçtiler.Sultan II Murad 1424 de Menteşe topraklarını ele geçirdiği zaman bu iki kardeşi yakalatıp hapse attırır,beyliğin sonu gelir.

Tuesday, December 15, 2020

ILK ANADOLU BEYLIKLERI : SALTUKLULAR

 

İlk Selçuklu fetihleri sırasında  Doğu Anadolu’da kurulan ilk Türk Beyliklerinden birinin Saltuklular olduğu anlaşılıyor.Ancak Erzurum bölgesinde yüzyıldan fazla hüküm süren Saltuklular hakkında kaynaklar ve belgeler’in verdiği bilgiler çok azdır.Bu beyliği kuranın Saltuk adlı bir Türk emiridir.

Ailenin adı;kitabe ve paralarda Salduk,Islam tarihçilerinin eserlerinde Saltuk şeklinde görülmektedir.Kelimenin ‘ bırakmak,koyuvermek’ anlamında olan ‘ salmak’dan geldiği anlaşılmaktadır.Böylece Saltuk ‘ bıraklık,koyverdik’ manasındadır.

Beyliğin kurucusu Emir Saltuk’un Malazagirt savaşında Türk ordusu saflarında yer almış olması kuvvetle muhtemeldir.Alp Arslan Malazgirt savaşından sonra,Bizans Imparatoru IV .Romanos Diogenes’in ölümüyle barış şartlarınıny yerine getirilmemesi üzerine,emrindeki kumandanlara Anadolu’da fetihlere devam edilmesini buyurmuştu.Işt Sultan’ın emirlerinden biri olan Saltuk Erzurum ve civarini zabt ederek Saltuklular Beyliğini kurmuştu.Bu beylik başlangıçta Büyük Selçuklu Devleti’ne tabii idi.

Çağdaş tarihçiler tarafından,ikinci hükümdar olarak çoğunlukla Saltuk’un oğlu Ali kabul edilmiştir.Sultan Berkyaruk ile kardeşi Muhammed Tapar arasında saltanat mücadelesi için yapılan savaşların beşincisi ve sonuncusu Hoy şehri  önünde olmuştu.(1103).Savaşı kaybeden Muhammed Tapar Ahlat’a çekildi.Bu sırada Erzurum emiri Ali Bey,Muhammed Tapar’a iltihak etti.Daha sonra Sultan Berkyaruk ile Tapar anlaştılar.Saltuklu Beyliği bu anlaşma ile Muhammed Tapar’ın bölgesinde kalmıştı (1104).Gürcüler’e karşı sefere çıkan Artukoğlu Ilgazi’nin ordusunda Saltuklu emiri Ali’nin de bulunduğu kaydediliyor.Fakat bu sefer başarısız olur ve Gürcü ordusuna yenilirler(1121).

Saltuklu Beyliğş’nin üçüncü emiri Ziyaeddin Gazi  idi.Onun hakkında elimizden fazla bir  bilgi yoktur.Erzurum’daki Kale Camii ve Tepsi Minare’yi yaptıran  Saltuklu emiri budur.Ayrıca Artuklular’dan Hüsameddin Timurtaş ( 1122-1154 ),Gazi’nin  kızıyla evlenmişti.Bu evlilikten Necmeddin Alpi ve sonra da Cemaleddin Sevil adlı iki oğlan çocuk dünyaya gelmişti.Emir Gazi 1132 yılında öldü.

Saltuklu Beyliğinin dördüncü emiri Ali’nin oğlu Izzeddin Saltuk idi.Ona ait ilk bilgiler yine evlilik sebebiyledir.Izzeddin Saltuk’un bir kızı,Ahlat Şahı II Sökmen,diğer bir kızı ise Dilmaçoğulların’dan Togan Arslan’In oğlu Fahreddin Devletşah  ile evlenmişlerdi.Öte taraftan 1154 yılında Ani emiri Fahreddin Şeddad,Gürcüler’e karşı koruyamayacağını söyleyerek şehri satın alması için Izzeddin Saltuk’a haber gönderdi.Ancak bu dikkatlice hazırlanmış bir intikam planı idi.Izzeddin şehri teslim almak için Ani’ye geldiği zaman ,kızını vermemesi sebebiyle ona düşman olan Fahreddin Şeddad bir günlük mesafede bulunan Gürcü Kralı Dimitri’yi de ülkeye davet ediyordu.Gürcü kralı bir baskınla Saltuk’u mağlup ederek,onu ve maiyetinden bir çok kimseyi esir aldığı gibi  bir çok Türk de bu baskın sonucu ölmüştü.

 Daha sonra damadı Ahlat Şahı II Sökmen ve Artuklu hükümdarları  teşebbüse geçerek yüzbin dinar karşılığında Saltuk’un serbest bırakılmasını sağladılar.Gürcüler 1161 yılında Ani şehrini ele geçirdiler.Bu hadiseye  üzülen komşu Türk Beyleri Izzeddin Saltuk,damadları II Sökmen ve Fahreddin Devletşah ,Kars ve Sürmeri beyleri ile birleşerek 1161 Temmuzun’da Gürcüler’e karşı  harekete geçtiler.Artuklular’dan Necmeddin Alpı da onları takiben yola çıkmıştı.Fakat Türk ordusu Necmeddin Alpı’yı beklemeden Ani’yi kuşattılar( 1161).Bunu haber alan Gürcü kralı III.Giorgi ordusuyla  Türk askerlerinin üzerine hücüm etti.Daha önce Dimitri’ye esir düştüğünü gördüğümüz  Izzeddin Saltuk,bir daha onunla ve çocuklarına savaşmyacağına dair yemin etmişti.Bu bakımdan geri çekildi.Onun bu hareketi  ve Necmeddin Alpı’nin beklenilmemesi  Türl ordusunun  ağır bir yenilgiye uğramasına neden oldu.Gürcüleri’in eline zengin ganimetin yanısırıa dokuzbin esir geçmişti.Esirler arasında Saltuk’un üvey oğlu Bedreddin de bulunuyordu.Durumu haber alan Necmeddin Alpı ise Malazgirt’den Meyyafarikin’e dönmüştü.Dovin’in Gürcüler tarafından alnmasından (1162) sonra harekete geçen Türk ordusunda Saltuk’ta vardı.

Irak Selçuklu sultanı Arslan Şah,Azerbeycan  atabeyi İldeniz,Ahlatşahı II Sökmen,Dilmaçoğlu Fahreddin Devletşah ve Emir Aksungur Ahmedil de orduları ile katıldılar.Bu birleşik Türk ordusu Gürcistan’ı istila ettiği gibi Kral III.Giorgi’yi de ağır bir yenilgiye uğrattı ( 1163).Anadolu Selçuklu sultanı II.Kılıçarslan da,Izzeddin Saltuk’a damad olmak istemişti.Saltuk bu arzuyu kabul ve kızını zengin bir çeyiz ile Sultan II Kılıçarslan’a gönderdi.Ancak Kılıçarslan’ın düşmanı Danişmendliler’den Yağı basan gelin alayının yolunu kesmiş ,gelini ele geçirmiş ve Saltuk’un kızını ,yeğeni olan Kayseri emiri Zunnun ile evlendirmişti ( 1164).Bu hareket Sultan II.Kılıçarslan ile Yağıbasan arasında savaş  çıkmasına neden oldu.Izzeddin Saltuk 1168 yılının Nisan ayında öldü.Yerine oğlu Nasıreddin Muhammed geçti.Izzeddin Saltuk devrinde Saltuklu  Beyliği ülkesinin Tercan’dan başladığı,Tahir Gediğine kadar uzandığı,Erzurum,Bayburd,Avnik,Micingird,İşpur,Oltu gibi şehir ve kasabaları kapladığı bilinmektedir

Nasireddin Muhammed hakkında elimizde çok bilgi yoktur.1189 yılında başılmış bir sikkesinde onun,Irak Selçuklu sultanı III.Tuğrul ve asıl iktidarı elinde tutan atabey Kızıl Arslan’a tabi olduğu anlaşılıyor.Yine onun zamanında Gürcüler Erzurum önüne geldiler.Kraliçe Tamara ( 1184-1212) nın kocası David’in kumandası altındaki Gürcü kuvvetleriyle Saltuklular arasında iki gün süren şiddetli çarpışmalar oldu.Saltuklu kuvvetleri şehre kapandıysa da,Gürcü kuvvetleri de bir kuşatmaya başlamadan aldıkları ganimetlerle yetinerek geri döndüler ( 1184 ).Bu devrin dikkati çeken diğer bir olayı da Muhammed’in oğlu olan Muzafferuddin Melikşah adlı Saltuklu beyinin Gürcü kraliçesi  Thamara ile evlenmesidir.Erzurum’daki Ulu Camii de Nasıreddin Muhammed tarafından yaptırılmıştır.Nasıreddin Muhammed 1191 yılında ölmüştür.Bu yıl Saltuklu Beyliği’nin başında n Izzeddin Saltuk’un kızı Mama Hatun bulunmaktadır.

Mama Hatun’un devlete hakim olarak kardeşi Muhammed’İn yerini almıştır.Mama Hatun’un lakabı ‘Erzurum Sahibesi ‘’ dir.Salahaddin Eyyubi’nin yeğeni  Meyyafarikin hakimi Takiyeddin Ömer,Ahlat ülkesini ele geçirdiği ve Malazgirt kalesini kuşattığı sırada Mama hatun askerleriyle ona yardıma gelmişti ( Ekim 1191 ).Daha sonra Mama Hatun,,Mısır ve Suriye hükümdarı Eyyubiler’den Melik’i  Adi ( 1220-1218) e başvurarak evlenmek istediğini ve bu konuda aracı olmasını istemişti.Melik Adil,Nablus emiri Fariseddin Meymun el Kasri’ye durumunu bildirdi.Fariseddin,Mama Hatun ile ilgilendi ise de,bu sırada onun tutuklanmış olduğunu öğrendi( 1200).Ancak,Mama Hatun’un tam olarak ölüm tarhi bilinmiyor.Onun yaptırdığı eserler arasında Tercan’da bir kervansaray ve türbesi bulunmaktadır.

Mama Hatun’dan sonra Saltuklu Beyliğii’nin başına Muhammed’in oğlu Melikşah geçti.XII yy ortalarından itibaren Anadolu Selçukluları ile Eyyubi devletleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki beyliklerin varlıklarını tehdide başlamışlardı.Nitekim Anadolu Selçuklu sultanı Rükneddin II Süleymanşah ( öl 1204) Erzurum’a doğru yürüdü.Alaeddin Melikşah onunla anlaşmaya çalıştıysa da,Süleymanşah onu yakalatıp hapsettirdi.Saltuklu Devleti böylece sona erdi ( 25 Mayıs 1202).Sultan Süleymanşah bu ülkenin idaresini kardeşi Mugiseddin Tuğrulşah’a  verdi.Melikşah’ın ülkesinin elinden alınışına,Süleymanşah’ı karşılamada ağır davranması sebep gösterilmişse de bir bahaneden başka bir şey değildir

Saltuklu soyundan bazı beylerin daha sonra Erzurum Kars arasında Micingird köyünde ve ayrıca Çemizkesek bölgesinde hüküm sürdüler.

 

Friday, December 11, 2020

ANADOLU BEYLİKLERİ : GERMIYANOĞULLARI BEYLIĞI

 



Kütahya ve çevresinde hüküm sürmüş bir Türk beyliğidir.Germiyan boyu XIII yüzyılda ilk defa Malatya taraflarında görülür.Bu sırada onların reisi Alişiroğlu Muzaffereddin idi.Muzaffereddin ,Baba İshak isyanını bastırmakla görevlendirildi ise de iki defa yenildi.Yine bu aileden olup,Selçuklu  şehzadeleri arasındaki   taht mücadelelerine karışan,Kerimeddin Ali Şir ise Moğollar tarafından öldürülmüştür.(1262).

Germiyanoğulları’nı 1276’dan önce,bu kez Kütahya ve Denizli bölgesinde  görmekteyiz.Alişir oğlu Hüsameddin’e mensup Germiyanlılar Konya’da sultanlığını ilan eden Alaeddin Siyavuş ( Cimri) ‘u yakalamaya  ve Sultan III.Gıyaseddin Keyhüsrev’e teslime muvaffak olmuşlardı(1279).Germiyanlılar sürmüştür.

Bu beyliğin kurucusu Kerimeddin Ali Şir’in oğlu I Yakub ( 1300 – 1340 )dur.O,Ankara ve civarında Selçuklu  devletinin emiri idi.Yakub Bey ikinci defa sultan olan Gıyaseddin Mesud( 1302 -1308 ) a tabii olmayaraka ilhanlıların hakimiyetini tanıdı.Kurduğu beyliğin merkezi Kütahya idi.Yakub Bey’in idaresindeki Germiyanoğulları,Anadolu Beyliklerinden en kuvvetlilerinden birisi olup,Bizanslılardan her yıl muayyen bir vergi ve hediyeler göndermekte idi.O,Aydınoğlu Mehmed komutasında yolladığı kuvvetler ile Ayasalug ( Selçuk )  ve Birgi’ye hakim oldu.Bizzat Yakup Bey,Menderes nehri civarındaki Tripoli,Angir ( Simav )i ele geçirdi.Ancak Alaşehir kuşatmasında ( 1304 ) Bizanslılar’ın Ispanya’dan getirmiş olduğu Katalanlar karşısında yenilip,çekilmek zorunda kaldı.Yakub Bey 1314 de Alaşehir vergiye bağladı.

O aynı yıl içinde Anadolu’ya gelen  İlhanlılar’ın valisi Emir Çoban’a itaat etti.Yakub Bey’in hangi tarihte öldüğü hakkında elimizde kesin bilgiler yoktur.Onun yerine oğlu Mehmed Bey başa geçti.Mehmed Bey Bizanslılar’dan Kula kasabasını  geri aldı.Ayrıca Simav gölü ve çevresinide ele geçirir.Mehmed Bey de muhtemelen  1361 yılında ölmüştür..Onun yerine oğlu SüleymanŞah ,Germiyanoğıulları Beyi oldu.Süleyman Şah’’ın saltanatının ilk yılları sakin geçti.Fakat Karamanoğulları’na karşı İlyas Bey’e yardım etti.Bu nedenle Karamanlılar ile arası bozuldu.

Süleyman Şah Karamanlılar’ın baskısı karşısında Osmanlılar ile anlaşmak istedi..Bu amaçla,kızını Sultan I Murad’ın oğlu Bayezid’e vermeyi ve çehiz olarak Kütahya,Simav ,Eğrigöz ve Tavşanlı kasaba ve çevrelerini  Osmanlılar’a bırakmayı teklif etti.Onun bu teklifi kabul edilerek  düğün yapıldı ( 1381 )Süleyman Bey ,Kula kasabasuna çekildi ve 1387 yılında öldü..Yerine üç oğlundan biri olan II.Yakub Bey geçti.YakupBey,Osmanlı sultanı I.Murad’ın Kosova savaşında ( 1389 ) şehit düşmesi üzerine  Osmanlılara bırakılan toprakları geri almak istedi.Faket yeni sultan Yıldırım Beyazıd,Rumeli’den Anadolu’ya geçerek Kütahya’ya gelmiş burada kendisini karşılayan Yakub Bey’i yakalayıp hapsetmiştir.Daha sonra da Germiyanoğulları topraklarını Osmanlı ülkesine katmıştır  ( 1390)

Yakub Bey 1399’d tutuklu bulunduğu Ipsala’dan kaçarak Timur’un yanına kadar gelmeyi başarmıştır.Ankara savaşından sonra Timur ona topraklarını iade etti.II.Yakub Bey’de  Timur’un hakimiyetini tanıdı.Osmanlı şehzadeleri taht mücadelelerinde ise yeğeni Çelebi Mehmed’in tarafını  tutmuştur.Karamanoğlu Mehmed Bey iki yıl üst üste yaptığı seferlerle onu ikinci defa topraklarından kovdu ( 1411).Yakub Bey,Karamanoğulları’na karşı hareketi sırasında Çelebi Mehmed’i  desteklemiş Osmanlılar’ın Karamanlılar’ı yenmesi üzerine tekrar beyliğinin başına geçmiştir( 1414).

 Bundan sonra Osmanlılar’ın hakimiyetini tanıyan Yakub Bey,bir ara Karamanoğulları’nın baskıs sonucu Sultan II.Murad’a  karşı Çelebi Mehmed’in diğer oğlu Mustafa Çelebi’nin tarafını tutmuştur.Mustafa Çelebinin  Iznikte öldürülmesinden sonra ( 1432 ) Osmanlılarla gene dost olmuştur.Yakub Bey yaşı sekseni aşmış olduğu halde bizzat Edirne’ye giderek Sultan II.Murad ile görüşmüş ve erkek evladı bulunmadığı için memleketinin ölümünden sonra Sultan’a bıraktığını söyleyerek Kütahya’ya dönmüştür.O bu yıl sonunda ölmüş ve Germiyanoğulları beyliği Osmanlı devletine katılmıştır ( 1429 )

Germiyanoğullarının sarayı bilim adamlarının ve şairlerinin himaye olduğu yerdir.Bilhassa Süleyman Şah ve Yakub Bey zamanlarında  Kütahya ,AnadoluBeylikleri içinde en kültürlüsü idi.Ticarette çok gelişmişti


KATALANLAR ANADOLUDA veya ANDRONIKOSUN ÇARESİZLİĞİ

 


XIII yüzyıl Bizansını ve Imparator Andronikos’un  yaşadıklarını düşününce  insan şaşırıyor.Siyasal olarak ve iç durum açısından Imparatorluk ve kilise birbiriyle çatışan hiziplere bölünmüştü.Elde asla yeterince para ve asker yoktu.Istanbul ve adalardaki,İtalyanlar,ayrıca Epir ve Teselya’daki Yunanlılar,sıkıntı kaynağıydılar.Sırplar,Charles d’Anjour döneminde beri büyük bir tehlikeydi.Ama yine de Andronikos  her problemle başa çıkabiliyordu.O her  problemi zekası ve politik becerileri ile çözüyordu.

Imparatorluk bunalımdan bunalıma sürükleniyordu.Ortada bir ideal var ,ama plan yoktı,köklü bir gelenek vardı,ama gelecek belirsizdi.İzlenecek politikayı hergünün kendi koşullarına göre belirlemek,Avrupa’da durumu kurtarabilirdi,ama bu politika Anadolu’da in uygulanamazdı.İşte burada Andronikos en belirgin başarısızlığına uğradı.En önemli görevinin,doğu sınırlarını,Türklerin yeni gücüne karşı elde tutmanın olduğunu unutmuştu.

Anlaşıldığına göre,1282’de bile Bizanslılar Asya’daki yeni sorunun gerçek niteliğini hala  anlayamamışlardı.Onu,zaman uygun düştüğünde olacakları önlemlerle başa çıkabilecel bir diğer geçici bunalım saydılar.

Anlaşılan,Türk boyları ele geçirdikleri topraklarda yerleşmeye başladıklarından  ve sınır bölgelerindeki Bizanslı köylülerin,ağrı vergi yükü altında ezildikleri için çoğu kez,Efendilerini değiştirmeye ve istilacılarla uzlaşmaya hazır olduklarını Istanbul bilmiyordu.Belki de Bizans’ın yöneticileri,İmparatorun yol verdiği denizcilerden bir çoğunun,yitirdikleri iş yerine,Anadolu’nun güney batı kıyılarındaki Türk beyliklerine hizmet ettiklerini bilmezden geliyorlardı.

Andronikos savaşı i ilk kez 1278 de Menderes vadisinde tattı.Türkleri bu savaşta tanımıştı.Ama babasının ona bıraktığı İmparatorluk yüzünü Asya’dan çok ,Avrupa’ya çevirmişti ve günlük kaygılar batıda kaynaklanıyordu.

1284 yılında Anadolu’nun kuzeybatı bölümünde durum hala,Imparatorun pıskoposlarını ,lesbos adası karşısındaki bir körfezin ucunda bulunan Adramyttron’da bir sinod toplanmasına olanak verece kadar güvenliydi.Oysa 20 yıl önce bölgede Türkler hakimdi.VIII Mikhale’in güçlendirdiği sınır birliklerinde hala asker vardı.Ancak Andronikos babasına söz verdiği gibi Türklere karşı sefere çıkmadı.Saltanatının ilk yedi yılında sınırlarda huzur vardı.

Ancak.1290 yılında yönetimi en büyük oğlu  IX Mikhael’e emanet edip Bitinya’ya geçti.Nikomedia’ya giderken yok üzerinde hapiste bulunan Ioannes Laskarisi ziyaret etti.Önden,kardeşi Konstantinos Tarfirogeretos ve Protostrator Mikhail Stratnakegopoulos komutasında bir ordu göndermişti.Karargah Nimfaion ( Kemlpaşa) da kuruldu.Kayıtlara göre Imparator bölgede 3 yıril kalır.Bu sürede,önemli Kuzet kentleri Nikaia,Bursa ve Lapadron( Uluabat )’ın savunma düzenlerini gözden geçirdi.

Ama zamanın çoğu diplomatik sorunlar ve kardeşinin düzenlediği bir komplonun ortaya çıkmasuyla geçti.Din adamı olan olmayan bir çpk kişi gibi,kardeşide komploya katılmıştı.Kardeşi Konstantinos dahil,elebaşıları hemen oracıkta yargılandılar ve mahkum edildiler.

Imparator 1283 yılının haziran ayında Konstantinopolis’e geri döndü.Mahkumlarda onunla beraber getirildi.Konstantinos’un ağabeyine karşı komplo kurmak için kendine özgü nedenleri vardı.Hiç bir zaman özgür olamado ve 5 Mayıs 1306 yılında zindada öldü.

Ancak,yerel halk,yönetime karşı düşman olduklarından yardım istemişlerdi.Bu Isyana Arsenios’çular vr  Laskaris taraflarıda destek vermişlerdir.Ayaklanma nedeni ile bu bölge Türklerin istilasına hazır hale gelmiştir.

 1293 yılında Imparator yeni sınır birlikleri oluşturmak için Girit’ten  gelmiş sığınmacıları sınır bölgelerindeki askeri kolonilere yerleştirmek istedi.Ama yeni gelen sığınmacılarda bu İsyan ortamından etkilendiler.Giritliler,Mikhael Tarkhaniotes’in  oğullarından,Nimfaion ve Lidya bölgesl komutanı Alexios Filanthropesnos’a ve onun yardımcılığını yapan Neokastra’da bulunan Libidarios’un komutasındaydılar.

Filanthropesnos çok iyi bir askerid ve Türklere kaşy bazı zaferler kazandı.Hatta bir kısmını,Menderes’in ötesine sürdü.Menteşe Beyliğinin topraklarına girip,Melanoudion şehrini geri aldı.Halk bu zaferlere çok memnun oldu.Ama,zaferin komutan Filanthropesnos’un başarısı olarak kabul ettiler.Türklerde bu başarıdan çok etkilenir ve bazıları onun ordusuna paralı asker olarak katılır.Yeni talan fırsatları gören askerleri Filanthropenos’a  kendini Imparator ilan etmesini önerirler.Bu düşünceyi,zaten İmparatoru sevmeyen yöre halkı ve keşişlerde destekler.Ancaki,Filanthropenos hemen kabul etmez,tereddüt eder.Hatta,Imparatora mektup yazıp başka bir komutanlık görevine atanmasını istedi.Andronikos cevap bile vermedi.

1295 yılının sonbahar aylarında ,Filanthropenos ,ayaklandığını ilan etti.Kendi birlikleriyle,yandaşları tarafından imparator ilan edildi.Ayaklanma fazla yayılmadı.Filanthropenos ,Imparatorun Efes’te bulunan en küçük erkek kardeşi Theodoros Palailogos’u tutukladı.Ancak,komutan halk’tan bulduğu desteği,bütün Bizanslı komutanları kendi yanına çekememişti.Neokastra’daki  yardımcısı Libadarios Imparator’a sadık kaldı.,Kendisi Theodoros Palailogos’u kayınbabasıydı ve Giritli askerlerle konuşup komutanlarını  tutuklasınlar diye rüşvet verdi.1295 Noel günlerinde Filanthropenos yakalanıp,kör edildi.Libadarios Istanbul’a gidip tüm komployu imparator’a anlattı.Bu ayaklanma toplumsal rahatsızlığın en büyük örneği idi.

Sonraki yıllarda doğudaki savunma entrikalar ve kişisel çekişmeler yüzüden güçsüzleşti.1298 yılında Imparator Andronikos ,Ioannes Tarkhaniotes’i ülkenin güney kısmının savunma birliklerinin başına komutan olarak atadı.Aslında bir Arsemios’çu olup ,pek çok defa fikirleri yüzünden hapse düşen komutan,büyük savaşçı liderlerin yetiştiği bir aileden geliyordu..İyi ve namuslu bir askerdi.Kendisine Türklere karşı sefere çıkacak bir ordyta komuta etme  fırsatı verilirse Imparatora sadık kalacağına yemin etmiştir.

Imparator kilisenin düşmanıda olsa,bu komutana destek verdi.Tarkhaniotes,Imparatorun yüzünü kara çıkartmadı.Görevinde başarılı oldu.Yetenek ve zekası sayesinde pek çok zafer kazandı.Imparator Komutanın ordusunun gücünü arttırabilmek için bir ufak filo bile yolladı.Bu filo komutana denizden destek verdi.

 Tarkhaniotes’İn düşmanlarıda vardı.Patrik onun atanmasını,bir Arsemios’çu olduğu için onaylamıyordu.Komutanın ordusundaki subayların bazıları,parasal konularda hiç alışılmadık  şekilde namuslu olan bir komutana karşı çıktıklarından,Onu Filedelfia ( Alaşehir) Theoleptos’a şikayet etmek için,patriğin hoşnutsuzluğunu kullandılar.

 Ona karşı bir ihanetsuçlaması uyduruldu.Oda ,o sırad Selanikte bulunan Imparator’un yanına kaçtı.Böylece imparator Andronikos’un tüm planı bozulur.Doğudaki ordunun başına geçebilecek yetenekli komutanlar yoktu.Asker maaşlarını dağıtılamadı.Askerler için yollanan paraları subaylar ceplerine attılar.

Bu şartlar altında Andronikos yalnız iyi bir komutan değil,sıradan bir asker bile bulamaz oldu Bizan ordusunda paralı askerlik yapan Türkler bile,paralarını alamadıkları için orduyu terk ederler.Ordu yok olmanın eşiğine gelmişti.

Şans bir anda Andronikos’un yüzüne güler.1302 yıllarının ilk yıllarında Moğolların önünden kaçan bir Alanlı grubu,Bizans topraklarına girmek için izin isterler.Gelenler,yanlarından eşler ve aileleri ile birlikte onaltı bin kişi kadardılar.Imparator gelişlerine çok sevinde ve hemen onları sınır bölgelerine yerleştirdi.Ancak sorunları çözülmedi.Alanlara zırh ve at sağlamak için Imparator daha çok vergi almak zorunda kaldı .Alanlarda Bizans subaylarının emrine girmek istemiyorlardı.

1302 baharında Imparator,oğlu IX.Mikhael’i ,güneybatı Anadolu’nun komutasını  üstlenmeye gönderdi.Mikhael,Hermos ( Gediz ) ırmağı üzerindeki Magnesi’da kamp kurdu.Bu onun ilk savaş deneyimi olduğu için hem tecrübesiz hemde hevesliydi.Subayları onun savaş  heveslerinin önüne geçmeye çalışıyorlardı.Bu çekingenlik sonucunda Türkler oralara kadar uzanıp saldırırdılar ve çevredeki kırsal alanı korkunç biçimde yakıp yıkar ,talan ederken,Mikhael ve ordusunu Magnesia bölgesinde sıkıştırırlar.Böyle bir sefere alışık olmayan Alanlar ayrılmak istediler.Ordunun yanında  çok savaşan yerli halk,herşeylerini kaybedince,oradan göç ederler.Mikhael ,Alanlardan bir üç ay daha kalmalarını rica etti ve Istanbul’a ,babasına mektup yazıp ödeme yapmak için kendisine daha çok para gönderilmesini rica etti.Bu para da ancak daha çok vergiyler bulunabilirdi.Üç aylık sözleşmeleri biten Alanlar orduyu terk ettiler.IX.Mikhael,Magnesi’da parasız pulsuz,binlerce Türk savaşçı tarafından kuşatılmış durumda kaldı.Kaçmak tek çare görünüyordu,açık tek yol da batıya kıyıya doğruydu.  Bir gece,gizlice ordugahından ayrıldı.Ama ordunun geri kalanı önderlerinin kaçtığını öğrenir öğrenmez,ordugahı terk edip gece vakti,Pergamon’a ulaşmak için yürüyüşe geçtiler.Yüzü aşkın asker yolda Türk saldırıları nedeniyle öldü.

Ordunun Pergamona sığınması panik çıkmasına neden oldu.Sığınmacılar,Türklerin onları takip ettiğini sanarak kıyıya yığıldılar.Kim Adramyttion’a ( Edremit ),kimi Lampsakos ( Lapseki ) ye ,ama çoğu gemilerler Avrupa kıyısına geçmişlerdir.

 Aslında, artçı görevini yapmaları gereken Alanlar çoktan Gelibolu’ya geçmişlerdi;oraya varınca,silahlarını etmediler.Teslim olmaları ve imparatordan  af dilemeleri için zor kullanılması gerekti.Aynı tarihlerde,1302 Temmuz ayında,Bitinya’daki Sangarios ırmağı boyunca uzanan sınırın savunulmasına yardım etmek üzere gönderilen  bir kısım Alanlar  Türklerce geri püskürtüldüler.Başlarında Muzalon ailesinden bir komutan vardı.Türkleri başındada  Pakhymeres’in Atman dediği bir komutan vardı.Atman’ın Osman Bey olduğu düşünülmektedir.Bu da Osman Bey’İn yazılı tarihteki ilk kayıdıdır.Yazar,onun ve savaşçılarının Nikomedia ( Izmit) yakınında Bafeus’ta 27 Temmuz 1302’de Bizanslılara karşı nasıl savaşıp ,kazandıklarını anlatır.Bizan birlikleri geriye çekilmek zorunda bırakilmişlardır ve artçı Alanlar,ordunun Nikomedia hisarına kadar çekilip güvenliğe kavuşmasını sağlamışlardır.

Ama,Osman bey ve komutasındaki ordusu batıya doğru ilerlediler  ve Nikaia’dan Bursa’ya ,Kyzikos civarında Marmara Denizi kıyılarına hatta Edremit ve batı kıyılarına saldırıp,talan ettiler.Nikomedia,Nikaia,Bursa ve Laprados gibi kalelerin birbirleriyle ilişkileri kesildi.Ama hiç zarar görmediler.Çünkü kentliler,neleri var neleri yoksa surların içine getirmiş,sur kapılarını kapatmışlardı.

Türkler,Bitinya bölgesine yaptıkları bu ilk akın sonunda,bölgeye yerleşmezler.Ancak,köylüler dehşet içinde kıyılara doğru kaçıyorlardı.Tarladaki ürünleri yakılmış,Çiftlikleri harap edilmişti.Kıyı kentlerinde yaşayanlar,surlarının arkasında güvende olup,onları şehirler almıyorlardı.Insanların tek umudu Çanakkale veya Istanbul Boğazlarında Avrupa yakasına geçmekti.Uzun sıralar halinde kuzeye doğru yürüdüler.

1302 yazı Bizans tarihi için felaketler yılıydı.Bir ordu Nicomedia yakınlarında,bir diğer Magnesia’da yenilmişti.Bir Venedik filosu Haliiç’ gelip demir attı,Imparatoru kurtulamalık parası vermeye zorladı.Bu dönemde Patrik Anthanios’un kıyamet günü yakındır kehaneti herhalde doğruydu.Hergün Anadolu’dan yeni v korkunç haberler geliyordu.Imparator deli gibi çareler arıyordu.Ilhanlılardan yardım istedi ve Türkler üzerindeki nüfuzunu kullanırsa kızlarından birini Han’a vermeyi önerdi.Kuzin paşa denilen Moğol bir maceracı ile anlaştı.Bu kişi Nikomedia,şehir kumatanlığı üstlenecek ve Türk beylerinden birinin kızını alarak,onlarla uzlaşacaktı.Tabii bu plan hiçbir zaman gerçekleşmedi.Türk boyları ile politik anlaşma yapmakda mümkün görünmüyordu.Hem reislerini bilmiyor hem onları tanımıyordu.Böyle bir anlaşma yenilgiyi kabul etmek demekti.

1302 yılındaki kayıplardan sonra Ordunun yeniden organize edilmesi gerekiyordu.Gerekli parayı bulmak için bu sefer m,manastırlara ait mülkler dahil bütün kilise vakıf mallarından elde edilen gelirlerin,sahipleri tarafından askeri amaçlar için kullanılması yolunda buyrultu çıkardı.Mülk sahiplerinin kendi mülklerinin savunulması için gerekli parayı sağlayacağı umuluyordu.Patrik Anasthios bu konuda sessiz kalır.Ama keşişlerin ve din adamlarının geri kalanlarıda,sessiz kalarak onay vermediler.Plan hiç bir zaman uygulanmadı.Bazı piskoposlar,kendi yetki alanlarının savunulması için önlemler aldı.Daha sonra patrik olan Kyzikos Piskoposu Nifon kentinin surlarını onarttı ve sığınmacıların sur içinde barındırılmasını sağladı.Kenti Türklerce kuşatma altında  tutulan Filadelfia Piskoposu Theoleptos,yönetimi ve savunma işini kendi eline aldı.Başka şehirlerde kendine göre savunmaları güçlendirdi.

 Imparatorluk  ordusunun ve Alanların terk ettiği Magnesa kentinde,halkın tam desteği ve işbirliğiyel,Türklere karşı çıktığı kadar devlet yönetimine de karşı çıkan,imparatorun süvarilerinden Attaliotes ( Antalyalı) denen biri yönetime el koydu.Imparatorun oğlu IX.Mikhael,Pergamon’u oraya sığınan askerlerle,birkaç ay elde tuttu.Ancak,1303 yazında,kıyıdaki Pegai ( Karabiga)’ya  çekildi;orada,umutsuzluk ve çaresizliğin daha da ağirlaştırdığı ciddi bir hastalığa yakalandı.Eve dönecek gücü yoktu.

Bu sırada,Andronikos’un yeni bir planı vardı.Andonikos’un 1282’dn beri batı dünyasıyla pek az teması olmuştu,ama Venediklilerle Cenevizler,Bizans imparatorluğunun çaresi bulunmaz sıkıntılar içinde olduğu söylentisini yaymışlardı.Bu haber,Sicilya’daki,bir paralo askerler çetesi olan Katalan Birliği’nin  komutanına ulaştı.Bunlar,birkaç yıldır,Sicilya’nın Aragonlu kralı III.Federico’nun yanında,II.Charles d’Anjou’ya karşı savaşıyorlardı.Bu mücadele 1302 yılında Federico’nun zaferiyle sonuçlanınca,Katalanlara alacakları ödenir ve hesapları kesilir..Onlarda yeni savaş alanları aramaya başlarlar.

Katalanların komutanı Roger de Flor,Imparator Andronikos’a başvurarak,hizmetine girmek istediğini  bildirdi.Roger de Flore ‘un meslek yaşamı çok renkliydi.Zimmetine para geçirme ve disiplinsiz davranışları nedeniyle Templier Şövalyeleri  tarikatından kovulduktan sonra korsanlığa başlamış,kendine bağlı bir şövalyeler birliği oluşturmuştu.Komuta ettiğie,Katala büyük Birliği diye ün yapmış,paralı Ispanyol askerleden oluşan karma çetesi,savaşçılıklarıyla büyük ün yapmışlardır.Tarihçi Pakhymeres ‘’ Savaşta canlarını pahalıya satan ve ke ndi yaşamlarıyla kumar oynamaya hazır  adamlardır’’ diye anlatırdı.

Bunlar,belki Alanlar kadar kalabalık değillerdi,ama h,ç kuşkusuz onlardan daha etkin ve daha disiplinli güçtüler.Andronikos,Katalanları bir Tanrı lütfu olarak görüyrodu.

Roger de Flor,sıkı pazarlıkçıydı,ama Imparator tüm isteklerini kabul etti.Katalanlara,Bizans hizmetindeki paralı askerlere ödenen olağan tutarın br kar fazlası ödenecekti ve dört aylık ücret de peşin verilecekti.Roger de Flor,Imparatorun yeğeni Maria ile evlenerek,Megas Dukes ünvanını alacaktı.1303 yılın Eylül ayında Roger de Flor deniz yolu ile Istanbul’a geldi.Onunla birlikte 6500 asker ve onların aileleride birlikte gelmişdi.Gemilerin bazıları Katalanlarındı.Bir kısmıda Cenevizlilerden kiralanmıştı.Istanbul’a gelince Roger de Flor,Maria ile evlendi.Imparatorun hem akrabası hem konuğu oldu.

Ancak,Imparator Andronikos Katalanları bir an evvel Anadolu’ya yollamak istiyordu.Bu gelenler kavgacı ve vahşi bir gruptu.Istanbul limanına vardıklarından bir kaçgün sonra kiraladıkları gemilerin paralarını isteyen cenevizlilerel,büyük bir sokak kavgasına girişmişlerdir.Ölü ve yaralıların olduğu bu kavga,Bizanslıları korkutur.Imparator onları,kışlamak üzere Kyzikos’a geçmeye ikna etti.Orada,Yağma ve talan’a devam ettiler.

Bizanslılar,çok geçmeden,Katalanların hizmetlerindeki diğer paralı askerlere benzemediklerini anlarlar.Alanlar,geçmişte hizmetlerinden yararlanılan diğer yabancılar gibi,Bizanslı  subayların komutası altında savaşmışlardı.Latin paralı askelerin özel bir komutanı ‘’ Megas Konostavlos ‘’ vardi,ama o da batılı değildi.Alanlar başlarındaki subayları küçük görmüş olsalarda,onlara uymuşlardı.Katalanlar ,sadece Roger de Flor’dan komut alıyorlardı ve ayrı bir birilk olarak savaşıyorlardır.

Imparator yapılıcak sefer konusunda bazı planlar önerebilirdi,ama bu seferlerin yürütülmesi Katalanları elindeyi ve talanlar ek bir kazanç elde ederlerse,bunu ister Bizanslıların,ister Türklerin sırtından sağlamış olsunlar,herşey hakları olduğuna inanıyorlardı.

Katalan Birliğindeki,Ispanyol kronikçi Ramon Muntaner yapılanları yazıya geçiriyor,onları,düzenbaz Bizanslılar tarafından sürekli aldatılan,gerçek değerleri anlaşılamamış yiğitler diye tanıtıyordu.Bizanslı tarihçiler ise Katalanlra ön yargılı yaklaşmışlardır.Katalanların,Türklere karşı bazı başarılar elde ettikleri ve küçük ama etkin bir orduyla,yitirilen toprakları geri almak için hala yapabilecek olan neyse onu yaptıkları doğrudur.Ama başarıları,Batı Anadolu’nun yalnızca bir bölgesiyle sınırlıydı,bu başarılarını  kalıcı kılacak kadar da kalmadılar.

 1304 yılının başlarında Türkleri Kyzikos’tna sürdüler.Ama kente öylesine zarar verdiler ki,Roger de Flor bile kent halkına bir tazminat ödemek gereğini duydu,ayrıca,Alan paralı askerler,Katalanlara kendilerine ödenenden daha yüksek bir ücretin ödendiğini duyunca,bir çatışma patlak verdi.Yaklaşık 500 kişi olan Alanlar,Roger’den emir almayı kabul etmediler ve ordugahı terk ettiler.Bölgede dolanarak,çevreyi kendileri için talan ettiler.

Katalanlar Pegia ( Karabiga )’ye geçtiler,ama ünleri kendilerinden önce varmıştı.Orada konaklamakta olan IX.Mikhael,kente girmelerine izin vermeid.Nisan ayında ,o sıralarda Türklerin kuşatması altında olan Filadelfia’ya yürüdüler,Türk ordusunu bozguna uğrattılar.Roger ve adamları şehre girdi.

Filedelfia’nın kurtarılması,Katalanların Anadolu’da Bizans Imparatorluğuna ettikleri neredeyse tek hizmet olmuştu.Roger de Flor güneye,Menderes vadisine yürüyerek ,yeni zaferler peşinde koşmaya çalışmadı.Tripolis ( Buldan yakınları ) kenti Türklerce yeni alınmıştı.Nysa ( Sultanhisar) ve Tralles  şimdiden Türklerin elindeyid.Ama Katalanlar bu şehirler ve kaderleri ile hiç ilgelenmediler.Roger de Flor,adamlarını,Filadelfia’dan sonra yeniden batıya,Gediz ırmağı üzerindeki Magnesia’ya ve oradan da kıyıya,Efes’e yürüttü,orada,denizcileriyle Kios,Lesbos ve Lemnos adalarını işgal etmiş bulunan kendi donanması ile buluşacaktı.Katalanlar,daha sonra,Efes’ten yola çıkıp batı Anadolu’nun güney kıyısı boyunca ilerlediklerini ve önlerine  çıkan herkesi Ermenilerin krallıklarına kadar sürdüklerini söyleyerek övündüler.Türkler,vahşi Katalanlarla savaşmaktan kaçınıyorlardı.Ama,böylesine kahramanlıklar kalıcı sonuçlar bırakmadı.Katalanlar gider gitmez,örneğin 1304 yılında,Türkler Efes şehrini geri aldı.

Roger de Flor ve adamları için artık herkes düşman konumundaydı. Bu nedenle Katalanlar ,her nerede disiplinsizlik suçu işlemiş ya da görevini yerine getirmekten kaçmış Bizans subayına yahut birliğine rastlarsa cezalandırmayı kendilerine görev edinmişlerdi. Ama, kurbanlarından bazıları rahipler ve keşişlerdi, diğerleri de başlıca suçları fazla zengin, olmalarından  ibaret olan devlet memurlarıydı .Kendi kendine  Magnesia’nın  efendisi olan Attaliotes, Katalanlar oralara geldiğinde önce Roger de Flor ile uzlaşmış,böylece hem kendini,hem de kentini kurtarmıştı.

Roger Magnesia’yı akınlarında devşirdiği talan malını depolamak için kullandı ce bu kentten,Anadolu’da  kuracağı bağımsız bir Ispanyol Prensliğini  yöneteceği bir üs olarak düşünüyordu.Ama,bir defasında,yeni talan  malıyla dönerken ,kentin sur kapılarını kapalı buldu.Böylesine hazinler değerinde talan malını kaptırmak düşüncesi Katalanları hiç memnun etmedi.Magnesia şehrini kuşatma altına aldılar.Bu olay duyulunca,Imparator onlara geri dönmelerini emretti.

Önce,bu emri ciddiye almadılar,kuşatmaya devam ettiler.Sonunda ,Katalanlar Magnesia şehrinin etrafındaki kuşatmatyı kaldırıp,Lapseki ( Lampaskos ) şehrine geldiler.Burada Gelibolu’ya geçtiler ve 1304 kışını burada geçirdiler.

Bu sıralarda,Katalanların başaırlı seferlerinin ve topladıkları büyük servetin haberi batıya  ulaşmıştı.Sicilya Kralı Federico,şimdiden,Katalanları,doğuda  girişilecek bir harekatın mızrak ucu olabileceğini  düşünüyor ve bu hareketin başında olmak istiyordu.

Buna karşılık,Federico’nun kardeşi Aragon  Kralı II.Jaime,Roger de Flor’dan gelen bilgiler üzerine harekete geçip,temsilcisi Berenguar d’Entença’yı Katalan birliği için gönderilmiş takviye kuvvetler gibi gösterilen askerlerle Istanbul’a yolladı.Şehre varınca,büyük bir saygı ile karşılana D’Entença,Andronikos ile bir sözleşme imzaladı.Imparator daha evvel Roger de Flor’a verdiği ,Megas Dukes ünvanını Berenguar d’Entança’ya devretti.

Imparator Katalanlardan bazılarını Tralya’ya göndermeye niyetleniyordu.Çünkü,sanki başındaki dertler yetmiyomuş gibi,Bulgarlar kuzey sınırını geçip Adrşanapolis ( Edirne ) kentine saldırmışlardı..Ama oraya,1304 yılında bir orduyla gönderilen IX Mikhael,Bulgarlara karşı,başarılı oldu.Mikhael Katalanlardan hoşlanmıyordu ve zaten onları gereksiz bulduğunu söylüyordu.Katalanlar da gitgide yardımcı olmaktan çok,baş belası haline  gelmekteydiler.Kendilerine paraları ödenmedikçe ve Magnesia’da bırakmak zorunda kaldıkları talan malı için tazminat verilmedikçe,Anadolu’dan geri  dönmeyeceklerini söylediler.

Ancak,Imparator’un parası yoktu.IX.Mikhael Bulgarlarla savaşmak için daha çok sayıda askete ihtiyacı olduğu zaman,kendi altın ve gümüş külçelerinden yüklü bir bölümünü kullanarak,askerlere ödenmek üzere para bastırmak zorunda kalmıştı.Roger de Flor,300.000 hyperpyra istiyordu ve Imparatorun ona sunacak ne madeni ne parası vardı.Bizans altın parasının çok yakın zamanda bir kez daha değeri düşürülmüştü.

Buna karşılık,Berenguar ,Imparatorla yaptığı sert bir tartışmadan sonra durumu kavrayarak ,yelken açıp,İstanbul’dan ayrıldı.Bizanslılar hakkında ne düşündüğünü göstermek için,giderken Megas Dukes başlığını denize attı.Bizans’a karşı girişilecek bir savaşta kendisine katılsınlar diye Cenevizlileri kandırmaya çabaladı,ama kabul etmediler.1305 yılının Mayıs ayının sonunda,Katalan ve Ceneviz donanmaları çatıştı,Berneguar’ın bütün gemileri,biri hariç,batırıldı,kendisi de tutsak alındı.

Donanmalarını yitiren Katalanların durumu zorlaşmıştı.Ancak Cenevizliler,Imparatora batıda Ispanyolların Istanbul üzerine yapılıcak bir diğer sefer tasarladıkları haberini verdiler.

Dedikodulara göre,Sicilya Kralı Federico,kardeli Mayorkalı Ferdinando’yu doğuda bir krallık kurmakla görevlendirilen büyük bir Ispanyol armadasına başkomutan atamıştı.O sırada Katalan Birliği Gelibolu’da mevzilenmiştş ve gecikmiş ücretleri ödenmeden hareket etmeye niyetleri yoktu.Imparator Andronikos,Roger de Flor’a Kaisar ünvanını vererek onu yanına çekmeye çalıştı.Ona bir taksit para daha ödedi ve 1305 yılının Şubat ayında bir sözleşme yaptı.De Flor bunun üzerine adamlarını bahar aylarında Anadolu’ya geçirmeyi kabul etti,ama ayrılmadan önce IX Mikhael’e saygılarını sunmak istediğini bildirdi.Kaisar ünvanı ortak imparator ünvanı olduğu için gelecekteki ortağı ile tanışmak hem görgü geleneği hem de politik bir hareketti.IX Mikhael ,Edirne yakınlarındaki ordugahtaydı.

 Şaşırmış ve sinirlenmiş olsa da bu istenmeyen konuğu resmi bir nezaketle kabul etti.Ancaki,ordugahta bulunan Alanların Katalanları aynı saygı ile karşılamaya niyetleri yoktu.Oğlu Kyzikos’ta Roger’in adamlarından biri tarafından canice öldürülen Alan reislerinden biri,Roger de Flor’u sırtından hançerleyerek öldürdü.Sonra da diğer Alanlar,Roger ile ordugaha gelen 300 Katalanı öldürdü.

 Bu andan başlayarak ,Imparator’un Katalan Birliği üzerinde var olduğu söylenebilecek herhangi bir denetimi kalmamıştı.Katalanlar,Roger de Flor’un katlinden Bizanslıları suçluyorlardı.Çılgın gibi bütün Trakya kıyılarını yakıp yıktılar,hayvan sürülerini kestiler,Gelibolu yarımadasının  bütün halkını  ya öldürdüler ya da köle pazarlarında sattılar.Bölgeyi Ispanyol toprağı olarak ilan ettiler.Katalan askerler,yeni komutan olarak Berenguar de Rocafort’u seçtiler.Onun makam mühründeki yazı ‘’ Makedonya Krallığında Frank Ordusunun egemenliği’’ duruyordu.Aziz Peter bayrağı Gelibolu kalesinin surlarında dalgalanıyordu.Katalan ordusu hem Sicilya hemde Aragon krallıklarının sancaklarınıda taşıyorlardı.Her gün daha fazla sayıda Türk savaşçı Çanakkale boğazını aşıp ,Katalanlara katılıyorlardı.Bulgarlar Katalanlara destek vermeyi önerdi.Galata’deki Cenevizliler de onlara destek vermeye kararlıydılar.İki buçuk yıl boyunca Gelibolu,Istanbul’un hemen yanında ,Katalan krallığın başkenti oldu.

Katalanların Trakya’daki saldırılarını önlemek görevi IX Mikhael’in komutasındaki orduya verildi.1305 yılınının haziran ayında iki defa  karşı karşıya geldiler.Bizans ordusu İki muharebeyi de kaybetti.İkinci muharebe Raidestos ( Tekirdağ) yakınındaki Apros ( Inecik)te yapılan ikinci muharebede,IX Mİkhael ,hemen hemen tüm ordusunu yitirdi ve kaçarak canını zor kurtardı.Didumoteikhon ( Dimetoka ) kalesine sığındı.

Katalanlar Raidestos ( Tekirdağ) kentine saldırırak tüm halkını,kadın,çocuk demenden kılıçtan geçirdiler.Kent halkını yok ettikten sonra,burayı yeni ordugahları yaptılar.Bu şehir hem başkente yakın hemde talan ve yağma için elverişli olan iç bölgelere yakındı.Seferin kroniğini yazan Ramon Muntaner,Gelibolu kalesi ve bölgesinin komutanı oldu;Katalanlar bu şehri,tutsakların satışı için bir köle pazarı olarak kullandılar.

Bu esnada,Cenevizli kaptan Andrea Morisco,Çanakkale’de gemileriyle devriye gezereke,Imparator’a büyük bir hizmette bulundu; onun bu devriyeleri  Türk savaşçıların Gelibolu’ya geçmelerini önledi ve bu gemilerle,Marmara Denizi’nin kuşatma altındaki limanlarına erzak getirildi.Imparator ona Amiral rütbesi verdi..Ama çok geçmeden Morisco Katalanların eline düştü,tutsak edildi.Katalanlar böylece 2000-3000 Türk savaşçıyı Gelibolu’ya geçirdiler.

Çaresizlik içindeki Imparator,Cenevizlilerden,bir donanmayı yardıma göndermelerini istedi.1306 yılının baharında 19 parça gemisi Istanbul limanına vardı.Ancak,bunlar,Karadeniz’e gitmekte olan yük gemileriydi  ve kaptanları,yapacakları hizmet için 300.000 altın istemekteydiler.Böyle bir miktar,Imparator’da yoktu.Çoğunu,yollarına gitsinler diye bıraktı,sadece 4 gemiyi Boğazlarda devriye gezmeleri için alıkoydu.

Katalanlar bir uzlaşmaya varılması imkansızdı.Başarıları onları tam anlamıyla çıldırtmış ve talepleri gittikçe aşırı olmaktaydı.Başka çare göremeyince Imparator Andronikos,Selymbria ( Silivri ) ile Istanbul arasındaki tüm arazinin boşaltılmasını ve ürünün yakılmasını buyurdu.Trakya’nın her yerinde sığınmacılar ,akın akın Istanbul’a gelmekteydi,Anadolu’dan gelenlerin üstüne Trakya’dan gelenler eklenmişti,çünkü Meriç ırmağının aşağı bölümünün suladığı yerlerle Istanbul arasındaki bütün bereketli topraklar artık çöle dönmüştü.

Ancak,vadinin daha yukarı bölümlerindeki Trakya kentleri,özellikle Didymoteikhon ve Adrianapolis ,surları ve savunma sistemleri  Katalanların saldırılarına karşı durabilecek kadar güçlü idi.Katalanlar Edirne’yi kuşatsalarda ,şehri alamazlar.Buna kızan Katalanlar,kent surlarının çevresindeki bağları ve çiftlikleri yakıp yıktılar.Ama kent direndi.

Tamamen sıkışan,Kuzeye ve Doğuya gidecek yer bulamayan Katalanlar,açlık tehlikesi ile karşı karşıa kalırlar.Hayatta kalabilmek için bile,bulundukları yerden göçmeleri gerekiyordu.Ellerindeki yiyecek içecek,beklentileri tükendikçe aralarında anlaşmazlıklar çıktı.Üç gruba ayrıldılar;birine Rocafort,diğerine kısa süre önce Cenevizlilerin serbest bıraktığı Berenguar d’Entença,Üçüncü gruba da kısa süre önce takviye birlikleri ile gelen Fernando Ximenes de Arenos komuta etmekteydi.Ancak  1308 yılının yaz aylarında ,Mayorkalı Ferdinando,Sicilya Kralı III.Federico’nun buyruğuyla,birliğin genel komutanlığını,üstlenmek üzere,Gelibolu’ya geldi.

Rocefort onun komtası altına girmeyi kabul etmedi;ama Katalanların hepsi ,Fernando ile biirlikte yeni topraklar fethedip yeni talanlar yapmak için batıya doğru göç etmeye karar verdiler.Maritza’yı aştılar ve Thessalonike’ye doğru yürüyüşe geçtiler.Yaklaşık 6000 Ispanyol ve 3000 kadar Türk iki bölük halinde yürüyorlar ve yiyeceklerini içeceklerini geçtikleri yerlerden sağlıyorlardı.Tek amaçları,mal mülk edinmek ve bir zamanlar savunulmasu için sözleşmeyle işe alındıkları imparatorluğun topraklarından bir krallık koparmaktı.

Katalan birliğinin komutanları arasında çatışma ve husumet vardı.Berenguar d’Entença,Rocafort tarafında öldürüldü.Aynı şeyin kendi başına da geleceğinden korkan Ximenes de Arenos kaçtı,yolu üzerindeki Bizans kalelerinin birindeki Bizanslı askerler tarafından yakalandı.Istanbul’a götürüldü;orada Imparator kendisini hürmetle karşıladı ,hizmetine aldı ve yapılageldiği üzere,evlenmesi için kendisine bir prenses buldu,ayrıca ona Megas Dukas rütbesi verdi.Bu gelişme üzerine Mayorkalı Ferdinando ,Katalan birliğini  terk etti,Ramon Muntaner’i de yanına alıp Sicilya’ya geri döndü.

Tek komutan durumunda kalan Rocafort geri kalan Katalanların batıya,Makedonya içlerine doğru yürüyüşüne önderlik etti..Khristupolis,yani kavala yakınındaki geçitleri aşarak yolda ilerlemeyi sürdürdüler,Halkidi Yarımadasını bir uçtan öbür uca geçtiler ve Thessalonike’nin güneyinde kalan Cassandria’yı yani eski çağların Potidaia’sını işgal ettiler,1308 kışını orada geçirdiler.

Katalan Birliği’nin bundan sonraki serüvenleri,Bizans Imparatorluğu tarihinden çok,Yunanistan’ın tarihiyle bağlantılıdır.Cassandria’dan harekete geçerel Athos’taki manastırları talan ettiler ve Thessalonike yakınlarına birkaç saldırıa bulundular.Rocafort,Thessalonike Latin Krallığını diriltmek  hayalleri kuruyordu ve böylesine zengin bir kenti zapt edebileceğini umuyordu.Ama şehir ‘in iyi tahkim edilmiş savunması  ve gıüçlü bir askeri yapısı vardı.Zaman ilerledikçe,Katalanlar,Cassandria’da kalmayı sürdürmenin gittikçe güçleştiğini gördüler.Trakya’ya geri dönüş yolunu  bir Bizans ordusu kesmişti.Rocafort,askerlerinin güvenini yitirdi,kendilerine başka bir komutan seçtiler ve 1309 baharında Katalanların çoğu Teselya üzerine yürümeye karar verdiler.Türklerden bir çoğu Makedonya sınırından Katalanlar’dan ayrıldı,ama birliğin geri kalanı ( 9000 kişi) Tempe vadisinden Teselya ovasına girdi.

O sırada Teselya hükümdarı,II.İoannes Dukas’tı.1303 yılında ,babası Konstantinos’un  yerini almıştı.Ama henüz çok gençti,babasıyla dedesine güç veren yılmazlık ruhu ona geçmemişti.Yakın zamanda II.Andronikos ile uzlaşmış ve imparatorun kızlarından biriyle evlenmişti.Bu nedenle,1309’da Teselya,Istanbul’a  bağlı değilse de,bağlaşığıydıı.Bağlaşıklık,Katalanlar ülkesinin kuzey sınırını geçip arazisini yakıp yıkmaya başlayınca,II.Ioannes ‘in işine yaradı.Yardım göndersin diye Imparatora başvurdu ve bir Bizanslı komutan,Khandrenos,Thessalonike’den güneye doğru yürüyüşe geçmek emrini aldı.

Bu ikisinin arasında kalan Katalanlar,ilerleyişi sürdürmek zorunda kaldılar;güneye,Boloria’ya doğru gitmeyi kabul ettiler.Tesalya hükümdarı II Ioannes ,hevesle,onlara yol göstermeleri için rehberler sağladı ve giderlerini ödedi;böylece,1310 baharında,Lamia üzerinden yola koyuldular.

Bu sırada,Atina ve Thebai’nin Frank dükü Gautier de Brienne,kendi hesabına ,Katalanlarla görüşüyordu.Daha kariyerinin başlarında bunlarla tanışmıştı ve Tesalya’yı zapt etmek için onları hizmetine  alabileceğini umuyordu.Komutanlarıyla Lamia yakınlarında buluşsun diye bir aracı gönderdi ve Katalanlara iki aylık ücretlerini peşin ödedi.Sonuçta,Katalanlar geri dönüp Teselya’yı bir kez daha boydan boya çiğnediler,30 kadar kasabayı ve kaleyi zapt ettiler.II.ioannes ,onlarla v Atina düküyle uzlaşmak zorunda kaldı.Ama Gautier de Brienne ‘de Katalanlar’dan kurtulmanın kolay olmadığını anladı.Birliğe artık ihtiyacı kalmamıştı,ama şimdi çekip gitmeyi reddediyorlardı ve Gautier’nin bazılarını silahsızlandırma girişimi savaşa yol açtı.

Katalanlar 1311 Martında,Tesalya’daki Almyros yakınındaki bir çatışmada,Fransızlara karşı bir zafer kazandılar.Gautier ve şövalyelerinden birçoğu öldürüldü.Bunun üzerine Katalanlar,Thebai ve Atina’yı zapt etmek için güneye doğru yürüyüşe geçtiler.

Dördüncü Haçlı Seferi sonrasında Atina’da kurulmuş  olan Fransız Düklüğü,Katalanların eline geçti ve Katalna Birliği’nin Magnesia’da,Gelibolu’da,son olarak da Cassandria’da beceremediği iş sonunda gerçekleşti,yani Atina’da bir prenslik kuruldu.Atina Katalan Dukalığı yaklaşık 80 yıl boyunca,1388’e kadar varlığını sürdürdü.

Katalanların Trakya’dan çıkıp batı yönünde ilerlemeye başlayınca  arkalarında,bir iskit çölü bırakmışlardır.Bizanslı tarihçiler,İskit sözcüğünü Moğol anlamında kullanmışlardır.Katalanlar her yönden,Moğollar kadar yıkıcıydılar.Kurtarıcı olarak hizmete giren Katalanlar,Bizans’a büyük zarar verdiler.Türkler bile bu kadar zarar verememişlerdir.Andronikosun maddi gücü Katalanların hizmetlerini karşılayacak gücü yoktu.Buna rağmen kullanılmaları büyük hataydı.Ama Katalanlar,eğer 1304’te Filadelfia’daki kazandıkları zaferi sürdürebilseler ve ertesi yıl seferlere devam etselerdi;Imparator gelirlerini arttıracaktı.Katalanlar ülkeyi yoksulaştırırken,Imparator onlar için para arıyordu.

Hesaplara göre,Katalanların  Imparatorluk hazinesinden toplam 1.000.000 hyperpyra almışlardı.Bu imparatorluğun bir senelik gelirinden fazla idi.Altın paranın 1304’te bir kez daha ayarının düşürülmesine yol açan,Katalanların talepleriydi;bu ayar düşürülmesinde bir hyperpyron içindeki altın yüzde elli azaltılmıştı.Imparator,onların gözlerini doyurabilmek için ek vergiler koymuştu.Doğu illerinde ,vergilendirecek pek bir şey yoktu. Ama Trakya ve Makedonya’da  pronoia olarak elde tutulan bütün mülklerin üçte biri devlet tarafından alınmıştı.Eskiden vergi alınmayanlar,şimdi vergi veriyorlardı;ayrıca ,kuralların Athos Dağı’ndaki büyük manastırlara bile uygulanmış bulunması,Imparatorun  kararlığının bir ölçütüdür.

Buna,Sitokrithon,yani buğday ve arpa vergisi deniyordu.Her çiftçi,arazisinin büyüklüğüne göre,elde ettiği üründen bir bölümünü ayni vergi olarak ödemek zorundaydı.Bu verginin toplanması da kendi başına sorun yaratmış olsa gerek.Ama hasılat,Katalanların ücreti olarak ödenecek altını ve gümüşü elde edebilmek için açık pazarda satılacaktı.

 Bu açık pazarın denetlenmesi de ayrı bir sorundu.Sadece batı Anadolu’dan değil,bir yandan da Katalanların işgal ettiği yahut kasten yakıp yıktığı bölgelerden Istanbul’a sığınmacı akışı ,başkentte bir yiyecek kıtlığına yol açmıştı.Paranın değerinin düşürülmesi  de kalmış olduğu kadarıyla yiyecek fiyatlarını şişirmişti.Italyan olsun Bizanslı olsun,utanmaz satıcılar çabucak büyük kar elde ediyorlardı.

1301 yılında Patrik XII.Ioannes  üretiminin her şeye rağman hala devlet  tekelinde olduğu  varsayılan tuzun fiyatındaki artışından yakınıyordu.Ama Patrik yakınmakla kalmadı.Kar peşindekilerin  Hristiyalığa yakışmaz tutumunun lanetleyen  vaazler verdi ;onları aforoz etmekle tehdit etti;Imparatoru eyleme çağırdı.Patrik mektuplarında,Katalanların verdikleri zararlardan ve tüccarların ahlaksızlığından söz eder.Tacirlerin  kimi,buğday borsası yaratarak kıtlıktan en büyük kazancı sağladılar;diğerleri ise başka yerde daha da yüksek fiyatla satabilecekleri için buğday,dışsatımı yapmaktaydılar.Anthanasios,imparatorun  yeni kuralları yürürlüğe  koymasını  ve kent içinde buğday satımıyla ekmek pişirilmesi  işini denetleyecek özel bir görevli atamasını önerdi.Fırıncıların,Haliç’e gelen buğdayın,ayrıca Pazar yerlerinde hilesiz terazi ve ölçüler kullanılmasının sıkı denetim altında tutulması hakkında  bir Imparator buyrultusu çıkarıldı.Patrik,imparatorun Istanbul’un batısındaki tarım arazilerinin boşaltılıp yakılması emriyle zaten pek cılız olan yiyecek arzını daha da azaltan politikasını kınadı.Yoksullar ve sığınmacılar ona minnet duyuyordu,çünkü kentin çeşitli yerlerinde,aşevleri kurmuştu.Patrik  Athanasios,Katalanları,Istanbul’un kurtarıcıları,olmaktan çok ,düşman sayıyor,onlardan  nefret ediyordu.

Katalanların imparatorluğa verdikleri bütün zarara rağmen,Türklere karşı batı Avrupa’da örgütlenecek bir haçlı seferinin öncü muhafızları olabileceklerini ümit eden birkaç Bizanslı vardı.Aragon ve Sicilya krallıkları  Katalanların doğuda bir emperyalist girişimin bir aracı olarak görüyorlardı.Batıdaki,başka kişiler,bunların,Latin İmparatorluğunun yeniden kurulabileceğini düşünüyorlardı.Fransa Kralı  IV.Philppe’im kardeşi Charles de Valois,Katalanların,Istanbul’u yeniden fethedecek bir haçlı ordusuyla işbirliği yapobileceği umudundaydı.

1301’de Charles,son Latim İmparatoru II.Baudouin’in torununun çocuğu olan Catherine de Courtnay ile evlenmiştir.Sicilya Kralı Federico ile ,Venedik’le,hatta Sırbistan ile bağlaşık kurmuştu ve papalar,bir kutsal savaş yapılmasını vaaz ederek onu desteklemeye hazırdı.

1307 yılında Fransızların büyük destekçisi olan Papa V.Clemens,II Andronikos ‘u aforoz etti ve bütün Katolikleri ,onunla şu ya da bu ilişkiye girmekten ya da ona herhangi bir yardımda bulunmaktan men etti.II Charles D’Anjou  ve özellikle oğlu,Epeiroslu Nikeforos’un kızıyla evlenmiş olan Tarantolu Philippe,doğal olarak,kendilerinin Yunanistan üzerindeki hak iddialarını güçlendirecek herhangi bir haçlı seferinin düzenlenmesine ilgi duyuyorlardır.

Bu kesimler Bizans İmparatorluğuna karşı hiç de iyi niyetli değillerdi.Ama belli ki,Imparatorluk içinde de küçük bir grup Charles de Valois’nın batıdaki bütün dost ve akrabalarının güçlerini,Türklere karşı bir haçlı seferinin düzenlenmesine yönlendirebileceğini düşünüyordu.Bu gruptan,üç kişi,1307 civarında ,Charles’,a ve Imparatoriçe Catherine de Courtenay’a mektuplar yazdı.Biri,o sırada Thessalonike valisi olan Ioannes Monomakhos’tu;bir diğeri,Anadolu’daki bir imparatorluk yüksek görevlisi olan Dukas Limpidaris;üçüncüsü ise Sofronios denen bir keşişti.Üçü de,Charles d’Anjou’ya Imparator olarak hitap etmişlerdi ve onun,ordusunun başına geçip Türkleri geri sürmek için Bizans’a geleceğini umuyorlardı.

Ama bu plan hiçbir zaman gerçekleşmedi.Charles,Katalanlar Teselya’ya ulaştığında,yardımlarını sağlamak için biraz çaba gösterdi.Ancak,Katalanlar hiç ilgilenmedi.Venedikliler,önerilen haçlı seferine verdikleri desteği çektiler ve 1310  Kasımında Bizans ile ticaret sözleşmelerini yenilediler;böylece,Charles de Valois ile Papalığın büyük planları gerçekleşmedi.Bu arada Catherine de Courtenay ölmüş,Konstantinopolis Latin Imparatoriçesi ünvanı kızı Catherine de Valois’ya  geçmişti.Arada bir batılıların Istanbul üzerindeki muğlak hak iddialaro,onun ve d’Anjou hanedanından kocası Tarantolu Philippe üzerinden sürdürüldü.

Katalanlar gelip geçici bir olgu olsaydı,büyük zarar vermişlerdi.Bir çekirge sürüsü gibi gelip geçtiler.Ama Türkler kalıcıydı.Katalanların Trakya ve Makedonya’da bıraktıkları Türkler iki büyük grup halinde örgütlendiler.1500 Savaiçıdan oluşan birinci grup Sırbistan Kralı Stefan Milutin’in hizmetine girmeyi önerdi.O da grubu kabul etti.

Halil adlı birinin komutasındaki diğer grup,Trakya’nın kırsal alanlarında dolanıp durdu ve Istanbul ile Selanik arasında kara ulaşımını olanaksız hala  getirdi.1310 yılında Imparator Andronikos ile Halil bir anlaşma imzaladı.Onun ve 1300 at ve 800 piyadeden oluşan adamlarının,ganimetleri ile birlikte Anadolu’ya dönmek üzere Çanakkale Boğazından kendilerine dokunulmaksızın geçmelerine izin verilecekti.Gemileri Cenevizliler sağlayacaktı.

Ancak,Imparatorun adamlarından biri  Türklerin elinden talan malını almaya kalkışınca,anlaşma bozuldu ve Halil,yurduna dönmek şöyle dursun,Trakya’da kendisine katılmak için takviye kuvvetleri çağırdı.IX Mikhael bunları bir savaşa çekmeye çabaladı  ve bir kez daha utanç verici bir biçimde yenilgiye uğradı.Söylenene bakılırsa,Halil,Mikhael’in imparator tacını bile ele geçirmişti.

Birkaç yıl boyunca,Trakya’nın çoğu bölümü Türklerin elindeydi.Şehirlerdeki ahali dışarı çıkıp tarlalarını ekip biçmeye cesaret edemiyorlardı.Sonunda Imparator bir ordu kurmayı başardı ve Türkleri Gelibolu yarımadasında sıkıştırdı.Sırbistan Kralı Milutin yardımına 2000 atlı göndermişti.Cenevizler düşmanın deniz yoluyla kaçışını engellediler ve 1312 yılında Halil ve adamları şehit edildiler.Türklerin sayıları 2000’den azdı ,ama Imparatorluk bir süre onların insafına kalmıştı.

 Katalan felaketinden sonra Imparatorluk büyük zarar görmüştü.Avrupa cephesinde bir sıkıcı gelişme de Bulgar gücünün canlanmasıydı.Bulgaristan üzerindeki Moğol hakimiyeti 1299’da  Altın Orda Hanı Nogay tahttan indirilince gevşemişti.Georgi Terter’in oğlu,1300’de Bulgar tahtına çıkan Todor Svetoslav görece hareket özgürlüğünden ve Bizans Imparaorluğunun güçsüzlüğünden yararlandı.Kuzey Trakya’ya saldırıp Karadeniz kıyısındaki Bizans şehirlerini ele geçirdi.

Bu şehirlerin limanlarını Ceneviz gemilerine kapattı.Istanbul’a buğday satışını engelledi.Başkent tam anlamıyla bir kıtlık ile başbaşa kalmıştı.Ama,Imparatorun,Bulgarları öç almakla tehdit edecek yüreği yoktu.1307’de uysal ca,işgal edilen yerleri Bulgarlara veren bir anlaşma imzaladı ve torunlarından birini,IX Mikhael’in bir kızının Svetoslva ‘a eş olarak verdi.

Andronikos kapısının eşiğinde olanlara mücadele edemiyordu.Anadolu’daki  Türklerin sayısını bilmediği gibi ,nasıl mücadele edeceğini bilmiyordu.Önceleri,Asya’daki  Türklerin  doğal düşmanlarının Moğollar olduğunu düşünmüştü.Moğollar tehlikeli olabilecek müteffiklerdi ;ayrıca Suriye ve Filistinde Memluklarla savaşıyorlardı..Ama,XIV yy da,İlhanlılar Anadolu’nun büyük kısmına hükmediyordu.Andronikos Memlukler ile iyi ilişkiler sürdürüyordu.Ancak,Türkleri anadoludan sürebilecek tek gücünün Moğollar olduğunu düşünüyordu.Onlardan asker  hatta bir ordu alabileceğini düşündü.Bu düşünceyi aklına üvey kardeşi Maria mı soktu,bilinemiyor.Maria’Yı VIII Mikhael eş olarak İlhanlı hanı Abaka han’a vermişti.Abaka ölünce,o da Istanbul’a geri dönmüştü.Bizanslılar onu Despina Mugulion yani Moğolların hanımı olarak,Moğollar ise Despina Hatun diye tanıyorlardı,Maria’nın adına bir kadınlar manastırı kurulmuştu.

1303 yılında Andronikos,Abaka’nın soyundan gelen Gazan han’a Türklere karşı kendisine yardım etsin diye başvurdu.Ona kendi evlilik dışı kızı olan bir prenesesin eş olarak verilmesini önerdi.Gazan han bu teklifi kabullendi;Ancak Gazan kendi soyundan bir veliaht bırakmaksızın 1304 Mayıs ayında öldü.Yeğeni Tohru ve daha sonra Olcaytu ( Kharbadas  tahta geçti.1305 baharında Imparaor Andronikos,elçiler yolladı.Han ona 20.000’i zaten Konya yöresinde bulunan 40.000 savaşçı göndermeye söz verdi.Bu sayıları tarihçi Pakhymeres verir,iyi bir iyimserlikle abartılı olması önemlidir.

Imparator kız kardeşi Maria’yı Nikaia’ya göndererek kent sakinlerinin gösterdiği cılız direnişi,Moğolların yardım edeceği haberiyle canlandırmaya çalıştı.O sırada Nikaia’nın çevreyle bağlantısı yöreyi elinde tutan Osman Gazi’nin gazilerince neredeyse kesilmişti,ama üzerine Moğolların gelmekte olduğu haberi Osman Gazi’yi sadece daha çok gayret göstermesine neden oldu.1307 yılında Trikkokkia ( Karahisa ) kalesine saldırdı ve zapt etti;böylece Nikomedia ile Nikaia bağlantısı kesildi.Tarihçi Pakhymeres’e göre Olcaytu’nun yolladığı 30.000 kişilik Moğol ordusu pek çok yeri geri alıp Bizanslılara verdi.Bu iyi niyetli bir rivayette olabilir.Doğudan hiçbir kuvvet gelmedi ve Bizans Türklerle başbaşa kaldılar.