Wednesday, December 2, 2020

ANADOLU BEYLIKLERI : EŞREFOĞULLARI BEYLİĞİ

 



XIII.yüzyılı ikinci yarısında Beyşehir be Seydişehir taraflarında kurulmuş bir Türk beyliğidir.Anadolu’nun en kısa  ömürlü beyliklerinden biridir..Beyliğin kurucusu  Seyfettin Süleyman bin Eşref ,III.Keyhüsrev zamanında  Anadolu Selçuklularının  Uç beylerinden birisiydi.Selçuklu sultannı  III.Gıyaseddin Keyhüsrev ( 1266-1284 ),ilhanlı sultanı Argun Han ( 1284-1291) tarafından öldürtülmüş ve yerine II Gıyaseddin  Mesud geçirilmişti..Keyhüsrev’İn annesi,devletin iki torunu  ile Mesud arasında paylaştırılmasını istedi ve bu amaçla Karamanoğulları ile Eşrefoğulları’ndan  yardım isteyerek  Konya’ya çağırdı.Eşrefoğlu’na ‘ saltanat naibliği’ verildi.

Bu şehzadeler  15 Mayıs 1286 yılında tahta çıkarıldı.Fakar takriben bir ay sonra Selçuklu veziri  Fahreddin Ali’ye mensup Has Balaban’ın ordusu  ile gelmesi  üzerine Eşrefoğulları kendi merkezleri Gorgorum ( Beyşehir bölgesi a çekildiler.1286 yılında Germiyanoğulları ,Gorgorum  vilayetini yağmaladılar.1288  yılı başlarında  Eşrefoğlu ılgın’a akın yaptı.Daha sonra Eşrefoğulları ,Sultan II.Mesud il barışmış ve Konya’ya gelerek itaat arzetmişlerdir.Beyliğin merkezi Beyşehir oldu.

Sultan II.Mesud’un  1289 yılında ayaklanan Eşrefoğulları üzerine yürüdüğünü görüyoruz.Eşrefoğulları ise,Selçuklu Moğol ordusunun  kuzeyde bulunan Türkmenler üzerine  gitmesinden istifade ederek  1291 yılında Gavele kalesine kadar ilerleyip etrafı yağmaladılar.

Halil Süleyman Bey  1302 yılında öldü.Onun yerine büyük oğlu Mübarizüddin Mehmed Bey geçti.Mehmed Bey ülkesini kuzeye doğru genişleterek  Akşehir ve Bolvadin taraflarına hakim oldu.Türkmen Beylikleri’nin Moğollar’a karşı harekete  geçmeleri nedeniyle  Anadolu’ya gönderilen  İlhanlı valisi Emir Çoban’a itaat edenler arasında Mehmed Bey de vardı ( 1314).Mehmed Bey’in   1320 den sonra öldüğü anlaşılıyor.Yerine II.Süleyman Şah Bey oldu.

Ancak onun zamanında uçlarda bağımsızlıklarını korumaya çalışan Türkmen Beyliklere karşı Moğol valisi Timurtaş harekete geçti.Timurtaş,Beyşehiri  zapt ve yağma etmiş,Süleyman Şah’I Beyşehir gölüne attırmak suretiyle öldürtmüştür.(9 Ekim 1326 ).Böylece Eşrefoğulları  Beyliği sona erer.

Eşrefoğulları mimari eserlerinden Seyfeddin Bey’in Beyşehir’de yaptırdığı cami ve mihrabı çok özel olup,tahta mimarinin en güzel örneklerindendir.

ANADOLU BEYLIKLERI : ERETNA BEYLIĞI

 



Orta Anadolu’da XIV.yüzyıl ortalarına doğru kurulmuş olan bir beyliktir.Bu beyliğin kurucusu Eretna,Uygur Türkleri’nden  olup Moğollar’ın Anadolu Valisi Timurtaş’ın  maiyyetinde idi.Eretne,Timurtaş’ın kızkardeşi  ile evlenerek onunla akraba olmuştu.Timurtaş,Anadolu’yu istila ile yayılma hareketine girişmiş,fakat babası Emir Çoban’ın İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır ( 1317-1335 ) ile arasının açılması neticesi Mısır’a kaçmış ve yerine Eretna’yı vekil bırakmıştı( 1328).

Timurtaş’ın yerine büyük Şeyh Hasan Celayir’i Anadolu valisi tayin edildi.Eretna memleket  işlerini iyi bildiğinden dolayı iş başında kaldı.Ebu Said  Bahadır’ın evlat bırakmadan  ölümü üzerine meydana  çıkan karışıklıklardan  faydanalarak Moğol ülkesinde  kendisine  bir yer kapmak  isteyen  Büyük Şeyh Hasan Iran’a  gitmiş ve Eretna Anadolu’da onun vekili olarak kalmıştır.

Daha sonra Irak’ta yerleşen Büyük Şeyh Hasan’da onun vekili olarak kalmıştır.Daha sonra Irak’ta yerleşen Büyük Şeyh Hasan’dan ümidini kesen Eretna, Memluk Sultanı Melik Nasır’ın ( 1309-1340)himayesine girmiştir ( 1338).Azerbeycan’da durumu kuvvetlenen Timurtaş’ın oğlu Küçük Şeyh Hasan’ın biat teklifini Eretna kabul etmedi.Bunun üzerine,Küçük Şeyh Hasan  Anadolunun doğusunu alarak beraberinde hükümdar ilan ettiği Süleyman ile Eretna’nın üstüne yürüdü.İki ordu Sivas ile Erzincan arasındaki Karanbük’te karşılaştılar.Bu muharebeyi Eretna Bey kazanır ( 1343)

Bu savaştan sonra Eretna ‘nın nüfuz ve şöhreti artmış ‘’ Alaeddin ‘ ünvanı ile 1344 yılında sultanlığını ilan etmiştir.Tüm Orta Anadoluya hakim olmuştur.Devletinin başkenti  önce Sivas,sonra Kayseri idi.Anadolu’yu ise gayet iyi ve adil bir şekilde yönetmiştir.Eretna 1352 yılında hayata gözlerini kapatır.Yerine onun emirlerinin aldığı kararla  küçük oğlu Gıyaseddin Mehmde hükümdar ilan edildi.Büyük oğlu Cafer tahtta hak iddia etsede,başarılı olamayıp Mısır’a kaçtı.

Mehmed Bey genç olduğundan devlet idaresi  vezir Ali Şah’ın elindeydi.Çok geçmeden Ali şah isyan etti.Mehmed Bey Memlulukluların desteği ile onu yendi.Ali Şah savaş meydanında öldü(1364)Ancak Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşa’nın tahriki ile harekete geçen beyler Mehmed Bey’i Kayseri’de öldürdüler.Yerine küçük yaştaki oğlu Alaaddin Ali  hükümdar oldu ( 1365)

Bu karışık durumdan faydalanan Karamanoğulları Niğde ve Aksaray ‘ı ele geçirdiler.Valiler ise kendi başkalarına hareket etmeye başlamışlardı.Karamanoğulları  Kayseri şehrine girdiklerinde,Ali Bey Sivas’a kaçtı.Fakat Sivas Emiri Hacı İbrahim,Ali Bey’e pek önem vermemişti ( 1375).Ali Bey Kayseri’yi  geri alarak buraya emir olmak isteyen Kadı Burhaneddin’i hapsettirdi.Hacı Ibrahim Bey’de Ali Bey’İ tuttuklattı.Ancak Ali Bey Kadı Burhaneddin’in yardımıyla hapisten kurtuldu ve tekrar devletin başına geçti.Bu sırada Kadı Burhaneddin Karamanoğulları’nın eline geçmiş olan Kayseri’yi geri almayı başardı.Kadı Burhaneddin’i  Vezir ilan etmesina rağmen devlet idaresinde başarılı olamadı.

Ali Bey 1380 yılına kadar hüküm sürdü ve bu tarihte Kazabad’da  vebadan öldü.Yerine 7 yaşındaki oğlu Mehmed hükümdar oldu ve Şarki Karahisar valisi Kılıçarslan’ı ona naip yaptılar.Fakat bir müddet sonra Kadı Burhaneddin,Kılıçarslan’ı öldürerek  niyabeti ele aldı ve çok geçmeden de 1381’de Mehmed Bey’İ tahtan uzaklaştırarak sultanlığını ilan etti ve bu suretle Eretna devleti sona erdi.

Eretna Devleti’ne ait Kayseri,Sivas,Tokat  ve civarında bazı mimari eserleri vardır.


Tuesday, December 1, 2020

BÜYÜK SELÇUKLU SULTANI BERKYARUK

 

Melikşah öldüğünde geride  Berkyaruk,Muhammed Tapar,Sancar ve Mahmud adlı dört oğul bırakmıştı.Babasının yerine en büyükleri olan  ve o dönemde oniki yaşında bulunan Berkyaruk’un tahta geçmesi bekleniyordu.

Daha evvel söz ettiğimiz gibi Nizam ülMülk ,Terken Hatun’un  oğlu  Mahmud’a  karşı,Melikşahın amcası Yakuti’nin kızı Zübeyde hatun’dan  oğlu Berkyaruk’u desteklemekteydi.Bazı kaynakların verdiği bilgilere göre  Melikşah Berkyaruk’u  veliaht tayin etseydi bile bunun saltanat kavgasını önleyemeceği biliniyordu.

Nitekim bu durumu fırsat bilen ve o sırada Sultanın yanında Bağdat’ta bulunan Terken hatun,henüz beş yaşında bulunan oğlu Mahmud’u tahta geçirmek için harekete geçti.Bir taraftna zaman kazanmak için Melikşah’ın ölümünü gizlerken,diğer taraftan da hazinenin ağzını  açarak desteklerini almak için ordu ve devlet adamlarına  büyük ihsanlarda bulundu.Bu cömert girişimleri sayesindede pek çok emirin içerisinde bulunduğu büyük bir ordu kurmayı başardı.

Terken hatun’un bu başarısı,hiç şüphesiz bolca dağıttığı ihsanlar kadar,Karahanlı soyundan gelmesi ve Selçuklu İmparatoriçesi olarak Melikşah’ın sağladığı etkin konumundan kaynaklanmaktaydı.

Bu şekilde ordunun bağlılığını temin eden Terken Hatun,bir taraftanda  oğlunun  saltanatı için bir tehlike olduğuna inandığı ;veliaht Berkyaruk’u hapsettirmek için,Musul valiis Kürboğa ile Emir Üner ve Emir Komac’ı Isfahan’a göndermiştir.Isfahan’a gelen emirlerin Berkyaruk’u tutuklayarak ,hapsetmelerinden sonra  Terken Hatun,Abbasi halifesi Muktedi’den oğlu Mahmud adına hutbe okumasını istedi.

Halife bu teklife hemen evet demedi..Imam Gazalali’nin fetvası doğrultusunda Mahmud’un yaşını küçük olmasının nedeni ile ülke yönetemeyeceğini gerekçe göstererek bu isteği reddetti.Ancak Terken hatun’un yanında tuttuğu torunu ve Halifenin oğlu olan Cafer üzerinde tehditler savurunca,direnemedir.Caferin babasına gönderilmesi kaydıyla  26 Kasım 1092 yılında Bağdad’da Mahmud  adına hutbe okundu.

Terken hatun,Melikşahın ölümünden sadece altı gün sonra oğlu Mahmud’u  Bağdat’ta Sultan ilan ettirmeyi başarmıştı.Ardından Vezir Recülmül Ebu’l Ganaim ve orduyla birlikte,oğlu Mahmud’u tahta çıkarmak üzere Isfahan’a doğru yola çıktı.

Ancak,Herşeyi düşündğünğ zanneden Terken Hatununun unuttuğu rakipleri vardı.Nizamülmülk’üm adamları daha pes etmemişti.Eski Vezirin adamları bir silah deposunu  yağmalayarak isyan etmiş ve Berkyaruk’u hapisten çıkarıp,tahta oturtup adına hutba okutmuşlardı.

Terken Hatun’un Isfahan’a yaklaşması üzerinede Berkyaruk’u Nizamülmülk’ün adamları hala güçlü oldukları Rey şehrine kaçırdılar.Bu arada pek çok Emirde onlara katılıp Rey şehrine giderler.Berkyaruk’un etrafında  onbinden fazla asker toplanmıştı.Böylece taht kavgası eski vezirin adamları ile yeni vezirin arasındaki bir hesaplaşmaya dönüşmüş bulunuyordu.

Çünkü başta Emir Erkuş olmak üzere ,maktul vezirin taraftarları,yeni veziri Nizamülmülk’ün  katili olmaklar itham ediyorlardı.Bu sebeplede,Berkyaruk’u desteklemek suretiyle eski vezirinde intikamını almak istiyorlardır.

Durumun kendi aleyhine gelişmekte olduğunu gören ve Berkyaruk’un daha fazla güçlenmesini engellemek isteyen Terken Hatun,yanında Kürboğa,Üner ve Komaç gibi emirler olduğu halde Rey şehrine doğru hareket etti.

Ancak Berveird yakınlarında yapılan savaşta,ordusundan bazı emirlrin askerleriyle Berkyaruk tarafına geçmesi üzerine yenilen Terken Hatun Isfahan’a çekilmek zorunda kaldı ( Ocak 1093 )

Şehir Berkyaruk ve ordusu tarafında kuşatılır.Terken Hatun Isfahan’ın surlarının içinde sıkışmış kalmıştı.Bu durumdan kurtulmak için bir taraftan yanındaki emirlerinde telkiniyle kuşatmayı kaldırması için Berkyaruk ile anlaşma yollarını ararken,diğer taraftanda oğlu Mahmud’u tahta çıkarma arzusundan  vazgeçmeyerek yeni çıkış yolları arıyordu.Nitekim bu amaçla,Berkyaruk’un dayısı Azerbeycan  meliki Ismaile  haber göndererek kendisi ile evlenip Mahmud’un saltanatına ortaklık teklif etti.

Selçuklu tahtına geçmek için fırsat kollayan Ismail bu teklifi hemen kabul eder.Hemen ordusu ile Terken Hatunun yardımına koşar.Birleşen iki ordu Berkyaruk’un üzerine yürüdü. Ancak bu orduda başarılı olamaz.Zira Terken Hatun’un Melik ısmail ile evlenmesini hoş karşılamayan bazı komutanların Berkyarukun saflarına geçmesi ile Kereç yakınlarında yapılan muhabereyi kaybeden  Ismailde Isfahana çekildi ( Şubat 1093 )

Bu yenilgiye rağmen Terken Hatun onu hürmetle karşılayıp,adına sikke kestirdi,oğluyla müşterek hutbe okuttu.Ancak Melik Ismail beraberindeki emirler ile anlaşamadığından;Berkyaruk’un annesi r olan Kızkardeşi Zübeyde Hatun’un yanına gitti.Fakat onun Berkyaruk hakkındaki kötü düşüncüleri gün ışığına çıkınca Atabeyi Gümüştekin tarafından öldürüldü

Melik Ismail’in ölümü Terken Hatun’un azmini kırmadı.O bu sefer de Melikşahın ölümünün ardından Suriye’de Saltanatını ilan etmiş olan kayınbiraderi Tacüddevle Tutuşu aynı vaatlerle Isfahana davet etti.

Suriye Meliki Tutuş,Melikşaha itaatini bildirmek ve teveccühünü kazanmak için Dimaşk’tan Bağdat’a gelmek üzere iken,Fırat kıyısındaki Hit  kasabasında  Sultanın ölüm haberini almıştı.Hemen her hanedan üyesinin yapacağı gibi,kendini saltanata en uygun kişi olarak  gören Tutuş,daha burada iekn adına hutbe okutmak suretiyle sultanlığını ilan etti.Daha sonra Rakka şehirini ele geçirip Taht töreni yaptı ( Şubat 1093 )

 

 

O Urfa valisi Bozan,Haleb valisi Aksungur ve Antakya valisi Yağı basan’ın itaatini sağlayıp ,Rahbe,Habur bölgesi ve Nusaybin’i işgal etti. Daha sonra Musul üstüne yürüdü ve şehir dışında Ibrahim bin Kureyşin ordusu ile yaptığı muharebeyi kazanıp Musul şehrine girdi.Bu söz konusu şehirleri alan Tutuş,Suriye ve Elcezire nin  önemli bir bölümünde hakimiyetini tesis ettiği gibi adına hutbe okutmayı başarmıştı.

Bunun bir sonucu olarak,Selçuklu tahtına geçmeyi kendine bir hak gören Tutuş,Büyük Selçuklu Sultanı sıfatıyla Bağdat’ta adına hutbe okunması için Abbasi Halifesi El Muktedi ye başvurdu.

Halife bu teklif karşısında ona,adına hutbe okutabilmesi için  Horasan ve Maşrıkta hükümran olmak,Islam alemine hakan olmak,Saltanat mücadelesi içinde rakibi olmaması ve Isfahan da tahta çıkması gibi şartlar ileri sürerek,bu isteği kabul etmedi.

Tutuş Isfahana gitmek için ordusu ile hareket geçti.Yolu üzerinde olan Diyarbakır bölgesini ele geçirip,Azerbeycana doğru yöneldi.

Berkyaruk amcasına karşı önlemler aldı.Bu arada Emir Aksungur ve Bozan  orduları ile Berkyaruk’un ordusuna katıldılar.Bu taraf değiştirme ile kuvvetinden çok şey kaybeden Tutuş yeniden ordusunu maglu olarak takviye etmek amacıyla yanında Yağıbasnan ile Dımaşka geri döndü.( Aralık 1093 )

Tutuş geri dönerken,Berkyaruk  bu sırada  Bağdad’a girmiş ve adına hutbe okunmasını istemişti ( Ocak 1094) Halife onun başarılarını göz önüne alarak  onun adına Hutbe okuttu( 3 şubat 1094 )

Tutuş  Bağdad’tan  kötü haberi alınca yeni bir ordu kurarak,harekete geçer ve önce ihanetlerini unutamadığı Emir Aksungur ve Bozan’dan intikamını aldı.yakalanan iki emir öldürüldü ( Mayıs 1094).Tutuş Ahlat üzerinden Azerbeycan’a gidereke bu bölgeyi hakimiyeti altına aldı ve Hemedan’a doğru yürüdü.Burada Terken Hatun’la birleşerek ,Berkyaruk’a karşı ortak bir mücadele başlatacaklardı.

Aynı maksatla Isfahan’dan Hemedan’a  doğru yola çıkan Terken Hatun yolda hastalanarak  geri dönmek zorunda kaldı ve kısa bir süre  sonra öldü ( Ekim 1094 ).Terken Hatun’un ölümünden  sonra ona bağlı emirlerden bir kısmı Berkyaruk tarafına geçerken,büyük bir kısmı da Tutuş’a katıldı.

Diğer taraftan  yanından az sayıda asker bulunan Berkyaruk,Tutuş’un  öncü kuvvetlerine  maglub olarak Isfahan’a sığındı.Bu mağlubiyet haberi üzerine Abbasi  Halifesi Mustahzir Billah Bağdad’da Tutuş adına  hutbe okuttu.Berkyaruk ise kardeşi Mahmud’un emirleri tarafından  Isfahan’da  yakalandı.Bu sırada Mahmud’un çiçek hastalığına yakalanarak ölmesi ( Kasım1094 ),yanındaki emirlerin Berkyaruk’u sultan tanımalarına  sebeb oldu.Berkyaruk ile Tutuş arasında kesin savaş Rey şehri civarında yapıldı.( 25 Şubat 1095 ).Kötü davranışlar nedeni ile Tutuş’a kırgın olan emir ve askerlerden büyük bir kısmı Berkyaruk tarafına geçtiler.Neticede bu saltanat mücadelesini  kazanan Berkyaruk oldu ve Tutuş savaş alanında öldü.

Berkyaruk batıda rakipleri ile saltanat mücadelesi yaparken  devletin doğusunda bir diğer hanedan üyesi,amcası Arslan Argun bağımsızlığını ilan etmiş,Merv,Tirmiz ve Nişabür gibi şehirlere halim olarak nüfuz bölgesini genişletmişti.Berkyaruk batıda kendisine rakib olanları  ortadan kaldırdıktan sonra  Arslan Argun’un işini bitirmeğe karar verdi.Bu maksadla da öteki amcası Böri Bars’ı onun üzerine gönderdi.Böri-Bars önce başarı kazandıysa da,daha sonra Herat civarındaki muharebeyi kaybetti.Arslan Argun Böri –Bars’ı boğdurdu.(1095)

Sultan Berkyaruk  kendisi harekete geçtiği sırada Arslan Argun bir kölesi tarafından  öldürüldü ( 3 Şubat 1097 ).Berkyaruk kardeşi Sencer’İ Horasan’a ‘Melik’ tayin etti.Aynı yıl içinde,yine Selçuklu ailesinden ‘’Emir i emiran ‘’ lakabını taşıyan Muhammed bin Süleyman bin Çağrı,Gaznelilerin yardımı ile isyan etti ise de,Sencer tarafından mağlup edildi.Karahanlılar devleti de Berkyaruk’a  bağlılığını tekrarladı.Berkyaruk Batı Karahanlı Devleti’nde üç hükümdarın tahta çıkarılmasında rol oynamıştı.Kardeşi Muhammed Tapar’a  ise Gence ve çevresinin idaresini verdi.

Sultan Berkyaruk devrinin önemli olaylarından birisi hiç şüphesiz Haçlı seferinin başlaması idi.Türkler’i Anadolu’dan atmak ve Kudüs’ü ele geçirmek  maksadıyla Avrupa’dan harekete geçen  I.Haçlı ordusu Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıçarslan’ı mağlup ettikten sonra  Antakya’ya  kadar ilerlemiş ve bu şehri  kuşatmıştı.Şehrin valisi Yağı-basan etraftaki  emirlerden  ve Sultan Berkyaruk ‘tan yardım istedi.Berkyaruk,Musul emri Kür-Boğa’yı  Haçlılar üzerine gönderdi.Selçuklular’a  tabi  diğer kuvvetler ile birleşen Kür-Boğa Haçlıların işgal ettiği  Urfa’yı kuşatarak zaman kaybetti.Bu arada bir Ermeni dönmesi Firuz’un  ihaneti sonucunda ,Haçlılar Antakya’ya girdiler ( Haziran 1098) ve şehirdeki Türk ve Müslüman halkı kılıçtan geçirdiler.Kür-Boğa’nın komutasındaki birleşik Selçuklu ordusu,Suriye Melik ve Emirleri’nin geçimsizliği ve birbirlerine güvensizlikleri yüzünden Antakya önünde Haçlılara yenildiler.Haçlılar ise bu zaferden sonra Kudüs’e kadar ilerlerler.(1099).Böylece Haçlılar,Müslümanlar aasındaki çekişmelerden yararlanarak Anadolu,Suriye ve Filistin’de Krallık ve kontluklar kurdular.

Sultan Berkyaruk’un iç düzeni sağlamasından uzunsüre geçmemişti ki,Gence valisi olan kardeşi Muhammed Tapar’ın isyanı ile karşılaştı.Muhammed özelliklr daha önce Berkyaruk’un veziri olan Müeyyed el Mülk tarafından isyana teşvik edilmişti.O önce Azerbeycan’ı zabt ederek Rey civarına kadar ilerledi ve bu şehre girmeği başardı ( 20 Eylül 1099.Berkyaruk,askerlerinin Muhammed tarafına geçmesi üzerine karşı koyamayacağını anlamış ve neticede Huzistan’a çekilmişti.

Bu sırada Berkyaruk’un annesi Zübeyda Hatun,Muhammed Tapar’ın veziri,Müeyyed el Mülk tarafından Rey şehrinde boğdurulmuştu.Berkyaruk Irak emirlerinin kendi tarafına  geçmesiyle yeni bir ordu meydana getirdi ve Bagdad’da  adına tekrar hutbe okundu.İki taraf arasında yapılan ilk savaş Berkayaruk aleyhine sonuçlandı.( 16 Mayıs 1100) Berkyaruk yardım bulmak amacıyla Horasan’a gitti ise de,bu bölgenin hakimi Sencer kardeşi Muhammed Tapar’ı tercih etmişti.

Berkyaruk tekrar Huzistan’a giderek burada kendine taraftar buldu.İki taraf Hemedan civarında tekrar karşılaştılar.( Nisan 1101 ).Bu savaşta bozguna uğrayan ve Horasan’a kardeşi Sencer’in yanına giden Muhammed Tapar oldu.Ayrıca Veziri Müeyyed el Mülk,Berkyaruk’un eline esir düşerek öldürüldü.Savaş sonrası emri altındaki bu büyük kuvvetten belki de mali güçlükler yüzünden istifade edemedi.Muhammed ile Sencer ise yeni bir ordu kurarak Bagdad’a yürüdüler.Berkyaruk tekrar Bagdad’ı terk ederek Huzistan’a çekildi.

İki taraf orduları Rüdraver de üçüncü defa karşı karşıya geldiler.Fakat araya Halife Müstazhir ve alimlerin girmesi yeni bir savaşı önledi.İki kardeş bir anlaşma yaptılar ( 23 Aralık 1101 ).Buna göre;Berkyaruk ‘’ Sultan ‘Muhammed Tapar ise ‘ Melik ‘ olarak tanındı.

Muhammed;Erran,Azerbeycan,Diyarbekir,El Cezire ve Musul’a hakim oldu.Berkyaruk geri kalan bütün bölgeleri idare edecekti.Bu anlaşmadan memnun olmayan Muhammed Tapar iki üç ya sonra tekrar hükümdarlık alameti olarak beş nevbet çaldırdı ve Sultanlığını ilan etti.

Sultan Berkyaruk derhal onun üzerine yürüdü ve Rey’de yapılan dördüncü savaşı da kazandı.Muhammed kaçarak  Isfahan’a sığındı.Berkyaruk dokuz ay süreyle şehri kuşattı Ancak şehir dayandı.Muhammed Isfahan’dan kaçarak ( 1103 ),Azerbeycan’da yeni  bir ordu topladı.İki taraf arasında beşinci ve son savaş Hoy şehri önünde oldu ( Nisan 1103).Muhammed savaşı gene kaybederek yine kaçmayı tercih etti.

 Ancak Berkyaruk artık hastalanmış ve savaştan bıkmıştı,bu bakımdan Muhammed Tapar’a bir anlaşma önerdi.Bu anlaşmaya göre;Büyük Selçuklu Devleti Azerbaycan’daki  Sefidrud  hudud olmak üzere ikiye bölündü.Muhammed Tapar  kendisine verilen Azerbaycan,Diyarbekir,El Cezire,Musul ve Suriye gibi bölgelerde Sultan tanındı.Berkyaruk’a ise  Rey,Cibal,Taberistan,Fars,Huzistan,Bagdad                         Mekke,Medine gibi önemli şehir ve bölgelerin idaresi kalmıştı ( 1104).Horasan’a hakim olan  Sencer hutbeyi Muhammed adına okutuyordu.

Sultan Berkyaruk’un isyanlardan uzak sakin  hayatı çok kısa sürdü ve yirmibeş yaşında veremden öldü.(23 Aralık 1104).Onun oniki yıl süren saltanatı  daimi bir mücadele  içinde geçmiş,kendisine karşı isyan edenlere binbir zorluklarla  hakimiyetini tanıtmıştı.Buna rağmen saltanat mücadeleleri Selçuklu Devleti’nin bir duraklama dönemi içine girmesine sebeb olmuştu.Tarihçiler onu çok faziletli ve adil bir insan olarak övmüşlerdir

Allah Rahmet Eylesin...



MELİKŞAHIN EŞİ TERKEN HATUN HAKKINDA BİR ÇALIŞMA

                                     


Türk tarihinde devlet yönetiminde  etkili olan kadın sultanlara verilen ünvanlardan en çekici olan ‘’ Terken’’ dir.Türklerde hükümdar hanımlarına hep Katun ( hatun  ) tabiri değiştirilmeden kullanılmıştır.Saray hatunlarının hepsi  hatun ünvanını alırken,’Terken’ ünvanına ise sadece  üst derecedeki hatunlar sahip olurdu.

Osman Turan’ın yaptığu araştırmalara göre Terken bir isim değil bir ünvandır.Terken ‘’ kendisine itaat edilen ‘’ anlamanına  geldiğini belirtmiştir.Bu ünvana sahip olan saray kadınları kendilerine ait yurtluklara ( ikta),divan teşkilatına,askerlere ve hizmetlileri sahipti.Bu varlıkları sebebiyle,Terken hatunlar  feodal devlet düzenindeki  ikta sahibi beyler  gibi yeri geldiğinde  askeri müdahelelere kalkışıp,yönetimde söz sahibi olmuşlardır.Ancak tahta geçtikleri pek az görülmüştür.Terken kelimesinin isim olarak günümüze yansıması Türkandır.

Türk devletleri  ikili ilişkilerini geliştirmek  ve bir takım siyasi emelleri için siyasi evlilikler gerçekleştirmişlerdir.Hükümdarlar kendi siyasi çıkarları uğruna yetiştirdiği  tatlı dilli,güleryüzlü kız çocuklari,zamanı gelince bu tür evliliklere yönlendirilmiştir.

Bu siyasi evliliklerini ne güzel öreneği Büyük Selçuklu Sultanı  Melikşah ile Terken Hatun evliliğidir.Bu evlilik uzun bir zaman diliminde,Selçuklu devletinin yıkılışını hızlandıran olayların fitilini ateşlemiştir.Peki Terken Hatun kimdir ? Terken Hatun,Karahanli ilig Han’ın torunu ve Semerkant hükümdarı,Şemsü’l Mul Ebül Hasan Nasr’ın amcasının kızıdır.’’Ilıg ‘’ unvanı pek çok türk hanedanındada olduğu gibi,Karahanlılardada yalnız hanedan üyelerinin kullandığı bir ünvandır.Terken Hatun bir hanedan üyesidir.

Residuddin Fazlullah eserinde  ‘Terken Hatun’dan ( Han’ı Semerkant Tamgaç’in kızı Terken Hatun Sultan  diye bahsetmiştir.Yazarı bilinmiyen ‘Selçukname’ adlı eserde  Terken Hatun’dan ‘ Türk aslından ve Afrasyab soyundan bir melike ‘olarak söz edilir.Adı tam olarak bilinmiyen Terken Hatun’a eşi Sultan Melikşahın ‘’ Celalü’d-devleve’ddin ‘ lakabı nedeni ile ‘ Celaliye hatun ‘ denilirdi.

1055 yılında dünyaya gelen Melikşah,Terken hatun ile evlediğinde dokuz yaşındadır.Melikşahın yaşının küçük olması,Türk Islam devletlerinde  bu tarz resmi nikahların çocuklar küçükken yapıldığı sıksık görülmüştür.Nikah olsalar bile çocuklar büyüyene kadar Evlilik hayatına geçilmediğini tarihçiler özellikle işaret ederler.

Sultan Melikşah tahtta olduğu,süreçte,bir çok olayda Terken Hatun’un etkisi altında kalmıştır.Bu etkinin birkaç örneğini vermek isterim

Terken hatun’un çok güzel ,şirin ve hoş bir kadın olup yüksek bir güce sahip olduğu bilinmektedir.Kendi döneminde gerçekleşen  olaylar karşısında göstermiş olduğu tutumlar onun soğukkanlı ve özgüvenli birisi olduğunu gösterir.Bu tutumlarından ilki Halife Muktedi’nin Melilşah’ın kızı ile evlenme olayında karşımızı çıkmaktadır.

 

 

 

 

Halife Müktedi,veziri Fahru’d-devle Ebu Nasr bin Cuheyr’i Sultan Melikşaha göndermişti.Saraya vardığından onu Nizamulmülk karşılamıştır.Sultanın emiriyle Büyük vezir  Fahru’de devle’yi yanına alıp Terken hatun’un huzuruna getirmiştir.Halifenin elçisinin evlilik teklifini  sunması üzerine Terken hatun kendisine ,kızını Karahanlı ve Gazne Sultanlarının da istediğini söyledi.Ancak,dörtyüz bin dinar başlık vermesi halinde Halifenin teklifini tercih edebileceğini söylemiştir.Halife’den para talep edilemeyeceğini dile getiren Ebu Nasr bin Cüheyr’i ile Terken hatun uzun uzun konuşmuşlar,sonunda uzlaşmışlardır.Aralarında yapılan anlaşmaya göre Ellibin dinar Süt hakkı,Yüzbin dinar mehir ödemesi ile Halifenin başka eşi ve cariyesi olmaması şartı ile kızını vermeye razı olmuştur.Bunu Melikşahda onaylayında,Halifenin elçisi Bağdat’a dönmüştür.

Düğün 1087 yılında gerçekleşmiştir.Düğünün ertesi günü bir ziyafet veren Halife Muktedi Bicmillah,Terken Hatun ile yanındaki kadınlara hilat’lar göndermiştir.

Bir diğer örnek ise Seref el Devle Müslim olayıdır.Nizam’ul-Mulk’ün damadı olan devrin ileri gelen devlet adamlarından Fahr ud devle Muhammed bin Cüheyr,Mervani devletinin zenginliğini ileri sürerek Diyarbekir bölgesine yapılacak bir sefer için Sultan Melikşah’ı ikna etmiştir. Sultan,Diyarbekir bölgesinin emirliğini Muhammed bin Cüheyr’e vermiş,Artuk Bey ve Arap emiri Seyf el Devle’nin de bulunduğu büyük bir orduyu Diyabekir’e göndermiştir( 1084 )

Bu Selçuklu ordusu Amid ve Meyyafarijin gibi büyük şehirleride feth ederek,Diyabekir bölgesine hakim oldu.Böylece,Mervani devleti ortadan kalkar ( 1085 )

Sultan Melikşah Mervani Devleti’nin yardımına koşan Musul Emiri Şerif el Devle Müslim’e  de kızmış ve Musul üzerine yürüyerek şehri teslim almıştı.Bir rivayete göre Terken Hatunun etkisi  ile Müslimi yerinde bırakmıştır.Tabii,Horasnda isyan eden kardeşinde etkili olmuş olabilir.( 1084 )

Bir üçüncü örnekte,akrabası olması kuvvetle muhtemel olan Batı Karahanlı Sultanı Ahmed han ın affedilmesi olayıdır.Batı Karahanli Hükümdarı  Ahmed Han’ın ulema ile arasındaki geçimsizlik ve uleman’ın Sultan Melikşahı  davet etmesi üzerine,Selçuklu ordusu Han’ın üstüne yürüdü.Aslında bu davet,tüm islam dünyasını eline geçirmek isteyen Melikşah için bir fırsattı.1089 yılında çıkılan seferde ilk Buhara  şehrini ele geçirdi.Daha sonra Semerkantı kuşattı.Ahmed han şehir savunmak için çaba göstersede;Selçuklu ordusu kolayca şehri ele geçirdi.Ahmed han esir alınıp,isfahan’a götürüldü.Rivayete göre,Terken hatun’un akrabasını ölümden kurtardığı söylenir.Ancak Batı Karahanlı Sultanlığı Selçuklu imparatorluğuna tabii oldu.

Terken Hatun’un etkisini Nizam ül Mülk konusunda daha net görebiliriz.Sultan Alparslan zamanında beri  Selçuklu Imparatorluğununn vezirliğini yapan  Nizam ül Mülk ile Sultan Melikşahın arası açılmıştı.Bunda özellikle sivil büroktaside zaten İranlılara dayanan Selçuklu Devletinin ,bir nevi İran’lı unsurların çatışma haline gelmiş olmasının bir payı vardı.Çünkü  devletin üst düzey kadrolarında görev alan gulam ümera,nüfuz alanlarını genişletmek için birbirleriyle rekabet ediyorlardı.

Nızam ül Mülk’ün ,Amidülmülk Kunduri’yi bertaraf edip vezir olması gibi,şimdi de başkaları yaşlı vezirin yerine adaylık yarışı içerisinde bulunuyorlardı.Gerçi,on iki oğlu,damatları,sayısız akraba ve azatlı köleleri ile devlete her alanda nüfuz etmiş olan Vezir ile rekabet etmek çok kolay görünmüyordu.

Fakat Terken hatun bu konuda Melikşah’ı etkiliyebiliyor ve Sultan’a kendi veziri Ebu’l Ganaim’i tayin etmesi için telkinde bulunuyordu.Irani geleneğin temsilcisi Nizam ül Mülk ,hatunların ,Türk töresinden kaynaklanan güçlü hukukundan  rahatsız oluyordu.Onun için Terken hatun muhaliflerin arasındaydı.

Melikşah,Terken hatun’un etkisil ile ondan olan oğlu Mahmud’u veliaht tayin etmişti.Berkyaruk tarafını tutatn Nizam ul Mülk ise bu tayinin değişmesi için mücadele ediyordu.

Melikşahun Halifelikle ilgili planları konusunda da Veziri ile ayrı düştüğü bilinmektedir.Çünkü rivayete göre,Isfahan’da bir halifelik sarayı inşa ettirmek isteyen Melikşah,aynı zamanda torunu Caferi halife yapmayı düşünüyordu.Bilindiği gibi,Sultan Melikşah kızı Mahmelik hatunu,Abbasi halifesine eş olarak vermiş,evlendirmişti.Cafer Mahmelik hatun ile Halife Muktedinin oğludur.Ancak,Mahmelik hatun,Halifenin,kendisine ve yanındaki Türklere kötü muamele ettiğinden şikayette bulununca;Sultan Melikşah buna kızıp,kızını ve torununu isfahana getirtir.Saraya döndükten kısa bir süre sonra Mahmelik hatunun ölümü ilişkileri tamamı ile bozar.Kızının ölümünden Halifeyi sorumlu tutan Sultan,onun yerine torunu Caferi geçirmeyi kafasına koyar.

Melikşahı bu konuda Terken hatun ile veziri tahrik ediyordu.Nizam ül Mülk ise daha ölçülü,arabbulucu bir tavır sergiliyordu. Ancak oğlu Mahmud’u saltanat,torunu Caferi  hilafet veliahtı tayin ettirmek isteyen Terken hatun,bu yolda en büyük engel olarak Nizam ül Mülk’ü görüyordu.

Bunların yanısıra Büyük Veziirn oğulları ve adamlarının  davranışları,artık Melikşahıda son derece rahatsız ediyordu.Zira,Merv gibi önemli bir Meliklik şehri bile Nizam ül Mülk’ün oğullarının  idaresi altında idi.Sultanın huzurunda rahat hareket eden,açık açık konuşan bu insanların, siyasi olarak güçlenmesi Sultan’ı rahatsız ediyor,hatta çekiniyordu.

Melikşah ile Vezirinin arasının tamamen açılmasında bir hadise bardağı taşıran son damla oldu.Bu olay yüzünden Vezir ile Melikşah arasında bir yazışma oldu.Bu mektuplaşma ve yazışmalar,normal şartlarda vezirin azledilmesini gerektiren ,bir meydan okumayı açıkça ortaya koysa da;Melikşah,Vezire cevap vermeden ve onu görevden almadan,Ekim 1092 yılında Bağdad’a doğru sefere çıktı.

Büyük Devlet Adamı Nizam ül Mülk de herşeye rağmen,devlet terbiyesi gereği,Sultanın arkasından yola çıktı.Ancak,Isfahan Bagdad yolu üzerinde Nihavend yakınlarında,arzuhal vermek bahanesiyle yanına gelen bir Batini fedaisi Deylemli bir genç tarafında öldürüldü ( 14 Temmuz 1092).

Devrin kaynaklarında bu suikast yüzünden hem Terken hatun hem de Veziri suçlanmıştır.Nizam ül Mülk ölünce onun yerine  Ebu’l Ganaim geçirilir.Yeni vezir tüm yönetim kadrosunu değiştirir.

Sultan Melikşah ülkesinin bir şehri gibi gördüğü Bağdad’a son gelişinde,Halife Muktedi ile ilişkilerinde bir denge unsuru olan Nizam ul Mülk’ün varlığından yoksun bulunuyordu.( 28 Ekim 1092 ).Ancak kızı Mahmelek Hatun’a yapılanların hesabını sormak istiyordu.Zira kızına reva görülen muamele,aslında Melikşah’a karşı bir meydan okuma anlamına geliyordu.

Halifelik üzerindeki otoritesinin açıkça hissedilmesini  isteyen Sultan,torunu Cafer’İ veliaht ilan etmeyi reddeden Halife Muktedi’ye ,hemen Bagdad’I,terketmesini bildirdi.Halife çaresizlik içinde on gün süre istedi.Fakat Sultan Melikşah,Halife’ye verilen  sürenin dokuzuncu gününde av etinden zehirlenerek hayatını kaybetti.( 20 Kasım 1092 ).Dönem kayıtlarından hem Terken hatun hem de Halife  tarafından öldürüldüğü hakkında iddialar vardır.

Melikşahın ölümünün faalini tespit etmek mümkün olmadı.Herkes suçlandı.Terken hatun bile,beş yaşındaki oğlunu hükümdar yapabilmek için Melikşahı öldürttüğü töhmeti altında kalmıştırç

Oysa bir Karahanlı  Melijesi ve Selçuklu ımparatoriçesi olarak bunun mümkün olmayacağını  herkesten iyi biliyordu.Oğlu tahta geçecek yaşa gelene kadarda  Melikşahın yaşamasını tercih ederdi.Ancak,Sultanın ölümünden sonra başlayan taht kavgaları sırasında oynadığı aktif rol,kadının devlet hayatında  olmasını yadırgayan anlayış tarafından,tüm felaketlerin sebebi olarak görülmektedir.

Melikşah öldüğünde geride n Berkyaruk,Muhammed Tapar,Sancar ve Mahmud adlı dört oğul bırakmıştı.Babasının yerine en büyükleri olan  ve o dönemde oniki yaşında bulunan Berkyaruk’un tahta geçmesi bekleniyordu.

Daha evvel söz ettiğimiz gibi Nizam ülMülk ,Terken Hatun’un  oğlu  Mahmud’a  karşı,Melikşahın amcası Yakuti’nin kızı Zübeyde hatun’dan  oğlu Berkyaruk’u desteklemekteydi.Bazı kaynakların verdiği bilgilere göre  Melikşah Berkyaruk’u  veliaht tayin etseydi bile bunun saltanat kavgasını önleyemeceği biliniyordu.

Nitekim bu durumu fırsat bilen ve o sırada Sultanın yanında Bağdat’ta bulunan Terken hatun,henüz beş yaşında bulunan oğlu Mahmud’u tahta geçirmek için harekete geçti.Bir taraftna zaman kazanmak için Melikşah’ın ölümünü gizlerken,diğer taraftan da hazinenin ağzını  açarak desteklerini almak için ordu ve devlet adamlarına  büyük ihsanlarda bulundu.Bu cömert girişimleri sayesindede pek çok emirin içerisinde bulunduğu büyük bir ordu kurmayı başardı.

Terken hatun’un bu başarısı,hiç şüphesiz bolca dağıttığı ihsanlar kadar,Karahanlı soyundan gelmesi ve Selçuklu İmparatoriçesi olarak Melikşah’ın sağladığı etkin konumundan kaynaklanmaktaydı.

Bu şekilde ordunun bağlılığını temin eden Terken Hatun,bir taraftanda  oğlunun  saltanatı için bir tehlike olduğuna inandığı ;veliaht Berkyaruk’u hapsettirmek için,Musul valiis Kürboğa ile Emir Üner ve Emir Komac’ı Isfahan’a göndermiştir.Isfahan’a gelen emirlerin Berkyaruk’u tutuklayarak ,hapsetmelerinden sonra  Terken Hatun,Abbasi halifesi Muktedi’den oğlu Mahmud adına hutbe okumasını istedi.

Halife bu teklife hemen evet demedi..Imam Gazalali’nin fetvası doğrultusunda Mahmud’un yaşını küçük olmasının nedeni ile ülke yönetemeyeceğini gerekçe göstererek bu isteği reddetti.Ancak Terken hatun’un yanında tuttuğu torunu ve Halifenin oğlu olan Cafer üzerinde tehditler savurunca,direnemedir.Caferin babasına gönderilmesi kaydıyla  26 Kasım 1092 yılında Bağdad’da Mahmud  adına hutbe okundu.

Terken hatun,Melikşahın ölümünden sadece altı gün sonra oğlu Mahmud’u  Bağdat’ta Sultan ilan ettirmeyi başarmıştı.Ardından Vezir Recülmül Ebu’l Ganaim ve orduyla birlikte,oğlu Mahmud’u tahta çıkarmak üzere Isfahan’a doğru yola çıktı.

Ancak,Herşeyi düşündğünğ zanneden Terken Hatununun unuttuğu rakipleri vardı.Nizamülmülk’üm adamları daha pes etmemişti.Eski Vezirin adamları bir silah deposunu  yağmalayarak isyan etmiş ve Berkyaruk’u hapisten çıkarıp,tahta oturtup adına hutba okutmuşlardı.

Terken Hatun’un Isfahan’a yaklaşması üzerinede Berkyaruk’u Nizamülmülk’ün adamları hala güçlü oldukları Rey şehrine kaçırdılar.Bu arada pek çok Emirde onlara katılıp Rey şehrine giderler.Berkyaruk’un etrafında  onbinden fazla asker toplanmıştı.Böylece taht kavgası eski vezirin adamları ile yeni vezirin arasındaki bir hesaplaşmaya dönüşmüş bulunuyordu.

Çünkü başta Emir Erkuş olmak üzere ,maktul vezirin taraftarları,yeni veziri Nizamülmülk’ün  katili olmaklar itham ediyorlardı.Bu sebeplede,Berkyaruk’u desteklemek suretiyle eski vezirinde intikamını almak istiyorlardır.

Durumun kendi aleyhine gelişmekte olduğunu gören ve Berkyaruk’un daha fazla güçlenmesini engellemek isteyen Terken Hatun,yanında Kürboğa,Üner ve Komaç gibi emirler olduğu halde Rey şehrine doğru hareket etti.

Ancak Berveird yakınlarında yapılan savaşta,ordusundan bazı emirlrin askerleriyle Berkyaruk tarafına geçmesi üzerine yenilen Terken Hatun Isfahan’a çekilmek zorunda kaldı ( Ocak 1093 )

Şehir Berkyaruk ve ordusu tarafında kuşatılır.Terken Hatun Isfahan’ın surlarının içinde sıkışmış kalmıştı.Bu durumdan kurtulmak için bir taraftan yanındaki emirlerinde telkiniyle kuşatmayı kaldırması için Berkyaruk ile anlaşma yollarını ararken,diğer taraftanda oğlu Mahmud’u tahta çıkarma arzusundan  vazgeçmeyerek yeni çıkış yolları arıyordu.Nitekim bu amaçla,Berkyaruk’un dayısı Azerbeycan  meliki Ismaile  haber göndererek kendisi ile evlenip Mahmud’un saltanatına ortaklık teklif etti.

Selçuklu tahtına geçmek için fırsat kollayan Ismail bu teklifi hemen kabul eder.Hemen ordusu ile Terken Hatunun yardımına koşar.Birleşen iki ordu Berkyaruk’un üzerine yürüdü. Ancak bu orduda başarılı olamaz.Zira Terken Hatun’un Melik ısmail ile evlenmesini hoş karşılamayan bazı komutanların Berkyarukun saflarına geçmesi ile Kereç yakınlarında yapılan muhabereyi kaybeden  Ismailde Isfahana çekildi ( Şubat 1093 )

Bu yenilgiye rağmen Terken Hatun onu hürmetle karşılayıp,adına sikke kestirdi,oğluyla müşterek hutbe okuttu.Ancak Melik Ismail beraberindeki emirler ile anlaşamadığından;Berkyaruk’un annesi r olan Kızkardeşi Zübeyde Hatun’un yanına gitti.Fakat onun Berkyaruk hakkındaki kötü düşüncüleri gün ışığına çıkınca Atabeyi Gümüştekin tarafından öldürüldü

Melik Ismail’in ölümü Terken Hatun’un azmini kırmadı.O bu sefer de Melikşahın ölümünün ardından Suriye’de Saltanatını ilan etmiş olan kayınbiraderi Tacüddevle Tutuşu aynı vaatlerle Isfahana davet etti.

Suriye Meliki Tutuş,Melikşaha itaatini bildirmek ve teveccühünü kazanmak için Dimaşk’tan Bağdat’a gelmek üzere iken,Fırat kıyısındaki Hit  kasabasında  Sultanın ölüm haberini almıştı.Hemen her hanedan üyesinin yapacağı gibi,kendini saltanata en uygun kişi olarak  gören Tutuş,daha burada iekn adına hutbe okutmak suretiyle sultanlığını ilan etti.Daha sonra Rakka şehirini ele geçirip Taht töreni yaptı ( Şubat 1093 )

 

 

O Urfa valisi Bozan,Haleb valisi Aksungur ve Antakya valisi Yağı basan’ın itaatini sağlayıp ,Rahbe,Habur bölgesi ve Nusaybin’i işgal etti. Daha sonra Musul üstüne yürüdü ve şehir dışında Ibrahim bin Kureyşin ordusu ile yaptığı muharebeyi kazanıp Musul şehrine girdi.Bu söz konusu şehirleri alan Tutuş,Suriye ve Elcezire nin  önemli bir bölümünde hakimiyetini tesis ettiği gibi adına hutbe okutmayı başarmıştı.

Bunun bir sonucu olarak,Selçuklu tahtına geçmeyi kendine bir hak gören Tutuş,Büyük Selçuklu Sultanı sıfatıyla Bağdat’ta adına hutbe okunması için Abbasi Halifesi El Muktedi ye başvurdu.

Halife bu teklif karşısında ona,adına hutbe okutabilmesi için  Horasan ve Maşrıkta hükümran olmak,Islam alemine hakan olmak,Saltanat mücadelesi içinde rakibi olmaması ve Isfahan da tahta çıkması gibi şartlar ileri sürerek,bu isteği kabul etmedi.

Tutuş Isfahana gitmek için ordusu ile hareket geçti.Yolu üzerinde olan Diyarbakır bölgesini ele geçirip,Azerbeycana doğru yöneldi.

Berkyaruk amcasına karşı önlemler aldı.Bu arada Emir Aksungur ve Bozan  orduları ile Berkyaruk’un ordusuna katıldılar.Bu taraf değiştirme ile kuvvetinden çok şey kaybeden Tutuş yeniden ordusunu maglu olarak takviye etmek amacıyla yanında Yağıbasnan ile Dımaşka geri döndü.( Aralık 1093 )

Tutuş geri dönerken,Berkyaruk  bu sırada  Bağdad’a girmiş ve adına hutbe okunmasını istemişti ( Ocak 1094) Halife onun başarılarını göz önüne alarak  onun adına Hutbe okuttu( 3 şubat 1094 )

Tutuş  Bağdad’tan  kötü haberi alınca yeni bir ordu kurarak,harekete geçer ve önce ihanetlerini unutamadığı Emir Aksungur ve Bozan’dan intikamını aldı.yakalanan iki emir öldürüldü ( Mayıs 1094).Tutuş Ahlat üzerinden Azerbeycan’a gidereke bu bölgeyi hakimiyeti altına aldı ve Hemedan’a doğru yürüdü.Burada Terken Hatun’la birleşerek ,Berkyaruk’a karşı ortak bir mücadele başlatacaklardı.

Aynı maksatla Isfahan’dan Hemedan’a  doğru yola çıkan Terken Hatun yolda hastalanarak  geri dönmek zorunda kaldı ve kısa bir süre  sonra öldü ( Ekim 1094 ).Terken Hatun’un ölümünden  sonra ona bağlı emirlerden bir kısmı Berkyaruk tarafına geçerken,büyük bir kısmı da Tutuş’a katıldı.

Diğer taraftan  yanından az sayıda asker bulunan Berkyaruk,Tutuş’un  öncü kuvvetlerine  maglub olarak Isfahan’a sığındı.Bu mağlubiyet haberi üzerine Abbasi  Halifesi Mustahzir Billah Bağdad’da Tutuş adına  hutbe okuttu.Berkyaruk ise kardeşi Mahmud’un emirleri tarafından  Isfahan’da yakalandı.Bu sırada Mahmud’un çiçek hastalığına yakalanarak ölmesi ( Kasım1094 ),yanındaki emirlerin Berkyaruk’u sultan tanımalarına  sebeb oldu.Berkyaruk ile Tutuş arasında kesin savaş Rey şehri civarında yapıldı.( 25 Şubat 1095 ).Kötü davranışlar nedeni ile Tutuş’a kırgın olan emir ve askerlerden büyük bir kısmı Berkyaruk tarafına geçtiler.Neticede bu saltanat mücadelesini  kazanan Berkyaruk oldu ve Tutuş savaş alanında öldü.

Bütün bir hayatı boyunca zekasını ,kabileyetlerini iktidardardaki emelleri uğruna kullanan  Terken Hatun,her ne kadar geride bir çok entrika ve düşman  bıraksa da kendi adına Bağdad’da Hanefilere tahsis edilen Terken Hatun Medresesi ile Isfahan’da Cuma camii avlusundaki kuzey kubbelerini yaptırmıştır.

Büyük Selçuklu Devleti’nin siyasi  hayatından en etkili kadın olan Terken Hatun,,asil bir aileden gelmesi,sahip olduğu yetenekleri ve zekasıyla Selçuklu sarayında bir devrim yaratmıştır.Devlet işlerinde,protokolde her zaman Sultan Melikşah’ın  yönlendiricisi olmuştur.Kızı Mahmelek sultanın evlenmesinden herşeyi kendi isteği ve otoritesi yönünde düzenlenmiştir.

Melikşahın ölümünden sonra oğlunu tahta  geçirmek için değişişk yöntemle denemiştir.Bunlardan biride hazinenin büyük bir kısmını kendi safında  yer almaları için Emirlere dağıtmasıdır.

Sultan Melikşah ölümünden sonra iktidar mücadelesinde yeri geldiğinda siyasi evliliklerde  gerçekleştiren Terken Hatun,eşi Melikşah hayattayken de Fars bölgesine hakim olmak için ordu kurup sefere çıkmıştı.

Tüm bunları yanlızca güç ve  iktidar için yaptığı söylenemez .Bakıldığında Terken Hatun’un izlediği politikaların devleti yıprattığı ve zayıflattığı gerçeksede  ortam bunları tıpkı diğer hanedan mensubu hatunlatr ve dahi meliklerde de görüldüğü gibi devlette hakimiyette söz sahibi olabilmek için uygulama yoluna girmiştir.Büyük Selçuklu Devletinin  selameti için  doğru bildiği şekilde davranmıştır.Devlet içinde bir günah keçisi olan neredeyse tüm çöküşün  sorumlusu olarak sunulan Terken Hatun aslında masumdu.

Allah rahmet eylesin…

 

 

 

 

Monday, November 30, 2020

HINDISTANIN KOVID -19 SERÜVENİ

 

Kovid- 19 tüm dünyada hızını arttırarak yayılıyor.bugün ülkemizde nerede ise 30.000 hasta ve 174 ölümüz var. Bu salgını nasıl önleyecebileceğimizi bilmiyoruz. Aşıların etkili olup olmayacağını da bilmiyoruz. Bu yazımda ise size Hindistan'ın Kovid 19 macerasından söz etmek istiyorum.

Bugünlerde Hindistan'da şehirlerden kırsala büyük bir göç yaşanıyor. Geriye doğru büyük oranlarda fiziki ve sembolik adımlar atılmaktadır.

Son 10 yılda Hindistan'da yaklaşık 150 milyon insan kırsal keşiden şehirlere akın ettiler. Bu akınlar sonunca Yeni Delhi dünyanın ikinci Mumbai'yi dünyanın altıncı büyük metropolü haline getirdiler. İnşaat İşçileri,güvenlik görevlileri,şoförler,tezgahtarlar,hastane ve otel çalışanları bu şehirleri doldurdu.

Çay tüccarlığından başbakanlığa gelen Narendra Modi savunmasız işçilerin şartlarını iyi bildiğine inanıyorum. Ancak bu insanların son aylarda yaşadığı acılar Kovid-19 salgını ile daha da artmıştır. Hindistan’ın ABD’yi geçerek dünyanın en çok vaka sahibi ülkesi olma yolunda ilerlemesine yol açan Modi’nin politikalarıdır.

. Şu anda Hindistan’da toplam 9.270.000 vaka ve 135.000 ölü, hastaneleri ve sağlık sistemini kırılma noktasına getirmiştir. Yeni vakalar azalmasa da dini bayramlar sezonunda artması olasıdır. Ülke genelinde kısıtlamalar ve tecritler daha evvelden kaldırıldı. Yapılan araştırmalarda gerçek hasta veya vaka sayısının 65 milyonun üstünde olabileceği düşünülmektedir.

Modi geçen mart ayında 1milyar 350 milyon Hindistan vatandaşını tecride zorladığında ülkedeki vaka sayısı bin kişinin altındaydı. Erzak toplamakta olan insanlar 4 saat içinde panik başladı. Bu mantıksız ve kaba eylemin tek sorumlusu tabii Modi’dir

Hint Ekonomisi çökerken, yüz milyondan fazla iş yok oldu. Mayıs ayına kadar kısıtlamanın bir çözüm olmadığını gören ülke, tecridi kademeli olarak hafifletir hafifletmez vakalarda hızlı bir artış başladı. Milyonlarca işsiz insan otobüslerle, trenlerle ve yaya olarak ülkeye yayılarak virüsü yaydı. Sadece Bihar eyaletine iki milyondan fazla insan geri döndü.

Kovid-19’un yayılışı kaçınılmazdı ancak ülkedeki etkisi ekonomik ve sağlık sistemi zaten sıkıntılar içinde olan,toplumda refah,kast ve coğrafi eşitsizlikleri ortaya çıkardı.Modi hükümeti kısıtlamaya çok erken uygulayarak ekonomiyi altüst etti.Eğer olay daha iyi bir planlama ile hastalığın önüne geçilebilir ve ekonomiye verdiği hasarın etkisi azaltılabilirdi.Sağlık sistemi ayakta kalabilir ve işsizlik ortaya çıkmazdı .Diğer taraftan Modi hükümeti istediği gibi kullandığı ‘’ Başbakanlık Bakım Fonu’nun şeffaf olmaması da tartışmalara konu oldu.

Ancak Hindistan'da olaylara bakış açısı biraz karışık. Sağlık hizmetleri ülke bazında değil Eyaletler bazında ele alınmaktadır. Bu sistem Modi’nin gerçekleri gölgelemesine yardım etti.

Aylar sonra pek çok insan maske takmaktan ve sosyal mesafe uygulamalarında bıktı. Bunun dışında sosyal medyada gerçek olmayan pek çok iddia dolaşmaktadır. Bu iddialara göre,Kovid-19 Müslümanları taşıdığı veya vejetaryen diyetin hastalığı önlediği gibi yanlış bilgilerdir. Ülkede sağlık hizmetleri büyük bir sorun. Kentlerdeki kalabalık gecekondu mahalleri hastalığın hızla yayılması için çok uygun bir zemin oluşturuyor. Hindistan aynı zamanda dünyanın en az Kovid-19 testi yapan ülkedir.

Dini Bayramlar ve festivaller ,durumu daha da kötüleştirdi. Bazı uzmanlar, hükümetin dindarları yatıştırmak için sağlık problemlerini önemsemeyeceğini iddia ederken. Ekonomik sıkıntı içindeki küçük tüccarlarında para kazanmak için salgını önemsemektedirler. Örneğin Kerala’daki bir festival yüzünden vakalar 5 kat artmıştır. Yaklaşan kış mevsimi ise durumu kötüleştirecektir.

. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Hindistan'da iyileşme oranları yüksek seviyede. Bunun nedeni de Hindistan’ın genç nüfusu ve bazı bölgelerdeki agresif test ve takibin sonucudur.

Ancak bu salgında yaşananlar, zaten otoriter bir yönetim ile yönetilen ülkenin başına gelen son acı. 2014 yılında cesur ekonomik vaatler ve sıradan insan imajı Modi’yi iktidara taşıdı. Ancak onu iktidarda tutan kimlik politikalarıdır. 2019 yılındaki bölücü kampanya sonrasında büyük bir çoğunlukla başbakan oldu.

Modi’nin Hindistan Halk Partisi ( BJP),camilere hakaret eden ve öğrencileri döven Hindu milliyetçilerini cesaretlendirdi.Şubat ayında Delhi de Müslümanlara karşı çıkan ayaklanmalarda 53 kişi öldürüldü.Diğer yandan Modi’nin tartışmalı vatandaşlık yasası,Müslüman olmayan Pakistan, Bangladeş ve Afganistan’dan gelen yasa dışı göçmenlere af sağlaması ülkede protestolara yol açtı.

Basın susturuldu ve yerel gazeteciler,olumsuz haberler yaptıkları suçlamasıyla tutuklandılar. Bu durum salgın süresince daha da arttı,pek çok gazeteci yalnızca işlerini yaptıkları için,Hindistan’ın Kovid-19’la mücadelesine dair yanlış bilgi yaymakla suçlanarak tutuklandı.

Hindistan’ın işgal ettiği Keşmir ise tecritlere alışık. Bölge, ağustos 2019 yılından bu yana güvenlik sebep gösterilerek medya ve internet kesintisiyle beraber tecrit altında tutuluyor.

Ayrıca yabancı fonlu tüm STK’lara karşı tuhaf bir mücadele yürütülmektedir.Uluslararası Af Örgütü’nün Hindistan şubesi dahil on beş bin kapatma yaşandı. Eğer bu hayır kurumları çalışıyor olsaydı, koronovirüsle mücadelede en önde halka yardım edeceklerdi.

Pandemi ülkede dikkatleri başka yönlere çekerken, Modi son zamanlarda Hindistan’ın zaten karmakarışık olan bürokrasinde reform yapmak ve çiftçilik, eğitim ve çalışma yasalarını modernleştirme amacı ile bir kısmı popüler olan onlarca kanunu aceleyle geçirmekle meşgul. Onu eleştirenler ise sertlik politikasına yürekten inanan gruplardır.

Salgının Hindistan ekonomisini daralttığı ortadadır. Halk Modi’nin vaatlerinin sonucunu beklemektedir. Uzmanlar, Ülke ekonomisinin bu yıl %9 küçüleceğini tahmin ediyor.

Ancak yükselen vaka sayısı ve milyonlarca aç işçi, hükümetin odak noktasının çok uzun zamandır uyum değil bölünme olduğu ülkedeki derin rahatsızlığı yansıtıyor. Ekonomik küçülmenin faturasının ülkedeki azınlıklara çıkacağını herkes görüyor.

Kovid-19 Hindistan da bir kabus yaşatıyor. Hükümetinde buna karşı bir şu an çözümü yok.Dünyanın en zengin ülkelerinin bile çözemediği bu salgını sorunlarla dolu olan Hindistananın çözmesi uzun vadede bile mümkün görünmüyor.

Friday, August 28, 2020

KEŞMİR SORUNU

 




Keşmir’i tanırmısınız bilmiyorum.Belki Hindistan Turizm broşürlerinden,belki haberlerden gözünüze çarpmıştır.Türkiye’nin dış dünyası Avrupa,Mısır,Kafkaslar,Rusya ve Ortadoğu ile sınırlıdır.Osmanlının sınırları sanki hala varmış gibi Global Dünya yerine hep yanı harita üzerinde kalıyoruz.Halbuki  Keşmir,Kuzey Hindistan ve Pakistan,Gaznelilerin,Selçukluların,Timur’un ve Babür İmparatorluğunun yüzyıllarca yaşadığı,yönettiği topraklardı.Urduca denilen dil Gazneli Türklerin bir icadıdır.Ordu içinde lisan problemi olmasın diye geliştirilmiştir.Delhi-yani Hindistan’ın başkenti ‘ Türkler tarafından kurulmuştur.Yani Bu yarımadada olan herşey bizi ilgilendirir ,Ilgilendirmelidir.Şimd, Keşmir’in hikaye’sine bakalım.

Keşmir, Hindistan ve Pakistan arasındaki en belirgin uyuşmazlık konusu olarak varlığını sürdürmektedir. İki nükleer devlet arasında 70 yıldır devam eden Keşmir sorunu, uluslararası toplumu; her yıl yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği, intihar saldırılarının gerçekleştiği, devlet güçlerinin orantısız müdahalelerde bulunduğu ve halkın baskı altında tutulduğu bir tablo ile karşı karşıya bırakmaktadır. Esasen, uluslararası barış ve güvenliğin korunması açısından birincil derecede sorumlu olan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, sorunun ortaya çıktığı ilk yıllarda, doğrudan çözüme yönelik, oldukça detaylı bir içeriğe sahip olan (47) sayılı kararı almıştır.  Bu kararda, Keşmir’in öncelikle askerden arındırılması, ardından Jammu Keşmir’in nihai durumunun BM gözetiminde yapılacak plebisit uygulaması neticesinde belirlenmesi öngörülmüştür. BM sistemindeki aksaklıklar nedeniyle, kararın uygulanması mümkün olmamıştır.

Doğal güzellikleri, verimli toprakları ve sahip olduğu yer altı kaynaklarıyla Keşmir bölgesi; doğusundan ve kuzeyinden Çin, batısından Pakistan ve güneyinden Hindistan ile çevrilidir.  Bölgede yer alan bir vadi olan Keşmir, zamanla 200.000 km²’den fazla yüzölçümüne sahip bir bölgenin ismi olarak kullanılmaya başlamıştır  .Kuzeyde Baltistan,  güneyde Jammu,  doğuda Ladakh ve batıda Gilgit eyaletlerine ayrılan Keşmir’in; Pakistan ile 1100km, Hindistan ile 500km, Çin ile ise yaklaşık 1000 km sınırı vardır

. Keşmir; Güney Asya su kaynaklarına sahip olan, Orta Asya’ya geçiş koridoru olma özelliğini taşıyan ve cennet vadi olarak adlandırılan bir bölgedir  . Günümüzde Keşmir, fiilen dört parçadan oluşmaktadır6 : - Keşmir’in kuzeyi, Pakistan tarafından kontrol edilmektedir; - Batısında, Pakistan dışında tanıyanı olmayan ‘Azad Keşmir İslam Cumhuriyeti’

- Güneyinde, Jammu-Keşmir bölgesi bulunmakta; Hindistan’ın denetiminde bulunan 100.569 km²’lik Jammu-Keşmir’in, 10,5 milyon civarında nüfusu bulunmaktadır. Jammu-Keşmir’in nüfusunun yaklaşık % 70’ini Müslümanlar, % 30’unu ise Hindular oluşturmaktadır; - Doğusunda, 1962 yılında Çin ile Hindistan arasında yaşanan savaş sonunda Çin’in ele geçirdiği ‘Aksai Çin’ olarak anılan bölge ile, 1963 yılında Pakistan’ın, Çin lehine vazgeçtiği ve Hindistan’ın hak iddia ettiği bölge yer almaktadır.

Biraz da keşmirin tarihine kısaca göz atalım, Bölge tarihi MÖ 269-232 yılları arasında yaşayan Hint Kralı Aşoka’ya kadar dayanmakta; daha sonraki bilgiler ise, MS 78-248 yılları arasında hüküm süren ve Orta Hindistan’a kadar hâkimiyetini kabul ettiren, Orta Asya’daki Kuşana İmparatorluğu dönemine ait bulunmaktadır7 . 8. yüzyılın başında Hindistan’ı fetheden İslâm orduları, Keşmir’i ele geçirmek için akınlar düzenlese de, bölgenin topografik özelliklerinden dolayı bunu başaramamıtır

Keşmir’in İslam’la tanışması, 14. yüzyılda söz konusu olmuştur. Keşmir’de Müslümanların egemenliği, 1819 yılında Sih Mihracesi Ranjit Singh tarafından sonlandırılmış  ; İngilizler ile Sihler arasında yaşanan savaşı İngiltere’nin kazanması neticesinde yapılan 1846 Amritsar Andlaşması  ile, bölgede İngiliz egemenliği başlamıştır.

İngilizler, bölgenin idaresini Hindu Mihrace Gulab Sing’e devretmiş; böylelikle halkının çoğunluğu Müslüman olan Keşmir’de, Hindu idaresi başlamıştır. İngiltere adına Keşmir’i idare eden Gulab Sing döneminde halka yoğun baskı uygulanması ve ibadetlere yasak getirilmesi üzerine protestolar başlamış; buna son vermek isteyen yönetime bağlı silahlı güçler ile siviller arasında çatışmalar yaşanmıştır.

  İkinci Dünya Savaşı’nın bitimini takip eden süreçte, İngiltere Hindistan’dan çekilme kararı almış ve Hindistan Bağımsızlık Andlaşması imzalanmıştır . İngiltere ile Hindistan arasında yapılan bu andlaşma ile; İngiltere’nin 15 Ağustos 1947 tarihinde Hint alt kıtasından çekilmesi, Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerin Pakistan’a, diğer bölgelerin ise Hindistan’a bağlanması kararlaştırılmıştır. Bağımsızlığın kazanıldığı gün Pakistan ile Hindistan ikiye ayrılmış; irili ufaklı beş yüzün üzerinde prenslik ise, Pakistan’a ya da Hindistan’a katılma kararında serbest bırakılmıştır

 Sorun oluşturabilecek eyaletlerden olan ve halkının çoğunluğu Hindu olan, ancak Müslüman prenslerin yönettiği Haydarabad ve Gujarat, halkın talebi üzerine Hindistan’a bağlanırken; halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan ve Pakistan’a bağlanmak isteyen Jammu-Keşmir’in Hindu idarecileri ise 26 Ekim 1947 tarihinde yapılan bir andlaşma ile Hindistan’a katılma kararı almıştır

‘Cennet Vadi’ olarak da bilinen ve önemli devletlerle sınırlara sahip olan Keşmir’in, Hindistan ile Pakistan arasında bir uyuşmazlık konusu olması, tarafların iki ayrı devlet olarak ortaya çıkışsüreçleri ile yakından ilgilidir15. İngiliz işgalisonrası Hinduların elinde bulunan Keşmir idaresi, Pakistan ya da Hindistan’dan birini tercih etmek yerine bağımsız kalmayı istemiş; Müslüman halkın çoğunluğu ise, Pakistan ile birleşme taraftarı olmuştur. Jammu’daki Müslüman köylerine yapılan Sih-Hindu saldırıları ve Müslümanların Pakistan ile bütünleşme beklentilerine emirliğin müspet cevap vermemesi, Müslüman halkı harekete geçirmiş; Punç ve Mirpur kentlerindeki Müslümanlar, Hindu yönetime karşı ayaklanmıştır16. Bazı Pakistanlı grupların da Keşmirli Müslümanlara yardım etmek için müdahalede bulunduğu ayaklanma neticesinde, 24 Ekim1947 tarihinde,‘Azad KeşmirİslamCumhuriyeti’kurulmuştur kurulmuştur ama dünya ülkeleri tarafından tanınmamıştır

Bu gelişmeler üzerine Keşmir’in Hindu emirliği, Hindistan’dan yardım talep etmiş; bu talep, Keşmir’in Hindistan’a katılması şartıyla kabul edilmiştir. Bu çerçevede, 26 Ekim 1947 tarihinde Keşmir Hindistan’a bağlanmış; bununla birlikte Hintli yöneticiler, yapılan  andlaşmanın  geçici olduğunu ve Keşmir’in geleceğine Keşmirlilerin karar vereceğini çeşitli vesilelerle beyan etmiştir. Katılım Andlaşması’ndan sonra, Hindistan askerleri Srinagar’a girip Keşmir’deki iç savaşa dâhil olmuş; başkent  Srinagar, Keşmir Vadisi ve  Jammu’yu ele geçirerek, Keşmir’in büyük bölümünde kontrolü sağlamıştır

 Bunun yanında Hindistan hükümeti, 1 Ocak 1948 tarihinde konuyu BM’nin gündemine taşımış; Pakistan’ın isyancıları desteklediğini iddia etmiştir. Pakistan ise, Hindistan’ın Keşmirli Müslümanlara soykırım yaptığını iddia ederek, BM gözetiminde bir ‘plebisit’ yapılmasını talep etmiştir.

BM Güvenlik Konseyi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde, 21 Nisan 1948 tarihinde alınan (47) sayılı kararla taraflara, Keşmir halkının ‘self-determinasyon’ hakkını kullanması ve bunun için ‘plebisit’ yapılması tavsiye edilmiştir. Ancak bu karar hiçbir zaman uygulanmamıştır. 1964 yılında ise, Hindistan parlamentosunda yapılan bir oturumda, Keşmir’in Hindistan’ın bir eyaleti olmasına karar verilmiş ve buraya bir vali atanmıştır.

 Hindistan’ın bu girişimi, Keşmir sorununun daha karmaşık bir hal alarak devam etmesine neden olmuştur. Tarafların Talepleri ve Yaşanan Çatışmalar Hindistan’ın 1947 yılında Hindistan ve Pakistan adıyla iki parçaya bölünmesinden bu yana, Keşmir’de sınırların çizilmesi, iki devlet arasındaki en önemli anlaşmazlık konusu haline geldi

Keşmir sorununun görünen tarafları Pakistan, Hindistan ve Çin’dir. Özellikle Hindistan ve Pakistan halklarının ulusal bilinç ve kimliğinin oluşumunda önemlirol oynayan Keşmirsorunu, her ki devletin birbirlerini tehdit olarak görmelerine ve bu alanda yaptıkları yatırımlarla, sahip oldukları askeri kapasitenin artış göstermesine neden olmuştur.

 Keşmir sorununda tarafların talepleri ve ileri sürdükleri tezler birbirinden farklılık arz etmekte ve bu farklılık ağır sonuçlar yaratmaktadır. İlk olarak Hindistan, Keşmir’in 1947 yılında Hindistan’a katılmaya karar verdiğini, dolayısıyla Keşmir’in Hindistan toprağı olduğunu ileri sürmekte; Pakistan’ı bölgedeki ayrılıkçı hareketleri destekleyerek Hindistan’ı zayıflatmak ve toprak bütünlüğünü bozmaya çalışmakla itham etmektedir.

Belirtmek gerekir ki, Keşmir’de bulunan stratejik noktalar Hindistan’ın denetimi altında bulunmakta ve bu durum Hindistan’a bölgeyi kontrol etme imkânı vermektedir. Hindistan yararlandığı bu imkândan vazgeçmek istememekte ve bunun için her yolu denemeyi göze almaktadır. Hindistan, Keşmir sorununu BM’ye götürmesine rağmen, alınan kararlara uymamakta; bölgede hâkimiyetini genişletmeye ve Keşmir’i Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası yapmaya yönelik adımlar atmaktadır. Belirtmek gerekir ki, günümüzde Hindistan, dünyada en kalabalık Müslüman nüfusu barındıran ülkelerden biridir. Müslüman nüfustan dolayı Hindistan, Keşmir’i, ‘Küçük Pakistan’ olarak telakki etmekte; Keşmir’den vazgeçmesi durumunda, farklı etnik unsurlar barındıran nüfusun benzer talepler ileri sürmesinden ve zincirleme bir reaksiyondan endişe etmektedir

Pakistan, iki devletin birbirinden ayrıldığı dönemde yapılan andlaşma gereğince, KeşmirhalkınınbüyükçoğunluğununMüslümanolmasısebebiyle-Keşmir’inPakistan’a bağlanması gerektiğini ileri sürmektedir. Keşmir’i doğal bir parçası olarak gören Pakistan, Hindistan’ın Keşmir’den çekilmesini ve yönetimin kendisine devredilmesini sağlayacak halk oylamasının yapılmasını, BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan (47) sayılı karara da dayanarak talep etmektedir.

Nitekim 1941 yılında İngilizler tarafından Keşmir Bölgesi genelinde gerçekleştirilen nüfus sayımında, bölge nüfusunun %77’sinin Müslüman, %20’sinin ise Hindu olduğu belirlenmiş; bugün Hindistan’ın kontrolünde bulunanKeşmir vadisinde, aynı nüfussayımına göre,toplumun %93’ünüMüslümanların %3’ünü ise Hinduların oluşturduğu tespit edilmiştir.

 Pakistan, özellikle nüfusun çoğunluğunun Müslüman olması nedeniyle ve kaynağı Hindistan’da bulunan Pencap (Beş Su) nehirlerinin önünün kesilmemesi amacıyla, Keşmir’de Hindistan egemenliğine karşı çıkmaktadır26. Zira Pakistan için hayati öneme sahip olan bu nehirler, kaynağını Keşmir’den almaktadır ve bu nehirlerin üst kesimlerini denetim altında tutmak isteyen Pakistan, buna paralel olarak hidroelektrik tesislerinden enerji ihtiyacını karşılamayı hedeflemektedir.

Çin ise, Keşmir Sorununa 1962 yılında Hindistan ile girdiği bir savaş neticesinde taraf olmuş; bu savaşta Keşmir’in doğusunda bulunan ve Aksai Çin olarak adlandırılan bölgeyi ele geçirmiştir. Çin, bu toprak parçasının Keşmir’e ait olmadığını ve Çin’de özerk bir bölge olanTibet’in uzantısı olduğunu ilerisürmekte; Hindistan iseÇin’i işgalci olarak tanımlamakta ve Aksai Çin bölgesini terk etmesini istemektedir28. Çin; Aksai Çin üzerinden, Tibet ve Sinkiang eyaletlerini birbirlerine karayoluyla bağlama fırsatını elde etmiştir ve bu nedenle de bölgenin denetimini elden bırakmak istememektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi Keşmir, pek çok çatışmanın yaşandığı ve tarafların çeşitli sebeplerle çözümsüz kıldığı büyük bir sorunu ifade etmektedir. Bu çerçevede, 1947-1948, 1965 ve 1971 yıllarında, Hindistan ile Pakistan arasında üç büyük çatışma yaşanmıştır. İlk büyük çatışma, Hindistan ve Pakistan’ın bağımsızlıklarını kazanmalarının hemen ardından, Pakistan’ın Jammu-Keşmir’e girmesi ve bölgenin Hindu Mihracesinin daveti üzerine Hindistan’ın müdahale etmesi ile söz konusu olmuştur ve bu çatışmanın ortaya çıkmasında dini nedenlerin etkili olduğunu söylemek mümkündür.. Bu çatışmanın sonunda, Jammu-Keşmir’in üçte biri Pakistan’ın, geri kalanı ise Hindistan’ın kontrolüne girmiştir

 Ayrıca Pakistan’ın, 1963 yılında kontrolündeki kuzey Keşmir’in küçük bir bölümünü (Shaksgam Vadisi) Çin’e vermesi, soruna yeni bir boyut daha kazandırmıştır31. 1965 yılında Pakistan ile Hindistan arasında, Pakistan askerlerinin Keşmir’in Hindistan’ın elinde bulunan bölümüne (Kutch) geçmeleri nedeniyle, ikinci büyük çatışma cereyan etmiştir. BM’nin müdahalesiyle ateşkesilan edilmesinin ardından, 10 Ocak 1966 tarihinde, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te bir andlaşma imzalanmıştır. Andlaşmada32, tarafların müzakereler yoluyla sorunu çözmesi kararlaştırılmış; ancak Hindistan, Keşmir sorununun çözümüyle ilgili müzakerelere yanaşmamıştır. 1971 yılına gelindiğinde, Pakistan ve Hindistan arasında Keşmir sorunuyla ilgili ‘dolaylı’ bağlantısı bulunan bir çatışma daha yaşanmıştır

Bu çatışma, Doğu Pakistan’da yaşanan kitlesel Hindu göçü ile başlamış, Pakistan’ın yenilgisiyle sonuçlanmış ve bağımsızlığını ilan eden Bangladeş, Pakistan’dan ayrılmıştır. Bu çatışma doğrudan Jammu-Keşmir ile ilgili olmasa da, Pakistan ile Hindistan arasında 2 Haziran 1972 tarihinde yapılan Simla Barış Andlaşması’nda geçen, ‘tarafların ateşkes hatlarına saygı gösterecekleri’ifadesi, bu çatışmayı da Jammu-Keşmir ile ilişkilendirmiştir5. 1989 yılı itibariyle, Keşmir’de geniş katılımlı gösteriler başlamış;

.Bu olaylar üzerine Hindistan, ordusunun dörtte birini bu bölgeye sevk etmiştir ve önemli bir kısmı Keşmir’de bulunan Hint ordusu, halen bölgede askeri yönetim şartları uygulamaktadır37. 1999 yılının mayıs ayında, Pakistan’ın desteklediği grupların Hindistan’ın kontrolündeki Keşmir’e geçerek bazı yerleşim yerlerini ele geçirmesi üzerine, iki ay süren yoğun çatışmalar başlamış; ‘Kargil Krizi’ olarak bilinen bu olay sırasında, Hindistan ile Pakistan, nükleer savaşın eşiğine gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısı sonucunda, Pakistan geri adım atmış ve büyük bir felaketin eşiğinden dönülmüştür

Bütün bunların yanında tarafların pek çok kez sorunu barışçıl yollarla çözmeye yönelik girişimlerde bulunmuştur.21 Şubat 1999 da iki devletin başkanları,Lahor’da buluşarak,birde deklarasyon yayınlamışlardır.Lahor deklarasyonu  Simla Andlaşmasıın taraflarının iyi niyetini göstermiştir.Karşılıklı olarak iç müdahelelerden kaçınıacaklardı.Daha sonra pek çpk konudad,Terörizmden,uyuşturucuya karşı mücadleye kadar ortak çalışma grupları kurulmuştu.

Ancak henüz görüşmeler devam ederken ,2006 yılının Temmuz ayında gerçekleşen intihar saldırısında 186 kişi hayatını kaybetmiş;Hindistan,saldırının Pakistan Gizli servisinin organizasyonu olduğunu söyleyerek masadan kalkar.Daha sonra yapılan toplantılardan sonuç alınamamıştır.

Keşmir Hindistan ,Pakistan ve Çin için bir egemenlik sorunudur.Herkes Keşmir kendi ‘ulusal meselesi’olarak görmektedir.Keşmir halkı ise,söz konusu güçlerin mücadelesi yüzünden ağır bedeller ödemektedir.Zira,Hindistan Pakistan’ı teröristlere destek vermekle suçlayıp,Keşmirde bir baskı rejimi kurup,insan haklarını ihlal etmektedir.

Pakistan,Hindistan karşısında hem ekonomik hem de askeri güç bakımından zayıf olmasına rağmen,ekonomisini zorlayarak Nükleer program başlatmıştır.Gerçek olan,Islami grupların özellikle Kuzey Pakistan ve Afganistan sınırında konuşlanmıştır.Pakistan ikiiş bir politika ile yaşam savaşı vermektedir.

Son yıllarda ,Özellikle Başkan Modi’nin desteği ile yükselen Hindu Milliyetçiliği,nerede ise bir ırkçılık boyutuna gelmiştir.Musluman Keşmir hakkında bir oldu bitti ile Başkanlık yasası ile el koyan Hindistan tüm dünyanın tepkisini çekmektedir.

Bu problemler,Ingilizlerin mirasıdır.Hint yarımadasındaki tüm halklara ölüm ve göz yaşından başka bir şey getirmeyen Ingilizler,giderken de düşmanlığı canlı bırakmışlardır.Bugun yapılması gereken iki ülkenin barış yolunda ılerlemesidir.

Bize düşende Tarihimizin bir dönemi ile bağlı olduğumuz hem Keşmir halkı hemde Pakistan halkı ile dayanışma içinde olmaktır.Bu topraklarda uzun zaman yaşayan insanlar olarak,bunu bu topraklarda yaşayan insanlara borçluyuz.