Thursday, May 17, 2018

OSMANLI IMPARATORLUĞUNUNDA GERİLEME SÜRECI VE YAPILAN REFORMLAR

Osmanlı Imparatorluğunun  XVI yy sonralarında itibaren gerilemesi hem o dönemdeki insanlar,hem de tarihçiler arasında tartışma yaratmıştır.XVI yyın sonlarından  XX yüzyılın başlarına kadar süren gerileme Osmanlı siyasi düşüncesinin başlama noktasıdır.Tarihçiler gerileme düşüncesi konusunda  farklı görüşlere sahiptirler:Imparatorluk eskiden olduğundan daha istikrarsız  ve güçsüzmü olmuştu,yoksa sadece çağdaş Avrupa ile karşılaştırıldığında damı öyleydi ? Gerilemenin nedenleri içselmiydi,yoksa dışsalmı ? Eğer Osmanlı Devleti Islam dünyasındaki diğer devletlerle karşılaştırılacak olursa,gerileme o kadar belirgin değildir.Şaşırtıcı olan Osmanlı Devletinin gerilemesi değil gerilmenın bu kadar uzun sürmesidir.

Osmanlular ilk askeri yenigilerinden birini Inebahtı deniz savasuında ( 1571 ) almıştır.Inebahtı ' o güne kadar Akdeniz'de yapılan en büyük çarpıişmaydı.Hangi açıdan bakılırsa bakılsınn Actium ve Salamis muharebelerinden bu yana sonuçları ne önemli muharebeydi.Inebahtı yenilgisi Balkanlarda askeri bir açmaz izledi ( 1596-1606 Habsburg Avusturya Macaristan imparatorluğu ve Iran ile yapılan mucadeleler ) Osmanlu ordusu bir kaç cephede birden savaştı.XVIIyy ilerleyen yıllarında  Imparatorluk Rusya,Polonya ve Venedik ile savaştı.Sultab IV Murat'ın hamlesi ile hem içte hem dışta başarılar elde edildi ( 1623-1640 ) Iran Safevi İmparatorluğu yenilgiye uğratılarak Bağdad ve Erivan geri alındı .1639 yılında bugünkü Iran sınırlarının belirlendiği Kasrı Şirin Antlaşması imzalandı.Osmanlılar iç karışıklıkları çözünce karşı atağa geçip 1683 te Viyanayı ıkinci defa kuşattı.Başarısızlıkla sonuçlanan bu kuşatmadan sonra Osmanlı Imparatorluğu karada pek çok mücadeleyi kayıp etmişti.Yüzyılın sonunda,1699 Karlofça antlaşması ile Macaristanı,Transvilvanya'yı ( Erdel ),Dalmaçya'yı ve Güney Yunanistanı kayıp etti.Bu kayıpları kurtulmak için yapılan karşı saldırılar sonucunda 1718 Pasarofça antlaşması ile Sırbistanın büyük bir bölümü kayıp edildi.

Özellikle Imparatorluğun ekonomik durumu XVII yy da büyük tartışmalara neden oluyordu.Ticaret yolları Akdenizden Atlas Okyonusu'na ve Ümit Burnuna kayıyordu.Rusya Orta Asya Ticaret yolunun kontrolünü eline geçirmişti.Osmanlu Imparatorluğu ile dış dünya arasındaki ticaret büyük ölçüde Avrupalılar tarafından gerçekleştiriliyordu.Avrupadaki Enflasyon İmparatorluğunun  hammaddelerinin Avrupa tarafından tüketilmesine yol açtı.Avrupa'ds sermaye yatırımı ve imalat endüstrisinin gelişmesi ticaret dengesinin bozulmasına neden oldu.Bu aynı zamanda askeri teknolojide sürekli olarak başa baş gitme çabası içine girme anlamın geliyordu...

Askeri başarısızlıklar psikolojik yaralar açtı.Osmanlı Imparatorluğu savaşçı bir devletti.Osmanlu siyaset kültürünün merkezinde Cihat ile islamiyet 'in kılıcı olarak Padişah imgeleri yer alıyordu.Osmanlı ekonomisi,ortak amaç ve toplumsal birlik duygusu ,sürekli fetihlerin yapılmasına  ve Imparatorluğunu  gelişmesine bağlıydı.Morali zaferlerle yükseldiği ve önderleri  savaş ganimetleriyle ödüllendirildiği sürece ,Osmanlı imparatorluğu gelişiyordu.Dini üstünlüklerine olan inançları ve cihat politikası Osmanlının yönetim kademelerinin toprak kayıplarını kabullenmemelerine ve her fırsatta yeniden savaş girmek için istekli olmalarına yol açıyordu.Bu durum Osmanlıların  sürekli savaş halinde olmalarına,toplumun ve devletin işlevsiz bir şekilde militarizasyonuna neden oluyor ve asker sınıfının egemen olmasına yol açıyordu...

Yönetimin ordunun yeteneklerini geliştirme çabaları toplumda ve devlette değişikliklere yol açtı.Osmanlı-Avusturya savaşları sırasında ( 1596-1606 ) mikset tüfeği ile topun önemi kanıtlandı.Yönetim sipahinin sayısını azaltıp,piyadenin sayısını artırdı ve piyadeye ateşli silah eğitimi vermeye başladı.;bu gelişme yeniçerilerin sayısında çok büyük bir artışa yol açtı.Piyade ve topçu sayısını ve etkinliğini arttırmak ve onları modern donanımla donatöak için,Padişah ve danışmanları tımarlı sipahilerinin arazilerine ve gelirlerine el koyarak yeni bir seçkinler grubuna dönüşen' yeni askerlere ' ve vergi tahsildarlarına dağıttılar.Anadolu Çiftçileri ve topraksız insanlar paralı asker olarak orduya alındı.Devletin kendilerine ihtiyacı olmadığı zamanlarda bu insanlar yarı aşiretsel çeteler kurup ki buna sekbanda denilebilir,kırsal kesimde dolaşıp köylü ve çitfçiye saldırıp soyuyordu.Bu durum ve tabii dogal afetlerde Celali isyanları olarak adlandırılan karısıklıkların ortaya çıkmasına neden oldu;( 1596-1607 )Bu ısyan topraktan kaçışı tetikledi.Avrupadakş 1687-89 başırısızlıkları,yeni bir isyan dalgasını tetikledi,sekbanlar anadoluya yayıldılar.Tarım durdu.

Yönetimin bu karışıklıkları önlemek amacıyl Anadolua Yeniçeri birlkleri yollaması,büyük ölçüde askeri güce dayalı yarı bağımsız bir egemen sınıfın ortaya çıkmasına neden oldu.Yeniçeriler yeni bir yüksek sınıfın parçası haline geldiler ve ulema hatta tüccarlarla birleşerek tarımı ve ticareti kontrol altına aldılar.Savş ganimetinden yoksun kalan Devlet,seçkinlerini ve memurlarını ödüllendirmek için çareyi iltizamnda ve reayı sömürmekte buldu.Siyasi reform yanlıları hemen bunları askeri yenilgilerin ve toplumsal karışıklıkların nedeni olarak yorumladılar.Kalıtımsal soyluluklar ortaya çıkmaya başlıyordu.Taşrada çok büyük ekonomik kaynaklara sahip olan Valiler merkezi otoriteye kafa tutacak yetenekteki özerk güçlere dönüştüler.Toprak sahipliği,hukuk idari güç,dini önderlik ve ticaret yerel ayanın elinde toplandı.Kuzey Afrika,Suriye ve Bagda,Musul,Kerkük ve Basra bölgeleri Osmanlı paşalarının egemenliğinde;Mısır ise Eski Memluk ailelerinin kontrolunde özerklik kazandı,Arabistan XVIII yy da aşiret reislerinin arasında Vahabi suudiler öne çıkmaya başladı.Anadoluda bile Yerel Toprak ağaları ve Beyleri güçlü sadakat bağlılıkları olan hanedanlar olarak belli ölçüde özerklik kazandı...

Merkezde,devşirme sistemi üzerine kurulu liyakate dayalı kariyer yapısı değişti ve aile ve aile efradı bağlantıları aracılığıyla yükselme dönemi başladı.Din kurumundad da ' isnat edilmiş kriterler ve kalıtımsal atama ' geçerli olmaya başlamıştı.En önemlisi de ,ordu ' Amacı  devletin idari ve mali örgütlenmesi kanalıyla ülkeyi sömürmek olan devasa bir oluşuma dönüştü...'' Başkentin varoluşlarında koca bir ordunun bulunması,onu dengeleyecek geleneksel sipahilerin yokluğunda devletin güvenliğine sürekli bir tehdit oluşturuyordu'' Yeniçeriler  sadrazamlık ve defterdarlık  makamlarında etkiliydi.Siyasi merkez parçalanma  belirtileri göstermeye başladı: Bazı padişahlar yönetime çok az ilgi gösteriyorlardı.Dolayısıyla ' 1617 ile 1656 yılları arasındaki dönemde devlet işleri büyük ölçüde padişahın çevresindekilerden  oluşan ve padişahların annelerinin,saray yetkilerinin,yüksek ulemanın ve yeniçeri ağalarının egemen olduğu bir koalisyon tarafından yürütülüyordu..

Bu gelişmeler siyasi alanda  gerileme ve reform edebiyatını doğurdu.Reformun esas amacı askeri üstünlüğü,dolayısıyla da devletin  dini güvenirliliğini sağlamaktı.İlk siyasi reform girişiminde,II.Osman ( 1618-1622 ) ordudaji ve yönetimdeki yabancıların yerine Türkleri getirmeye ve ulemanın gücünü azaltmaya çalıştı.Ama yeniçeriler ve ulema ayakladı;Osman  tahttan indirildi ve katledildi.Arada akıl sağlığı yerinde olmayan Sultan I Mustafadan sonra,IV.Murad eski güzel gelenekleri geri getirtmek,rüşveti ortadan kaldırmak ve devletin bütçesini denkleştirmek istedi.Acımasız bir şekilde asileri ve hatta bir şeyhülsilam dahil olmak üzere gerçek veya hayali rakiplerini bastırdı.Önlemlerinin sertliği yeniçerilerinin,saray hareminin ve ulemanın  yani,askeri ve siyasal  ve dini muhafazakarların tepkisiyle karşılaştı.Onları şeyhülislam ve halk izledi..

En başarılı reform programını  başlatan kişi Köprülü ailesinden Mehmet paşa ( 1656-1661 ) arasında sadrazamlık yapan idi.Köprülü mehmet paşada son devşirmelerdendi.İşe başlamdan Hem Turhan Sultandan hemden IV Mehmetten hiç bir işine müdahele edilmeyeceği sözünü aldı.IV Muratın liyakate dayalı atama ve yetersiz ve yozlaşmış yetkilileri azletme projesini yeniden başlattı.Devletin harcamalarını azaltma ve tımarları yeniden dağıtırak devletin gelirlerini artırma politikasına geri döndü.Köprülü Mehmet Paşa da asileri şiddetle bastırdı;uzun bir süredir Anadolua hüküm süren asi valilerin yönetimlerine son verdi.Ayrıca sleri ile reaya arasındaki toplumsal sınırları yeniden oluşturma girişiminde bulundu.Siyasi yazarlardan övgüler aldı..

Bu politikalar oğlu Ahmet Paşa ( 1661-1676 ) tarafından biraz daha ılımlı bir şekilde sürdürüldü.iç ve dış siyaset  arasındaki etkileşim ile bu ikisinin reform ile etkileşimi 1680 lerin askeri yenilgileri ve ardından gelen ekonomik çöküş ile yoğunlaştı.Bu olaylar bir kez daha padişahın asker,ayan ve ulemadan oluşan bir ittifak tarafından azledilmesine neden oldu.Ittifakın liderlerinden biri de Köprülü Mehmet'in  küçük oğlu Fazıl Mustafa paşa idi.1689 yılında sadrazamn makamına getirilen Fazıl Mustafa Paşa derhal yüksek makamlara atanmanın aracı olan rüşveti ortadan kaldırma ve tımarların askeri yeteneğe göre dağıtılması girişimlerine yeniden başladı.Fazıl Mustafa Paşanın çabaları Sultan II.Süleymanın ölümünden sonra ( 1691 ) meydana gelen siyasi değişiklikler nedenlerle engellerle karşılaştı.1699 yılındaki Karlofça Antlaşması sırasında padişahı temsil etmek için sadrazamlığa getirilen bir başka Köprülü,Amcazade Hüseyin Paşa ( 1644-1702 ) yeni bir reform programı başlattı.Bu program ekonomiyi teşvik önlemleriüzerinde odaklanıyordu.Alım satım vergisinin düşürülmesi,paranın istikrara kavuşturulması,yerli imalatın geliştirilmesi,Hüseyin Paşa nın girişimleri güçlü bir şeyhülislam tarafından engellendi,ulema ve Istanbul loncaları ayaklanarak padişahı azletti...

Genel olarak bakıldığında,hanedanın yaşadığı sorunlara iki farklı tepki verdi.Tepkilerden biri,,yönetimin dini temelinin vurgulanması ve Şeriatın daha katı bir biçimde uygulanması  konusunda ısrarcı olmaktı.Diğer tepki ise,padişahın ve sadrazamın  otoritesinin  vurgulanmasının ve laik kanunların daha katı bir şekilde uygulanmasının talep edilmesiydi.Her iki stratejinin temelinde de aynı adalet değerleri ve halkın refahı bulunuyordu.Her iki stratejinn savunucuları da gerilemenin ve karmaşanın farkındaydı ve bu olumsuzlukları temel olarak ahlaki değerlerin zayıflamasına e bunun toplumsal sonuçlarına bağlıyorlardı.Temel değerler ve düşünme biçimi değişmemişti..

Her iki grubun da kendi gündemi vardı.Din reformcuları ve ıslamlaştırmacılar Ortodojs Sünniliğinin ilan edilmesi ve toplumun Şeriat'ın ritüel ve ahlaki kurallarına uyması için uğraşıyorlardı.Merkeziyetçiliten uzaklaşmaya ve merkezi otoritenin zayıflatılmasına yönelik,yerel ayarı üzerine kurulu bir çeşit feodalizm isteyen eğilimlerle aynı çizgideydiler.Öte yandan,siyasi reformcular liyakate dayalı atamaların önemini ve toplumsal farklıların korunmasını ve sınıfların birbirne karışmaması uygulamasının  sürdürülmesini vurguluyorlardı.Siyasi reformcular dört toplumsal sınıf kuramını geliştirdiler.Temelde patrimonyal ideallerin dayatımasını istiyorlardı;zaman zaman  neredeyse modern bir diktatörlük kuramı dile getiriyorlardı.Bu iki strateji bölgenin ,genelde Islam toplumlarının  politikasındaki iki farklı eğilimi temsil ediyordu.Bu eğilimler çeşitli değişikliklere uğrayarak Imparatorluğun sonuna kadar,hatta daha sonrada  varlıklarını sürdürdüler.

Osmanlılarda gelişsen ve önem kazanan tek siyasi yazı türü Nasihatülmül idiçBu türde yazan ilik yazarlar arasında bulunan Nizamülmülk,Gazali ( Osmanlu türkçesine çevrilmişti ) dir.Kanuni bu edebiyata ilgi duyuyordu.Reform üzerine yazan tüm Osmanlı Nasihat yazarları ya merkezi devlet teşkilatonda çalışıyordu,ya da devlet teşkilatıyla yakından ilintiliydi.Bu yazarların çou vrupa kökenliydi.Osmanlı hanedanına  yürekten bağlıydiılar.Osmanlı ordularının neden eskiden olduğu kadar başarılı olamadığını araştırdılar.Cevapları toplumsal eleştiride siyasi ve toplumsal reform programları içeriyordu..

Bu çalışmalar yönetimin işleyişi konusunda deneyimli olan ancak politika başlatma güc bulunmayan kişiler tarafından yazılıyordu;nişancı ve defterdarlık makamlarına aşinaydılar;çoğu kanun dilini kullanıyordu,içlerinde biri edebi bir araç olarak ferman örneğini kullanmıştı.Bu yazarların önerileri pratik ve ayrıntılıydı. ve devlet yönetiminin işleyisi,prosedürleri ve kullandığı dil konusunda çok iyi bilgi sahibi olduklarını göstermektedir.Yazılarını iktidardakilerin hemen ve acil olarak dikkatine sunulmak üzereve yüksek kademedeki devlet memurlarının ve kendileriyle aynı görüşte olanların okumaları için yazıyordu.Bu yazılar politikaya yön vermek  amacıyla yazıyorlardı.Talihsiz II Osmanın reformlarını 1620 yılında kendisine ithaf edilen Kitab ı Müstetab etkilemiş olabilir. Koçi bey risalesini Sultan IV Murata sunmuştu.Katip Çelebi de sadrazam olmadan hemen önce Köprülü Mehmet Paşa için bir reform programı hazırlamıştı.Bu yazıların geniş bir kitleinin görüşlerini temsil ettiği varsayılamaz.Belki bazı noktalarda  ediyorlardı ama çoğu durumda bunlar muhtemelen merkezi yönetimin içindeki küçük bir azınlığın görüşleriydi...

Yönetimde reform hakkındaki ilk yapıtın yazarı Lütfi Paşa ( 1488-1563 ) idi.Önerdiği reformlar devlet yönetimini konularu ile toplumsal ilişkileri ve ekonomik gereksinimleri kapsıyordu.Osmanlı imparatorluğunun en güçlü olduğu bir zamanda yazan Lütfi paşa sanki gerileme başlamış gibi söz ediyordu.

Bir sonraki gelişme sorunların ardındaki toplumsal dinamiklerin daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmasıydı.Bunu 1630 yılında Risale'yi yazan Koçi Bey ( ölümü 1650 ) yapmıştır.Koçi Bey Arnavut köken, bir ailenin çocuğu olarak Makedonya'da dünyaya geldi.Küçük yaşta Istanbul'a geldi ve enderunda okudu.Sultan I Ahmet'in hizmetine girdi,Daha sonra Reform yanlısı Sultan IV Murad'ın danışmanı oldu.Koçi Bey'in en çok ilgilendiği şey,orduda reform yapılmasıydı;ancak ordunun ve yönetimin başarısızlıklarının kökeninde toplumsal sorunların yattığının farkındaydı.Sorunların nedenlerinin çok daha derinlerde  olduğunu görmesi bazen umutsuzca acil reform çağrıları yapmasına yol açmıştır.

Devlet neden böyle bir sorun yaşamaktadır ? Halkın durumu neden eskisinden daha kötüdür ? Koçi Bey bunun iki ana nedeninin olduğunu söyler: Kötü atamalar ve askeri tımarların yanlış dağıtılması.Son Elli yıldır vilayetlerde huzursuzluklar olmaktadır:Liyakatsiz valilerin atanması nedeniyle bazı vilayetler kaybedilmiştir.Koçi Beyin önerdiği başlıca çareler rüşveti yasaklamak,sadece Liyakat sahibi olan kişileri ulema olarak atamak,devlet memurlarına düzenli bir gelir sağlamak ve tımarların dağıtılmasını kurala bağlamaktır.Siyasi ve askeri görevlerin bir geçmişi ve eğitimi olan ınsanlara verilmesi gerektiğinden özellikle ısrarlıydı.Iran'ın ' şeytannŞahı Abbas bile seyfiyyenin doğru,iyi örgütlenmiş ve kalıtımsal  olması ve lüksten kaçınması gerektiğini bilir..

Askeri statü babadam oğula geçmelidir.Oysa günümüzdeTürkler ki burada köylülerden söz ediyor,çingeneler,yahudiler ve şehir halkı kolaylıkla asker olabilmektedir.Yeniçeriler ve hassa askerleri yanlız devşirmeler arasından seçilmelidir.Arnavutlar,Boşnakşar,Rumlar,Bulgarlar ve Ermenielr bu iş için uygundur.Koçi bey şöyle devam eder,eski güzel günlerde,önceki vezirlerin köleleri ile Bosna ve Arnavutluk gibi sınır vilayerlerinden gelen devşirmelerin oluşturduğu  bir çekirdek bakanlar grubu vardı.Hepsi Köleydi ve sarayda eğitim almıştı.Bu nedenle bunlar iyi huylu ve hanedana sadık kiişilerdi.Aziz Efendininde söylediği gibi bu tür insanlar devletin ve padişahın hizmetinde hayatı ve ruhunu feda etmeye hazır kişilerd.Devşirmelerin etnik üstünlüğe sahip olduğu görüşü ile belli bir devlet kavramı bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.

Koçi Bey'e göre imparatorlukta ve dinde düzen sağlamak ve eski askeri güce yeniden kavuşmak şeriarın uygulanmasına bağlıdır.Bu ise dini eğitimle,dolayısıyla da liyakatlı ulemayla mümkündür.Dini atamalar sisteminde,özelliklede şeyhülislamın  atanmasında reform yapılmasına acilen ihtiyaç vardır.Ulemanın kalitesi sürekli kadro güvencesi vererek artırablir 

Koçi bey tekrar tekrar tımar sisteminde reform yapılması gereksinimine döner.Günümüzde tımarlar artık askeri başarıları veya yetenekleri nedeniyle gazilere değil,bunları satın alan memurlara,hatta savaştan hiç bir şey anlamayan sıradan insanlara verilmektedir.Bir zamanlar Islam ordusunun çekirdeğini oluşturan küçük tımar sahipleri maaşlı işçiye dönüşmüşlerdir.Paralı askerlerin yükselmesi ve tımar sahiplerinin öneminin azalması nedeniyle' düzen yok olmuş,toplumda insanları bağlayan bağ parçalanmıştır' ''Eğer padişah orduyu düzenlemeyi gerçekten istiyorsa,yapılması gereken en önemli şey,büyük ve küçük tımarları bir düzene sokmak ve köyleri ve tarlaları seyfiyeye vermektedir''  Adalet yeniden tesis edilmeli ve köylüye iyi davranılmalıdır.Allah sıradan halkı padişah halifeye emanet etmiştir.Böylece Koçi bey sipahi sınıfını savunuyor ve paralı askerlere bel bağlamaya karşı çıkıyordu..

Bu reformlar özellikle padişah ve sadrazamn tarafından yapılmalıdır.Sadrazama herhangi bir müdahale olmaksızın bağımsız bir şekilde davranma yetkisi verilmeli ve ancak son derece ciddi nedenler varsa azledilmelidir..Koçi Bey harem siyasetineden karşı çıkıyor ve Padişah ile Sadrazamın arasına kimsenin girmesine izin verilmemesi konusunda ısrar ediyordu.Padişah devleti başkalarını görevlendirerek değil,Kanuninin yaptığı gibi ,kendisi yönetmeliydi;vilayetlerden gözünü ayırmamalıydı.Güç kullanmaya hazır olmalıydı.Durum ümitsizdi ama eğer padişah derhaş doğru önlemleri alırsa,ordu yeniden eski haline getirebilir ve hanedan kurtarılabilirdi...

Sorunu en temelden inceleyen reform risalaesi Katip çelebi yazmıştır.Istanbulda 1609-1657 yılları arasında yaşayan Çelebi ,Hacı halife adı ilede anılır.Reformlar üzerindeki fikirlerini 1653 te Türkçe yazdığı  '' Düsturu'l Amel li islahi'l Halel dir. Katip Çelebenin önerdiği reformlar çok daha kapsamı,tonlaması da çok daha acildi.Reformların geleceği hakkında karamsarlığını dile getiren ilk insan Katip Çelebi'dir.Bir Asker ailesinin çocuğu olup katiplik be muhasebecilik eğitimi almıştı.Gençlik yıllarını orduda geçirdikten sonra defterdarlığa girdi ama terfi etmeyi başaramadı.Bir yakınından kalan bir miras sayesinde kendisini tarih ve coğrafya çalışmalarına adadı.Avrupa kaynaklarını kullanan ilk Osmanlı yazarıydı..Avrupa'da din ve yönetim sistemini anlatan kısa bir risale yazdı.Katip Çelebi Düsturu'l Amel'i Sultan IV Mehmet'in bütçe açığının nedenlerini öğrenmek istemesi üzerine yazmıştır;üst düzey memurlarla bu konu konuşulurken Katip Çelebinin orada olduğu anlaşılmaktadır.Kitap,reform yanlılarının  umutlarını bağladıkları Köprülü Mehmet Paşanın iktidara gelmesinin hemen öncesinden yazılmıştır...

Katip Çelebi siyasi toplumun genel bir analizini yaparak Osmanlının sorunlarını yeniden tanımlamıştır.'' Mülk ve Saltanat demek olan  devletin belli bir biçimde veya tarzda örgütlenmişinsan toplumundan oluştuğu bilinmelidir '' Katip Çelebi toplum ile beden arasında bir karşılaştırma yapar;toplumu oluşturan dört sınıf  veya direk ilkesini vurgular.Katip Çelebi tıbbi retorik kullanır.Birey gibi toplumda büyüme ,olgunlaşma,duraklama ve gerileme dönemlerinden geçer.Eğer bu dönemleri bilirsek neler olduğunu daha iyi anlayabiliriz.Sorunlarımız '' Allahın yarattığı dünyanın normal gidişatı sırasında  ortaya çıkmaktadır ve buna uygarlık ile insan toplumu neden olmaktadır''

Katip Çelebi İbn Haldun'dan etkilenen ilk modern dönem yazarıydı.Ibn Haldun'un toplum çözümlemesini geliştirmemiş  veya bu çözümlemeyi  bir araştırma aracı olarak kullanmamıştır.Geleneksel monarşi kuramını benimsemiştir;dört sınıf öğretisi ile yönetim,ordu,para ve reayanın birbirine karşılıklı olarak bağımlı oldukları ,öğretisini tekrar etmektedir.'' Dört ana unsurdan oluşan ve bedendeki kalbe ve doğan enerjiye tekabül eden devletin üst kademesindeki insanların ( ayan i devlet ) liderliğinin ve yönetiminin  kılavuzluk eden ipi sayesinde bir arada tutulan insanların oluşturduğu toplumsal beden,rasyonel ruhu simgeleyen yüce Padişahın güçlü elleriyle güvenceye alınır ''' ..Dört temel direk şunlardır. Ulema,asker,Tüccarlar ve Köylülerdir...Bunlar yaşamdaki dört sıvıya tekabül ederler.
- Ulema kana tekabül eder;çünkü ' Bilgi toplumsal bedenin var oluşu nedenidir ve onu korur '
- Askeri balgama tekabül eder,buradaki hakaret kasti olabilir
- Tüccarlar sarı safraya 
- Çiftçiler kara safraya ,tekabül ederler

Bu tıbbi analoji gerilemeye yol açan etmenleri ve alınması gereken önlemlerin aşırılığını göstermekiçin kullanılmaktadır.Çünkü sağlıklı olmak bu dört yaşam sıvısının arasındaki dengeye bağlıdır.Katip Çelebi,kendisine göre tarımın zarar görmesine dengeye bağlıdır.Katip Çelebi  kendisine göre tarımın zarar görmesine yol açan askeri personeldeki gereksiz artışı
yaşlılıkta görülen ve bedene zarar veren balgam fazlalığına benzetir.Askeri personelin sayısındaki fazlalığın  ve bunun sonucu olarak devlet harcamalarında meydana gelen büyük artışların boyutlarını göstermek için istatistiklere başvurur.Devlet bütçesini dengelemek için vergi tabanını oluşturan tarımsal kesimi daha da zayıflatacak olan vergi artışına gitmektense ,orduyu küçültmek gerekir..

Katip Çelebi toplumsal durumla ilgili son derece karamsar tablo çizen ilk kişdir.İrtikap artık tek başına soyulanıp cezalandırılıcak bir şey gibi görünmemektedir;çünkü Irtikap sistemi işletmektedir.Yanlış atamalar Şeriata ve akla aykırıdır;Avrupa'daki gibi İnançsızlar bile  bunu yasaklamaktadır..Katip Çelebi asıl sorunun reayanın yoksulluğu olduğu düşüncesindedir.KatipÇelebi Anadolu'nun nüfusunun azaldığını tespit etmiştir;eskiden Imparatorlar hiç bir köyün boşalmaması için elllerinden geleni yaparlardı.Eğer Reaya yeterince beslenemezse kara safra gibi zehre dönüşür.Reayanın kötü durumunun kökeninde aşırı vergilendirme yatmaktadır.Öte yandan,artık ordu da bu sorunun bir parçası olarak görülmektedir.Katip Çelebi istatistikleri sistematik bir şekilde kullanan ilk siyaset yazarıydı ve bunun için de hükümet kaynaklarını kullanıyordu.

Reform nasıl gerçekleştirebilir ? Katip Çelebi her zamanki gibi yönetim ahlakı konusuna işaret eder.Yolsuzluğa karışan memurlar azledilmelidir.Imparatorluğun önde gelenleri ve ordu komutanları kendilerini bütün kalpleriyle devlete adamalıdır.Askerler sadece askerlik görevini yerine getirmelidir.Ancak Katip Çelebinin bazı kuşkuları vardır.Önerileri ' Kısmen olanaklı ,kismen olanaksızıdr '' Çünkü müsrifliği ortadan kaldırmak için en donanımlı kurum ordudur,ancak şu sıralarda ordunun bunu yapması mümkün değildir.;Çünkü bir çok ordu mensubu kendilerini bedeni zevklere kaptırmışlardır ve yo etmeleri gereken şeylerin tadını çıkarmaktadırlar.;çok azı kendini görevine adamıştır.Harcamaların kısılması Sultani buyruklar biçiminde zorlayıcı önlemler gerektirmektedir.Katip Çelebinin çözümü laik kanuna geri dönüş değil,bir sahibi seyf ,güçlü ve kararlı bir hükümdardır.Katip Çelebi askeri diktatörlükten söz etmektedir;belki aklındaki isim Köprülü Mehmet Paşadır.Askeri diktatörlük Iran-Islam ideolojisinin sonuçlarından biridir..

1683-1713 yılları arasında Habsburglar be Polonyaluılar karşısında alınan yenilgilerden sonra Osmanlı seçkinleri,ideal bir geçmişi yeniden yaratmaya çalışmaktansa,daha dikkatli bir şekilde Batı'ya bakmaya ve Batı'nın tekniklerini daha kapsamlı bir şekilde benimseme,hata Avrupa kültürünü ithal etme düşüncesini desteklemeye başladılar.1699 da imzalana Karlofça antlaşması bunların fikirlerini etkiledi.Başlangıcta bu süreç geciciydi.III.Ahmet ( 1703-1730 ) ve Sadrazamı Nevşehirli Damat Ibrahim Paşa Avrupaya açılma politikası geliştirdiler:Lale devrinde ilk defa Avrupa saray ve başkentlerine elçiler yollandı.1727 de ilk Osmanlı Matbaası Ibrahim Mütefferika tarafından kuruldu.Yönetim askeri teknoloji,taktik ve örgütlenme konularında ve aynı zamanda coğrafya ve tarih alanlarında özellikle Fransada yazılan yapıtların çevrilmesini teşvik etti.Matbaanın Islami eğitimi de canlandırması amaçlanıyordu.Temel bakışta bir değişiklik yoktu,Batı'nın toplumsal ve siyasi fikirlerini benimsemek hala söz konusu değildi.Hatta,Ibn Haldun'un Türkçeye çevrilmesi ve tarih ve toplum üzerine görüşlerinin öğrenilmesi bile ancak 1725-1730 yılları arasında söz konusu olmuştur.Bu sınırlı batılılaşma süreci bile,doğu sınırında Nadir Şah karşısında alınan yenilgi ( 1730) ile ulemanın Islamiyet'e arılık adına desteklediği bir yeniçeri Isyan sonucu III.Ahmet tahttan indirilmesi ve Damat Ibrahim paşanın azil ve katli ile birdenbire tersine döndü.III Ahmet ile Damat Ibrahim'in kültürel politikaları terk edildi;askeri reform bırakıldı ve reform tersine döndü.

Bu yenilgiler ve toplumsal krizler yeni fikirlerin ortaya atılmasına yol açmadı.Vezirler ve Valiler için bir 1703 tarihinde Nasihatülmülük yazan Şari Mehmet Paşa ile yazdığı resmi Osmanlu tarihinin giriş bölümünde çağdaş siyaset üzerine  görüşlerini  bildiren Naima ( 1655-1716 ) Iran-Islam geleneğinin sona ermekte olduğunun habercisidirler.Bir bakkalın oğlu  olan Şari Mehmet Paşa defterdarlığa getirilmiş,rütbesi düşürülmüş daha sonra padişahı eleştirip kızdırdığı için idam edilmiştir.Naima ise bir yeniçerinin oğludur,sarayda eğitim gördü; Köprülü Hüseyinin reform politikalarına  ve proaktif önderliğine yakınlık duyuyordu;yazıları Osmanlı toplumundaki ileri gelenlerin,evlerindeki tartışmaları yansıtıyor olabilir.Naima nın yaklaşımı gelenekseldi.çoğunlukla Katip Çelebiyi kelimesi kelimesine kopya etmiştir ve Islam aleminin ötesne bakmamıştır.Şari ilr Naima  Avrupadan yanlız casusluk yolu ile birşey öğrenilmesini savunuyorlardı..

Her ikisi de iktidar çemberine değinmiştir;ancak neler yapılması gerektiği hakkında ikisininde yeni fikirleir yoktu.Naime devlette ulemannın rolünü muhtemelen,yeni padişah III.Ahmet'in sırdaşı ve dönemin şeyhülislami olan Feyzullah efendinin reform karşıtı olması nedeniyle ele aldı.Naima devletteki iki paralel hiyerarşinin,şeyhülislamın altındaki ulema ile sadrazamın altındaki bürokrasinin  birbirlerini dengeleyip denetlemesi gerektiğini söyledi.Ulemanın rolü ahlaki alanda kılavuzluk yapmaktır' Eldeki pratik araçları kullanan ! Muhammed örneğini veren Naime ' Hristiyanlarla barış yaparak Osmanlu devleti'ni bir düzene sokma ve Osmanlıların biraz soluk almalarını sağlama politikasını destekliyordu..

Şari ile Naima'nın eskiden beri dile getirilen devletin padişah veya Sadrazam tarafından güçlü bir şekilde yönetilmesi taleplerini yenilemeleri ilginçtir.Naima IV Murat'ın yaklaşımına hayranlık duyuyordu '' Keskin bir kılıçla halkın yüreğine korku salmak kesinlikle gereklidir '' Sultan Murat kahvehaneleri ve berber dükkanlarını kapatmakta haklıydı çünkü insanlar yönetimi eleştirmek için buralarda toplanıyorlardı.Şari'ye  göre Sadrazam  dindar ve dürüst bir insan,ariflikte Aristoteles gibi olmalıdır ve ona tam bir hareket özgürlüğü sağlanmalıdır..

Ibrahim Mütefferka ( 1674-1745 ) 1731 de yeni padişah I Mahmud'a ithaf ettiği Usuü'l Hiken fi Nizamü'l  Ümen başlıklı kitabını yazdı.Macar kökenli olan Mütefferika ilk Osmanlu Matbaasını kurdu ve o zamanlar III Ahmetin danışmanlığını yaptı;Macarlar arasında Habsburg karşıtı hareketleri teşvik etti.Yapıtı Nasihatülmülük tarzındadır;ancak kitabında Islami veya patrşmonyal uygulamaları değil,Avrupalıların uygulamalarının benimsemesini vurgular,Avrupa modeline dayalı askeri reformlarla neler başarılabileceğini göstermek için Büyük Petro örneğini verir.Insanların değişimi,ancak Islami Ortdodoks i olarak önerilirse kabul edeceklerinin  farkındaydı.Bu bakımdan  Mütefferika,Islma dünyasında modernleşme isteyen çok sayıda insanın ilkidir.

Şeriatın önündeki üstünlük ve Cihat'a verdiği büyük önem nedeniyle zafer Islam'ın olacaktır;dinleri  Osmanlıların cesaretini daha da arttırmaktaydı.' Başarısızlığımızın  nedeni siyasi kanunlarımızın ve Şeriatın yetersizliği değildir '' Mütefferika dört toplumsal sınıf ve iktidar çemberi kuramını benimser ve askerlere en önemli rolü verir;Insanlar sınıflarını değiştirmemelidir.Osmanlının gerilemesinin nedeni Şeriaton ihmal edilmesi,yanlış atamalr ve rüşvettir.

Ama gerilemenin nedeni herşeyden önce '' Avrupalıların yeni yöntemleri konusundaki cehaletimizdir''.Burada Islamiyetteki bilme arzusuna atıfta bulunuyordu,aynı zamanda da başkalarının Müslümanların sahip olamadıkları bilgilere sahip oldukları gerçeğinin altını çiziyordu.Ayrıca '' komşu devleterin kötü emellerini,güçlerini,nüfuslarını ve genel durumlarını bilmek son derece önemlidir.Mütefferika ,çok sonraları Avrupa hegemonyasına karşı Müslümanların entelektüel tepkisinin bir kısmını oluşturucak olan bir tez ileri sürdü.Avrupalılar rasyonelliği geliştirdiler çünkü dinleri gerçek yaşamdaki sorunlarını çözme konusunda onlara çok az yardımcı oluyordu.'' Hrıstiyan ülkeler tanrısal emirlerler yönetilmezler....anlaşmazlıklarını çözecek bir şeriatlarıda olmadığı için onların düzenleri akıl tarafından icat edilmiş kurallar üzerine kuruludur '' .Bu da Avrupalıların Osmanlılarınkinden daha üstün akeri yöntemler geliştirmelerine olanak sağlamıştır;Inanmayanlara karşı kendi taktiklerini kullanmak tamamıyla meşrudur.Bu taktikler daha sonra daha yüksek amaçlar için kullanılıcaktır.Örneğin,coğrafya bilgisii birbirlerinden haberdar olmayan Müslüman devletler arasında birlik yaratacaktır.Burada pratik sorunların çözümü için gerekli olan bilgi ,ki bu konud kafirlerin üstün olduğu kabul edilebilir,ile dini bilgi arasında bir fark olduğu ima ediliyordu.Mütefferika Müslümanların gerçeklik bilgisinin doğal olarak üstün olmasıyla ,Avrupalıların fikirlerinin pratik yaşamda daha başarılı olması arasındaki paradoksu kabul etmektedir.

Mütefferika siyasi kuram alanında biraz daha çağdaş bir yönetim tipleri sınıflaması getirir.Bunlar şunlardır
1-Monarşi burada insanlar adil ve bilge  bir hükümdara itaat ederler ve onun fikirlerine uyarlar 
2-Aristokrasi ;burada ayan kendi arasından birinibaş olarak seçer ama bu kişi '' adaletten  sapmaması için danışma ve karar verme konularında diğerlerine bağımlıdır buna Venedik örnek gösterilerbilir 
3-Demokrasi,burada egemenlik halkındır,Mütefferika  Hollanda ve Ingiltere'den örnekler vererek parlamenter temsil ile bakanların halka hesap vermesi  konularını kısaca tarif eder..
Avrupada'ki siyasetin gerçek anlamda farkına varan ilk Müslüman İbrahim Müteferrika'ydı; bunun nedeni muhtemelen kişisel deneyim ve diploması yoluyla artan ilişkisiydi..

Bazı yazalar da gerilemenin ana nedeni olarak dinin ihmal edilmesini görüyor,bu nedenle de devletin daha katı bir şekilde Islamlaşmasını istiyordu.Gerçekten de yaşanan krize ve gerilemeye en yaygın tepki dini uygulamaların hareket geçirilmesini talep etmekti.Bu aynı zamanda hanedanında çıkarına olabilirdi.Cihadın getirisi az veya negatif  olduğu için ,Şeriata çok açık bir şekilde bağlılık,padişahın ve hanedanın güvenirlilğinde giderek artan bir öneme sahio olmaya başladı.Bu nedenle Hanedanın askeri yenilgilere karşı geliştirdiği tepkilerden biri ülkede dinin etkisini arttırmak olmuştur.Osmanlılar,her zaman Islami kimlikleriye gurur duymuşlardır;ancak devlette Laik kanun ,devşirme sistemi ve dini azınlıklar gibi dini olmayan unsurlarada yer verilmiştir.Osmanlı ideolojisi çeşitli halklar ve inançlar  üzerinde egemen olan padişah kavramı ile Müslümanların halifesi olan padişah kavramı arasında gidip geliyordu.Oysa Irandaki Safeviler büyük bir dini şevk ile başlamış ve zaman içinde patrimonyal eğilimler benimsemişlerdir.Burada Osmanlılar belli bir avantaja sahipti çünkü Osmanlular doğru dinin daha katıbir şekilde uygulanmasının rejimin ne mükemmel bir şey olduğunu göstereceğini ileri sürebilirler ve rejimi eski canlılığına kavuşturabilirdi.Osmanlular henüz din ideolojisinin potansiyelini tüketmemişlerdi.

Kanuni Doğu Anadolu'daki Şii ayaklanmalarına tepki olarak ,devlet dininin Sünnilik olduğunu vurgulamıştı.Islamlaştırma Müslüman toplumun bütün tabakalarına hitap ediyordu.On yedinci yüzyılda halkın düzeni korumak ve devleti yeniden canlandırmak için Islamın köklerine  dönmek gerektiğini düşünmeye başladığı görülmektedir.Osmanlı hükümdarının ve Osmanlı Ordusunun dini özelliklerine giderek daha fazla dikkat ediliyordu.Askeri idari seçkinler arasına giderek daha az sayıda gayrimüslüm alınmaya başlandı.Askeri kesim ( üst,asker sınıf )  ile reaya ( alt,vergi ödeyen sınıf )arasındaki çizginin yerini ,bir dereceye kadar müslümanlar  ile gayrimüslimler arasındaki çizgi aldı.Halkın gözünde ulema ' imanın ve hükümranlığın  taht odasını direkleri ,ımparatorluk  ile toplum yapısının sağlam ayakları idi '' Bunun bir bedeli vardı.Ulemadan ' toplumu birleştiren  ve padişahın  erkini meşrulaştıran  ve ona aracılık eden bir güç olması beklendi

1630 larda bir grup çok sofu ulema ( Kadızade Mehmet efendinin takipçileri oldukları için onlara kadızadeler denilirdi ) yüksek sınıflardaki ahlaki gevşekliğe karşı savaş açarak toplumun  ahlakını yukarı çekme çabasına girişti.Kadızadelerin ilmihali muhtemelen yüzyılın en çok okunan belgesiydi ve şeriatın katı bir şekilde uygulanmasında sapma olarak görülen her şeyi ( buna kahve ve tütün içmek ve dans etmekte dahildi ) redediyordu.Kadızadeler dinde arılığı dayatmak için bir hisba biçimi olarak vaazlar veriyor ,eylemler yapıyorlardı.

1640 yılında Nasihatülmülük tarzında yazılan bir kitao din ,devlet ve cemaat ile Şeriat,din ve devletin ortak çıkarlarını vurguluyordu..Yeni padişahtan sadece iyi ve dindar müslümanlara görev vermesini isteyen bu kitao IV.Murat'ın reformlarına karşı geliştirilen tutucu bir tepkiydi.

Islami olmayan özellikler kamu yaşamından sürekli olarak çıkarılıyordu.Devşirme sistemi son erdi.Din okulu olmayan okullar medreseye döndürüldü.Ulema kesimi laik kanunun şeriata aykırı olan maddelerine  ve kanunun kendisine saldırıyordu:Tek başıan Şeriat yeterliydi.Uygulamada laik kanunun kapsamı daraldı.,şeriatınki ise genişletildi.Kadılar giderek daha fazla idari  ve mali görevler üstlenmeye başladılar,öyleki bir çok bölgede kadılar yerel yönetimin kendisi oldular.Kanuni zamanında yüksek kadıları  ve medrese müderrislerini atama ve azletme yetkisini kazanmış olan Şeyhülislam on yedinci yüzyılda giderek siyasete müdahale etmeye başladı.Şeyhülislamlar dindışı yenilikler olarak gösterilen reformlara karşı çıkmada özellikle önemli bir rol oynadılar.

1683-1718 yenilgileri padişahlar için bir meşruiyet krizi yaratto.Padişahlr zaman zaman yönetim halklarının nihai temelleri  olarak dini ortodoksiye  ve uygulamalara başvurdular.Gerçektende on yedinci yüzyılda Ortodoks müslümanlık yükselmeye başladı.1696 yılında 'tüm kamusal ve özel işlerin yürütülmesinin tamamen ve kesinlikler Kurana ve Şeriata göre yapılmasını ' emreden bir ferman çıkarıldı;Padişah şöyle devam ediyordu; Bundan böyle yapılan işlerin  sadece şeriata uygun olması gerekmektedir,kanuna atıfta bulunulmayacaktır.Cihatta başarılı olamayan Padişahlar kendilerini dini ritüel ve uygulamaların en önemli şahsiyeti olarak gösteriyorlardı..

Yaklaşık olarak 1700 lerden sonra,özellikle Osmanlu yönetimi altındaki topraklarda,Islam dünyası ile Batı arasında yeni bir ilişiki başladı.Bu ilişki Batının teknik,,askeri,ekonomik  üstünlüğüne kabule dayalıydı..Bu üstünlük toprak kayıplarında,Hristiyab ülkelerin topraklarını yeniden ele geçirmelerinde ve Batılı güçlerin ekonomik ve bazı alanlarda k kültürel hegemonyalarında açıkça görülüyordu.Bu yeni ilişki Müslüman dünyasındaki entellektüeller arasında,modernizm ve köktendincilik hareketleri olarak doruğa tırmanan tepkilere yol açtı.

Batılılaşma süreci başlangıçta yavaştı.Onsekizinci yüzyılda Avrupalılarla ve onların düşünce biçimleriyle etkileşim sınırl kaldı;Osmanlı toplumu geleneksel Iran Islam düşünce modellerini  ve uygulamalarını korudu.Fıkıhta hemen hemen hiç değişim meydana gelmedi.Idari mekanizmaya egemen olan bazı bürokratlar  Avrupai uygulamalara  ve fikirlere açıktı;ancak toplumda egemen güçler ayan ile ulemaydı ve bu kesimler sistemde herhangi bir değişikliğe karşıydı.Padişahlar reform yapmak istediklerinde  hareket özgürlükleri çok kısıtlıydı.'' Burası tek efendinin hükümdar olduğu Fransada gibi değil,ulemayı,kadıları,hükümetteki ve hatta artık makam sahibi olmayan bakanları bile ikane etmek gerek ''

Avrupa modellerinden esinlenerek askeri teknoloji ve organizasyonda  bazı ilerlemeler kaydedildi;ancak kamu finansmanını düzeltme  ve kamusal yaşamda reform yapma girişimleri Osmanlı kamu yaşamına çok dağınık bir şekilde yayılmış olan bağlılıklar nedeniyle başarısızlığa uğruyordu.Sistemdeki değişikliğe direnç,mevcut yapıların içinde kök  salmıştı ve bu direniş ulema ile ulemanın Islamiyet yorumu tarafından destekleniyordu..

Artık Rusyda da Habsvurglar kadar büyük bir tehlike haline gelmişti.Rus Imparatorluğu da Osmanlı Imparatorluğu gibi otokratik bir kara gücüydü ve siyasi meşrutiyetini  dinden,hanedandan ve Osmanlılatdan olmayan milletçilikten alıyordu.Rusların Avrupa ile ilişkileri bazı açılardan Osmanlılarınki ile parelellikler gösteriyordu.Osmanlılar için olduğu kadar Ruslar içinde siyasi meşruiyet devletin,dini misyonuna inançtan geliyordu..Ruslar hükümranlık iddiaları ile emperyal misyonlarını milliyete,Osmanlılar ise hanedana dayandırıyorlardı.Hiç kuşkusuz dini yakınlıklaı nedeniyle Rusların Batı'dan bir şeyler öğrenmesi daha kolaydı.

Osmanlıların Batı ve AVrupa karşısında gerileme içinde olduğu gerçeği Osmanlı siyaset düşüncesine her zamankinden daha fazla egemendi.Küçük Kaynarca Antlaşması ( 1774 ) Rus çarını Osmanlı Imparatorluğunda yaşayan bütn Ortodıksların hamisi yaptı.Aynı şekilde padişahın da artık Rus egemenliği altına girmiş olan Kırım Tatarlarının dini lideri olduğunun kabul edilmesine karşın bu,büyük bir islami gücün egemenliğine o güne kadar görülmemiş bir müdaheleydi.Müdahale etmek için bahane yaratmaya gebe olan bu gelişmeler,dini topluluklara özerklik verilmesi düşüncesi ile uluslararası siyaset arasında karşılıklı bir etkileşme işaret ediyordu..

Ahmet Resmi Efendi Ruslar karşısında 1769-1774 yılları arasında alınan yenilgiler üstüne cihat yerine müzakere ve barış politikasını savunmak için gerileme kuramını kullandı.Gerilemekte olan devletler genişlememeli kendi sınırlarıyla yetinmeli ve barıiş içinde yaşamayı arzulamalıdır '' Savaş,her zaman en iyi şey değildir ''  Refah ve güç,koşullar öyle gerektirdiğinde ,barışa ve düşmanla uzlaşmaya bağlıdır.'' Dünyanın doğal sınırlara sahip farklı halklar arasında  bölünmüş olmasını Tanrı istemiş bile olabilir '' Ahmet Resmi Efendi,Cihat ilkesine karşı çıkmıyordu ancak on ikinci yüzyıl Ispanya'sındaki Ibn Rüşd gibi,bunun mevcut koşullar altında uygulanabilir bir şey olmadığını düşünüyordu.

1789 Fransız devrimi tipik tutucu yorumlara yol açtı.Sivil Bürokrasinin başı,Fransız devriminin dine saldırısını eleştırdı ( 1798 ): ' Iyi bilinmektedir ki,devletlerin birliğinin ve düzeninin nihai temelinde din yasası ile dinin köklerine ve dallarına sıkı sıkıya tutunmak yatar ...uyrukları kontrol altına almak sadece siyasi araçlarla mümkün değildir '' Toplumsal istikrar Allah korkusuna dayalıdır.Ahmet Resmi Efendi en sert eleştirisini '' kalplerinde sadece eşitlik ve özgürlük isteği bulunan ve bu yolla,yalan öğretiler uygun olarak,bu dünyada mutlak mutluluğa erişmek isteyen'' insanlara yönelmektedir..

Öte yandan devrimci risaleler Türkçeye çevriliyordu.Herşeyden önemliisi Bonaparte'ın Mısır'ı kolayca fethetmesi ( 1798 ) Müslüman güçlerin modern bir Avrupa ordusu önündeki çaresizliğini gösterdi.III Selim'in 1789-1807 reform programı bir kez daha askeri yenilgelere karşı bir tepkiydi.Yeni bir askeri ve mali organizasyon kurdu ( Nizam-ı Cedid ).III.Selim reformları,iktidat çemberi ve geleneksel düşmanları alt etmek için onların hilelerinin kullanılması ilkesi temelinde savundu.Sonunda III Selim'in reformları da,önceki bir çok reform gibi yeniçeriler ve ulema karşısında başarısızlığa uğradı.Tepkiyi bir grup Balkan ayanı başlattı; Şeyhülislam ,III Selim'in halifeliğe uygun olmadığı yönünde fetva verdi.III.Selim tahttan indirildi.

Ancak bu kez asiler daha ileri gittiler; Yeni padişahtan kendilerine karşı herhangi bir hareket içine girmeyeceğine dair söz aldılar.Tarihçiler bunun örneği görülmemiş bir hareket olduğunu söyler.Rumeli ve Anadolu ayanları artık gücü yeniçerilerin eilnde almak için birleşirler.II.Mahmud ile bir şeriat sözleşmes, biçimide bir bir birlik anlaşması ( Senedi ittifak ) imzaladılar.Anlaşmaya göre vezirler,ulema ve yerel ayan hanedanları,devletin ayana müdahale etmeyeceği garantisiyle,'' Padişahın hükümranlığına ve sadrazamın buyruklarına her zaman saygı göstereceklerine.....ve bütün isyan girişimlerine karşı tavır alacaklarına söz verdiler.Ayan aynı zamanda halkı koruyacağına ve vergi kurallarına uyacağına yemin etti.Ayanın bu şekilde durumunu güçlendirmesi Ortaçağ Avrupa'sındahükümdar ile baronlar arasında yapılan feodal anlaşmaları akla getirmektedir.Niyeti itibarıyla son derece tutucu olan bu anlaşma,patrimonyal monarşı bağlamında devrimci bir belgeydi.Anlaşmanın  uygulanması için herhangi birkoşul bulunmuyordu.

En nihai arzu,hanedan devletinn sürmesiydi.Bazı üst düzey ulema da,Batının askeri tekniklerini benimsemenin düşmanla kendi silahıyla savaşmanın bir örneği olarak kabul edilebileceği düşüncesini benimsemeye başlamıştı.Avrupalıların maaşlı bürokrasisi fikrini şeriattan aldıkların ileri sürüyorlardı.Hatta bazıları Şeriatta değişiklik yapıp,inanmayanlarla ittifaklar kurmayı haklı göstermeye ve eskiden Müslümanlara ait olan toprakların bağımsızlığını tanımaya bile hazırdı.Böylece modernizasyon şeriaa  aykırı olmayan herşeyde padişaha itaat etme yükümlülüğünün bir parçası olarak savunalabilirdi.

Bir sonraki reform hareketi yine tepeden II.Mahmud tarafından başlatıldı ( 1826 ).Bu kez yeniçerilerin askeri reorganizasyona karşı ayaklanacakları tahmin edilmişti ve ayaklanma şiddetle bastırıldu sonunda yeniçeri ocağı dağıtıldı ( vak i hayriye dendi )Bu gelişme askeri reformun önündeki en büyük engeli ortandan kaldırdı.II.Mahmut tımar sistemini kaldırdı ( 1831 ) ve vakıfların gelirlerini padişaha bağladı.Moltke ,II Mahmudun bütün gücü elinde toplamaya çalıştığını söyler.Bir başka deyişle II.Mahmud Avrupa'daki mutlakiyetçi çizgide ve aynı zamanda eskiden yapılan diktatörlük çağrılarına uygun olarak siyasi gücü radikal biçimde merkeizleştirmeya koyulmuştur.Hükümetteki güç dengesi Batılılaşma yanlısı bürokratlat lehine değişmeye başlıyordu.






Kaynakça : Siyasal Islam Düşüncesi Tarihi  / Anthony Black
                   Osmanlı Tarihi / Haili Inancık








Saturday, May 12, 2018

YOKEDILEN AZTEK KÜLTÜRÜ ve HERNAN CORTEZ IN HIKAYESI



Ispanyollar Haçın sancağı altında yürümüşlerdi. '' Espiritu Santo '' Ruhulkudüsten yardım çağrısı,onlara en önemli çarpışmalarında yoldaş olmuştu; sağlam ayak bastıkları yerlerde  haçlar,az sonra da kiliseler yükselmişti.Papazlar her savaştam önce günah çıkarırlar,her zaferden sonra resmi ayinler yaparlar,sonunda Aztek halklarını Hristiyan etmeye çalışırlardı.


Misyonerliğin önemini ve doğru olup olmadığını burada incelemek istemiyorum.Burada sadece tek şey önemlidir.Aztek'lerin ülkesine giren İspanyolların karşısında ilk defa olarak,dinleri kolayca sarsılıcak rit ve geleneklerinden,ilkel bir animizmden ,doğaya ve ruhlara barbarca bşr tapınmadan oluşan vahşiler bulunmuyordu.Tersine,Buradaki din,çok tanrılı olmakla birlikte,iki esas Tanrısı Huitzilopochtli ve Quelzalcouati ile tek tanrılığa yönelmişe benziyordu ve her işi düzenleyen takvimle sıkı bir bütün galinde,o zamana dek bilinen yerlerde yanlızca semavi dinler,ya da büyük dünya dinlerine sahip olan bir kuvvetle,damgasını bütün kültüre basmış bulunuyordu.

Ispanyollarla papazlarının hatası ,bu gerçeği çok geç sezmiş oluşlarındadır.

Acaba bunu sezebilirlermiydi ? XVI yy başında kilisenin ne demek olduğunu bir hatırlayalım: Martin Luther ,Cortezin Mexico'ya yürüdüğü yıllarda bir kaç kışkırtıcı yazı yayan asi bir papazdan başka bir şey değildi.Kopernikus yeni dünya tasarımını henüz yayınlanmamıştı.Galileo Galilei ve Giardano Bruno gibi büyük şüpheciler daha doğmamıştı...Kilisenin duşında hiç bir sanat yoktu,onsuz bilim yoktu,hatta yaşam yoktu...

Batının dünya duygusu Hristiyanca idi.Böyle bir dünya tasarımının kendi içine kapanışından ,onun doğruluğuna,sonsuz dek süreceğine ve Kurtarıcı gücüne kelimesi kelimesine inanmaktan doğan bir yobazlık ortaya çıkmıştı.Yani Hrıstiyanca olmayan herşey putpereslikti ve bu yaşam görüşüne göre  düşünmeyen ve yaşamayanların barbar sayılması gerekti...

16'nci yüzyıl insanlarının temel tasarımları,onlarun,eğer kendilerininkinden başka ise,başka bir yaşam görüşünde doğmuşsa,kendilerininki,ile akran bir uygarlığı bile eişt saymalarını kesin olarak önlüyordu..

Bu,yanlız yükseklik ve alçaklık tanıyan,ama genişliği hiç tanımayan tasarım,Mexico fatihlerinin,belirli bir biçimde  sınıflanmış ve yüksek bir gelişmeye varmış toplumsal yaşamı gördükleri,kusursuz düzenlenmiş,okul ve öğretim sistemini tanıdıkları ve Aztek rahiplerinin yıldızlar bilgisindeki gerçekten şaşılacak bazı bilgilerini öğrendikleri halde bile sarsılmadı.

Kentlerin kuruluşu,ulaştırma ve haberleşme örgütü,görkemli profan ve dinsel yapılarda  kendini gösteren uygarlık gelişmeleride onları,karşılarında Hristiyan edilmeleri gereken vahşilerin bulunduğu düşüncesinden ayıramadı.Gölcükleri,setleri,caddeleri ve yüzer çiçek adalarıyla ( Chimpalar bunlaru Alexandre Von Humboltda görmüştü )süslü Mexico kendtini,şeytanın göz boyacılıklarından başka bir şey olarak görmüyorlardı.

Ne yazıkki Aztek Dininin gerçektende ,gören  herkesin tüylerini ürpertecek,dehşete düşürecek  ve şeytan işi olduğuna inandırıcak bir özelliği vardı.Bu da inanılamayacak denli büyük sayıda sunulan insan kurbanları idi.Rahipler bu törenlerde  kurbanın kalbini göğsünden canlı canlı söküp çıkarırlardı.Ancak biz,bugünün insanları buna öylesine candan tepki gösteren Ispanyollara,kurbanlarını odun yığınları üzerinde yakan kendi engizisyonlarını anımsatsak belki haklıyız..Ama Aztek dininin bu yanının,herhangi bir döenmede,dünyanın herhangi bir yerinde bu yönde olanların hepsini geçtiği doğrudur.

Gerçekten Aztek uygarlığı,yüksek kültürkü barbarca kötü geleneklerle birleştirmekte idi.Bunların ikisini birden bir uygarlık olarak almak tutucular için olanaksızdı.Bu nedenle,Aztek'lerin ,Colombus,Vespucci ve Cabral'ın karşılaştıkları vahşilerden başka olduklarını,onların ancak dinlerinin başladığı sınıra dek alçalmaya katlanabilecek bir ulus olduklarını göremediler.Korkunç silahlarının  koruyuculuğu altında işkence,zulüm ve ırza geçmeyi istedikleri gibi hiç çekinmeden yapabileceklerini,ama bir tek şeyden  kaçınmaları gerektiğini anlamak istemediler.Buda tapınaklara ve tanrılara hakaretti.Tam da bunu yaptılar...

Bütün bunların doğal sonucu olarak az kalsın Cortez'in elinden siyasal ve askeri başarılarının bütün ürünlerini alacak düşüncesizlik işlendi..

Asıl dikkate değen nokta,en büyük taasubu gösterenlerin Cortez'in yanındaki papazlar olmayışıdır.Keşiş Diazla  Olmedo politik bir düşünceden doğan bir ihtiyatlıkla hareket ediyorlardı.

Bütün haberlere göre Montezuma'yı Hristiyan etmeye ilk olarak Cortez kalkışmıştı.Fakat Imparator yanlızca dinledi ve Conquistador,söylevi  sırasında kanlı insan kurbanlarını temiz ve sade Katolik  sembolik kurban ayini Messe ile kıyaslayınca Muntezuma,insanları kurban etmeyi doğrudan Tanrının etini yiyip  kanını içmekten daha az iğrenç bulduğunu sezdirdi.

Cortez dahada ileri gitti.Büyük tapınaklardan birini ziyaret için izim istedi.Bu izin ancak Montezuma rahipleriyle görüştükten sonra  çekinerek verildi.Cortez hemen,karagahının yakınında ve başkentin ortasındaki Büyük Teocalliye çıktu.Burasının Haç dikmek için  en uygun yer olduğuna Olmedo'nun dikkatini çektiği zaman papaz bundan vazgeçmesini söyledi.Sonra üzerinden kurbanların,obsidyenden bir bıçakla kesildikleri donukakik bolkunun yanına geldiler ve korkunç yüzü ve gözlerini İspanyolların,Kiliselerinin oldum olası kendilerine betimlediği kilise benzettikleri Tanrı Huitzilopochtli'yi gördüler.İğrenç tanrını vücuduna ,Inciler ve değerli taşlarla bezeli yılan,büyük kıvrımlarla dolanıyordu.Orada bulunan Bertal Diaz başını çevirdi,ama o zaman daha korkuncunu gördü.Odanın duvarları baştan aşağı pıhtılaşmış insan kanı ile kaplı idi.Sonra sunak taşına baktı;Orda hayalinin kendisine  hala tütüyor ve kanıyor gini gösterdiği üç insan kalbi duruyordu.

Sayısız merdivenlerden yeniden aşağı indiler.Az sonra bir toprak tepenn üstünde büyük,ahşap iskeletli bir bina gördüler.İçerisine girip baktılar.Burada kurbanların başları tavana dek güzelce İstif edilmişti.Bir asker 136.000 kadarını saydı.

Az sonra artık dilek dönemi geçmiş,tehdide dayanan kısa ve kesin isteklere sıra gelmişti.Cortez büyük Teocallinin  kulelerinden birini işgal etti.Kuleyi ilk ziyarteinde  düşüncesizce Tanrıya hakaret etmişti.Montezımada ilk olarak ulusunun bunu kabul edemeyeceğini söylemişti.Cortez sözcüğün  en sert anlamaıylar kulenin temizlenmesini emretti.;bir mihrap kurdurdu ve haçlı meryemin resmini stdı.Altın ve mücevhler kaldırıldı ve duvarlar çiçeklerle süslendş.Teocallinin uzun merdivenlerinde yerleşen ıspanyollar buyuk bir heyecanlar Te Deum'u söylediler

Şimdi halkın sabrını taşıracak şeye tek adım kalmıştı.

Cortezin Narvaez le başarılı çarpışmasını yapmak için başkentten uzakta bulunduğu bir sırada Aztek rahipler kurulı onu vekli Alvaradodan Büyük Teocalli'de ki burda artık bir kilise vardı;her yıl dinsel şarkılar ve danslarla kutlananiHuitzilopochtli'ye tütüse sunma bayrmaı için izin istemişlerdi.

Alvarado iki koşul öne sürdü: Insan kurban edilmeyecej ve silah taşınmayacaktı

Bayram günü yaklaşık 600 Aztek gelmişti.Çoüu en yüksek seviyedek soylulardı.Silahsızdıar,fakat en görkemeli elbiselerini giymiş ve en değerli süslerini takmışlardı.Çok geçmeden aralarına tepeden tırnağa silahlı bir sürü ispanyol karıştı.,Törenin en önemli anında ,önceden kararlaştırılan bir işaet üzerine ,savunmasız dindarların üzerlerine saldırdılar ve onları kılıçtan geçirdiler

Yaptıklarını hala tarih nedenini açıklayabilmiş değildir.

Cortez zaferinden sonra güçlü birliğiyle yeniden Mexico ya döndüğü zaman şehir tamamen değişmişti.Bu saldırıdan sonra Aztek ulusu birleşmiş ve ayaklanmıştı.Montezımanın kardesi Cuitlahuac vekil seçilmişti.Alvaradonun saraydan bozma kalesine devamlı saldırıyorlardı.Cortez geldiğ zaman onun görevden alınmasının tam zamanı idi,Ama onu görevden almak onun yerine tuzağa girmek demektş hatta daha çoğu..

Cortezin yaptığı her çıkış bir zafer oldu.Ama bir Pyrrhus zaferi! Üç yüz evi tahrip etti,Aztekler onun geri döneceği köprüleri yaktılar,büyük teocalli yakıldı,Aztekler büyük kızgınlıkla siperlere saldırdı.Montezuma bu isyanı durdurmak istedi.Bütün imparatorluk alametlerini takınarak ulusuyla konuştu .Ulusuda onun taşlayarak cezalandırdı.30 Haziran 1520 de Montezuma öldü.

Artık Ispanyollar için tehlike büyümüştü.Ellerinde en büyük koz olan imparator artık yoktu.Ve Cortezin en korkuç gecesi  Noche Triste  gelmişti..Hazine paylaşımı sırasında nerede ise bir ayaklanma çıkmıyormuydu ?

'' Noche Triste'' de Cortez kentten çıkma buyruğunu verdiği zaman; hazineyi ortaya yayadı ve atar gibi '' İstediğinzi alın içinden dedi '' sonra uyarmak içinde eklerdi '' Ama dikkat edin,çok yüklenmeyesiniz.Karanlık gecede kim en az yükle yolculuk ederse en güvenli yolculuğuda yağar''' Yanlız Ispanya Kralının payı korumak için yuruyus kolunun ortasına alındı.

Eski Askerleri onun sözlerinin değerini bildikleri için az yüklendiler.Narvaezin askerleri ve yeniler bunu bilmedikleri için olabildikçe çok yüklendiler,altın çubukleri kemerlerine,çizmelerine soktular,mücevher kakmalı kapları vucutlarına bağladılar ve o kadar çok yük aldılarki,ilk yarım saatte solukları kesild.

1 Haziran 1520 gecesinin bu ilk yarım saatınde gece savaşından çekinen Azteklere sezdirmeden ölü kenttten çıkıp set üstü caddeye varabildier.Ama o zaman nöbetilerin bağırmaları duyuldu ve Teocalli den Rahiplerin davulları gümbürdedi.Tam bir kıyamet koptu

Ispanyollar kendilerinin yapmış oldukları bir taşınabilir köprü ile setin ilk sulama kanalını aşabildiler.Ama bir anda yağmur yağmaya başladı.Gökten inen suların uğultusuna yaklaşan savaş kayıklarının sayısız küreklerinin şakırtılarıda karıştı;kaygan yerlerde artık ilerleyemeyen Ispanyolların umutsuz haykırışları arasında Azteklerin  kulakları tırmalayan savaş naraları  duyuluyordu.Sonra taşlar ve oklar uçuşmaya başladı.Daha sonra ilk savaşçılar setin üzerine atladılar.Gecenin karanlığı ve yağan sağnak yüzünden hemen hemen görünmüyorlardı ve demir gibi katı,obsidyen par.alrı  çakılmış lobutları Ispanyol kafalarına iniyordu.

Ispanyolların öncüleri ikinci yıkılmş kanal köprsüne vardılar; ama taşınabilir köprü ortalıkta yoktu;Köprü yumuşayan topraga sağlanmıştı.Düzenli bir geri çekilme kaçışa dönüştü.Herkes canını kurtarmak için hendeklere atladı.Bu dağınıl çarpışmalar konumuzun dışı,ama hiç bir Ispanyol hatta Cortez bile yaralanmadan kurtulamadı. Sabah olupta hava yağmurun altındaki kül rengini alınca,Aztekler seti geçip kalan hazineyi toplamaya daldılar ve böylece Cortez birliğini denetlemeye vakit buldu.Sonucta yaklaşık olarak Ispanyolların üçte ikisi ve  müttefikleri Tiascalanların beşte dördü yok olmuştu.Bundan başka ateşli silahlarla cephaneleri,,kundakli yayların bir bölümü,atların çoğu yok olup gitmişti.Cortez çok zayıf bir birlikle kalmıştı..

Ama bu acı ve sıkıntı daha bitmemişti.Ispanyolların olabildiğince çabuk Tiascalan topraklarına varmk için sekiz gün boyunca verdikleri savaşlarda hep av oldular.Yenilgiye uğramış yığın Haziran 1520 de ,Otumba vadisini kapayan dağa tırmanınca karşılarına onları ürküten bir görüntü çıkar.

Göz alabildiğine tüm vadi Aztek savaşçıları ile dolu idi.Ve daha evvel görülmemiş biçimde iyi düzenlenmiş bir ordu vardı karşılarında.Ispanyollar,kıdemlenmiş savaş kollarının arasında,komuta eden prensleri,üzerlerindeki kuş tüyü harmanilerden seçilebiliyorlardı.Bunlar beyaz pamukludan dar zırhlı savaşçılar  kütlesi arasından fark ediliyorlardı.

Durumu umutsuzdu,ancak Ispanyollarında kayıpedecek bir şeyleri yoktu,geri dönemeyeceklerine göre ilerlerlemk zorundaydılar.Kayıp ederlerse tanrılara adak olarak boğazlanacaklarını biliyorlardı.Yanlız ileriye gidip kurtulabilirlerdi.

Ama bir mucize oldu.Cortez kanatlarındakki 20 süvarinin yer aldığı üç grupla kendilerni yutmaya hazır Aztek ordusuna saldırdı.Atlıların açtıkları yok hemen kapanıyordu.En önde savaşan Cortezin atı öldü,bir diğerine bindi,başından yaralandı,yılmadı,savaşmaya devam etti,Ama Aztekler çok ama çok kalabalıktı.Kılıcını vuru saplarken,küçük bir tümseğin üzerinde göze çarpacak kadar süslü savaşçılarla çevrilmişs,tahtta oturan Başkomutan Cihuacu yu gördü.İşte o zaman bir mucize gerçekleşti.Yaralı cortez atını şaha kaldırdı,en denenmiş adamlarında bir kaçının etrafında toplanmasını bekledi.Atını hırsla Azteklerin arasında sürdü,Savaşçılar iki yana düşüyorlardı.Büyük bir hırsla Azteklerin komutanın yanına yetişt, ve mızrağını gövdesine sapladı ve Altın  renkli bayrağı sallamaya başladı.

Savaş kuramsal olarak yitirilmiş ama uygulamada kazanılmıştı.Zafer alametlerini kendilerine herhalde tanrılarından da daha güçlü görünen beyaz fatih'in elinde gören Aztekler dağıldılar.Böylece Meksika artık Azteklilerin elinde çıkmıştı.Aztek uygarlığı son bulmuştu.

Aztek ulusu çöküşünden önce ( Otumba meydan savaşından sonraki aylarda ) gerçek bir önderlik altında,Montezuma zamanında düşünelemeyecek,Romalılar kadar bir ihtişama sahiptiler.Dört ay sonra çiçekten ölen Cuitlahuiac'ın yerine yirmi beş yaşında Quauhtemoc geçti.

Bu imparator başkentini,yepyeni bir ordu ile gelen Cortez'e karşı o kadar iyi savunduki,Ispanyollar büyük kayıplar verdi.Ancak buda sonucu değiştirmedi,Meksiko tahrip oldu,evler yakıldı,tanrılar yıkıldı,kanallar doldurularak Venedike benzer Mexico yok edildi.Imparator tutsak düştü,işkenceye uğradı ve idam edildi..

Yeni başlangıç ülkenin sömürgeleşmesi ve Hristiyanlaşması idi.Ispanyolların son kuşatma sırasında Quauhtemocun rahiplerin eline düşmüş olan vatandaşlarını,göğüsleri yarılmış ,kalpleri çıkarılmış olarak dik merdivenlerden yuvarlandığını gördükleri,Teocalli nin yerinde şimdi Aziz Francois'ya adanmış bir piskoposluk kilisesi yer alıyordu.Evler yeniden yapıldı,Bir kaç yol sonra,burada,2000 ispanyol ve melez ile yaklaşık 35.000 yerli yaşıyordu.Çevredeki bölge 'repartimentos ' denilen bir sisteme göre paylaşıldı.Buda bir zamanlar Aztek İmparatorluğunda yer alan bütün ulusların ve bundan sonrada istila edilecek tüm halkların tutsaklığı demekti.Yanlızca Cortez'e  yardım eden Tlascalan halkı biraz da olsa özgür yaşadı,tabii çok uzun sürmedi.

Uzaktaki  Ispanya'ya yarayan bu gelişmede,Konquestadorların hiç de işine yaramayan bir olay vardı.Bu da Montezumanın haiznesinin kayboluşu idi.Noche Tristenin karanlıkları arasında birlikte sürükleyip götüremediklerini,ikinci kez Mexicoya donduklerinde bulacaklarına inanıyorlardı.Ama bu hazine bugun dahi bulunamamıştır.Cortez,Quauhtemoc'u asmadan önce işkence yaptı ama hiç bir şey öğrenemedi.Bütün hendekleri ve gölcükleri araştırdı.Yanlız şurada burada bir kaç döküntü buldu.uzun aramalardan sonra ele geçirilenlerin değeri yanlızca 136.000 castello idi.Bu ancak Ispanya sarayının payını karşılıyordu.Ancak Ispanya saldırıları ile ilgilenen herkes,Cortezin 15 mayıs 1522 günü yazdığı bir mektubunda yolladığını bildirdiği geminin hazine ile birlikte,Fransızlar tarafından ele geçirildiğini,Tüm hazineyi V.Karl da değildi I Francoisnin eline geçtiğini  anlatır.

Gelelim esa konumuz,Aztek Kültürüne,Ispanyolların verdiği zarara;Cortez oraya vardığında karşılaştığı bir uygarlık vardı.Cortez'e bizim görüş açımızdan  bir fatih olarak değil daha 1600 yılındaki insanlar için ölmüş,bizler içinde ölü olan bu kültürün ( bugün meksikaya yerleşmiş olan aşağı yukaro 2 milyon aztek  tıpkı mısır fellahları gibi tarihsiz yaşarlar )  talihli bulucusu gözüyle bakarsak,bu bulucununda,onun zamanındakilerin ve ondan sonrakilerinde de bu kültüre ne kadar önem verdiklerini öğrenmek çok önemlidirç

Cortezde  o zamanki görgü tanıkları gibi,tutsak ettiği bu ulusun gücü ve önemine dikkat çekmekten geri kalmamıştır.Çünkü o da başarısının ne kadar önemli olduğunu tüm dünyaya anlatmak istiyordu.O bir uygarlığı yıkmıştır,ne yazıkkı bugun bilr bu uygarlık iyi tanınmaz

Yeni dünyayı işgal eden Avrupa ve Batı kültürü,Amerikan uygurlıkları yani Tolteklerin Azteklerin ve Mayaların hiç olmadığı gibi bir inanışa kapılmıştır..Bunun nedenini,bu kültürün bizimle tarihsel evrim bakımından Babil,Mısıır ve Yunan kültürleri gibi içten ilgisi olmadığında aramak görüşüde savunulamaz.çünkü bunlardan daha uzak olmayan Çin ve Hint kültürleri bilincimizde çok daha canli olarak yaşamaktadır.Oysa arada kara bulunmasına karşın bu ülkeleri ekonomik ve siyasal ilişkilerimi bakımından dörtyüzyıl önce tamamı ile Ispanyollaştırmıştır.

Cortez evet bir vahşi olabilir ama bilmedende büyük bir uygarlığı ortaya çıkardı.



Thursday, May 10, 2018

II.MONTEZUMA'NIN HAZINESI ve HERNAN CORTES

'' Şafağın ilk hafif aydınlığında Ispanyol komutanı kıtasını düzenliyordu.Borular çalıyor,askerler bayraklar altında toplanıyordu.Yalnız sayısız Teocalli'lerin  basamaklı piramit tapınakların sunakları,üzerindeki ,kül renkli sabah sisi içinde belli belirsiz seçilen kutsal ateşler,başkentin yerini belli ediyordu.Sonra, ta Doğudaki  sıradağlardan  yükselen güneşin güzel vadiye döktüğü görkemli  ışıkla tapınaklar,kuleler ve saraylar  göründü.Bugün 8 Kasım 1519 idi; Avrupalıların ilk olarak Batıdaki dünyaya ayak bastıkları tarihin en ayrıcaliklı günlerinden biriydi..

İşte geçen yüzyılın tarihçilerinden biri ( W.H.Presscot ) Ispanyol serüvencisi Hernando Cortez!in ( kendisi mektuplarını Cortes diye imzaladı ) yanındaki 400 İspanyolla Mexico'yu ,Aztek Imparatorluğunun  başkenti ilk gördüğü andır.

Cortez'in birlikleri - yeni yardımcı uluslardan özellikle Azteklerin can düşmanı  Tlascalan'ların 6000 kişilik  bir kuvvet Ispanyolları yanında savaşıyordu- karayı ada kentle birleştiren  set üzerinden  ilerlerken büyük bir kalkar iner köprünün  üzerinden geçti.Şimdi,gücünü yalnızca çevresinde kaynaşan savaşçıların ,yanlızca karşılarındaki dev gibi yapıların  değil,bütün yerlilerin öykülerinin de çok etkili bir biçimde anlattığı bir hükümdarın eline düşmüş olduklarını bilmeyen tek Ispanyol yoktu.

Kentin büyük orta caddesinde vardıkları zaman karşılarından kendilerine doğru dalga dalga,süslü insanlardan ışıl ışıl,bir alay yaklaştı.Altın asalı 3 devlet memurunun  ardında soyluların omuzlarında taşıdıkları altın bir tahtıravan sallana sallana geliyordu.Güneşliği renk renk kuş tüylerinden  işlenmiş,baştan aşağı mücevherlerle süslü,gümüş çerçeveliydi.Bu güneşliği tutan soylular yalınayaktı,ölçülü adımlarla ilerliyor,gözlerini  yerden ayıramıyorlardı.Gereği kadar uzaklıkta  alay durdu,tahtarevandan kırk yaşlarında ,uzun boylu,narin bir adam indi.Yüzünün rengi sıradan halkından daha uçuktu.Siyah saçları düzdü ve çok uzun değildi; sakalı seyrekti.Arkasında  uçları boynundan bağlanmış inci ve mücevher işlemeli bir harmani vardı.Ayaklarına,altınla süslenmiş kayışlarla ayak bileklerine bağlanmış,altın sandallar giymişti.Soylulardan ikisinin kollarına dayanarak yaklaştığı sırada uşaklar,ayakları kirlenmesin diye  önüne pamuklu  örtüler seriyorlardı.İşte Aztek  Devletinin imparatoru II.Montezuma,Cortez'in karşısına böyle çıktı.

Cortez atında indi, on da soylularından ikisinin koluna dayanarak hükümdarın yanına gitti.Cortezin yanındakilerden biri olan Bertal Diaz Elli yıl sonra şöyle yazıyordu.' Bu sahneyi hiç bir zaman unutmayacağım ' der.

İki adamın birbirlerinin gözlerine baktıkları ,birbirlerine,içten gelme değil,yalnz sözde kalan dostluklarını bildirdikleri iki dünya iki çağ karşı karşıya idi.

Ama Cortez bir saldırgandu,araştırıcı değildi.Güzellik onu  ancak pahalı olursa büyüklük de boy ölçüşmek için ilgilendirirdi.Ona gereken kendisi ile Ispanya imparatoru için kazanç sağlamak,olsa olsa Hristiyan Haçını dikmekti.Kesinlikle bilgi peşinde değildi.Cortezin Montezuma ile karşılaşmasından  daha bir yıl geçmeden Montezuma ölmüştü.Bir yıl geçmeden o görkemli Meksika Talan edilmişti.Yanliz kent mi ? Yanlız Meksikamı ? Hayır yalnız o  değil !

Zamanımızın Kültür tarihçilerinden birinin,Spengler'in şu sözlerini buraya almamı gerekir; ' Bu kültür öldürülen tek kültürdür.Bu kültü içinden zayıflayarak çökmedi.,baskı altına girmedi ve önlenmedi; tersine gelişmesinin en görkemli döneminde öldürüldü.Tıpkı rastgele birinin vurup başını kopardığı bir günebakan çiçeği gibi yok edildi''

Bu olayı kavrayabilmek için dönüp,Hristiyan Batı tarihinin bir bölümünü oluşturan ,ateş ve kanın kızıllığına bulanmış,papaz cüppeleriyle örtülmüş ve kılıçla sınırlandırılmış.'' Konquistador'lar dönemi'' dene yollara bakmanız gerekmektedir.

1492 de Cenovalı Kaptan Cristobal Colon,sonraki adıyla Christop Colombus,Hindistan'a gitmek isterken Orta Ameriak açıklarında bulunan Guanahani,Küba ve Haiti'ui daha sonraki yolculuklarında Dominik adaları,Guadaloupe,Puerto Rica,Jamaica'yı sonunda da Güney ve Orta Amerika kıyılarını bulmuştu.Aynı zamanda,Vasco da Gama Hindistannın gerçek,daha doğrusu en kısa yolunu bulduğu sırada Hojeda,Vespucci ve Fernao de Magalhes yeni dünyanın güney kıyılarını inceliyorlardı.John Cabot'un yolculuğu  ve Macellan'ın dünyanın çevresini dolaşmasından sonra artık Amerika Kıtasının,Labrador'dan Ateş ülkesine dek bütün yayılışı biliniyordu.Nunez de Balboa'nın hiçbir büyük kaşifin kendini kurtaramadığı bir gösterişle,zırhı ve silahları  üzerinde olarak  Pasifik Okyanosuna girdiği,Pizarro ile Almagro'nun batı kıyısından Inka'lar ülkesine,bugünkü Peru'ya daldıkları zaman,tek bir insan yaşamı içinde Avrupa'nın büyük serüvenin yolu açılmıştı.Keşiflerin peşi sıra araştırmalar gelebilirdi,ama araştırma istilanın peşinden gitmek zorunda kaldı.Çünkü yeni dünya akıl almayacak denli zengindi.Bu zenginlik iki bakımdandı: Yeni açılacak ticaret kaynağı olarak ve yağma edilecek hazine olarak.

Bu sonuncunun,bugün yanlızca güney Amerikanın ırmaklarında işleyen gemilerin büyüklüğünde gemilerle bir avuç insanın,böyle görülmedik bir deliliği boyuna göze almalarında asıl neden olduğunu ,bütün ahlakçı politik makyevelist duşuncelere kapılmadan,kabul etmek bütünüyle yerindedir.Ama El Dorado nun parlak altınları umudunun tek harekete geçiren  güç olduğunu söylemekte haksızlık olur.Serüvencilikler yanlız kazanç düşüncesi,serdengeçlikle yanlız açgözlülük birleşmiyordu.Çünkü araştırıcılar ve fatihler yanlız kendileri için değil Isabelle ve Ferdinand  için,daha sonrada V.Karl için,nihayet 1493'te dünyayo dümdüz bir kalem çizgisiyle Ispanya ve Portekiz arasında bölen Papa Alexander Borgia için de sefere çıkıyorlardı.Apostolik Haşmetli uğurunda,Meryem'in sancağı altında ,putperesliğe karşı misyoner olarak gitmekteydiler ve hiçbir gemide haçı dikecek papaz eksik değildi.

Araştırmacıların ve Konquistadorların  Amerika'ya seferleriyle insanlık tarihinde ilk olarak ,dünyayı bir küre olduğu anlayışı yerleşti.Düşünce,din,politika ve serüven ruhu buna aynı ölçüde paylarını kattılar.Gökbilgisi,coğrafya ve navigasyon bilgisi '' Toprağında güneş batmayan '' gerçek bir Avrupa Imparatorluğuna genişlemesi için gerekli araçları sağladı.Taasup haline gelmiş bir inanç,serüvencilere kutsal bayrak altında ilgar ettirebiliyordu.Çünkü İspanyol soylularının yürekleri düşlerden yorulmuştu ve başarıla özlem duyuyorlardı.

Bütn Konquestdatorlar arasında Aztek İmparatorluğunu kasifi olduğu için bizi en çok  ilgilendiren Hernando Cortez ,aslında avukat olmayı istiyordu.Aynı nedenle şun ekleyelimki bu nefret ettiği meslekten ilk kaçışı,yani Columbus'un ardılı Nicola de Ovando'nun sefer heyetine katılma girişimi ,sevdiği bir kadının odasına tırmanmak isterken ,yüksek bir duvarın yıkılması ve Hernando'yu yıkıntılar altına gömmesi yüzünden boşa çıkmıştı.Bu Don Juan vari serüvenlerinin bildiğimiz ilki yüzünden aldığı yaralar onu Ovando'nun filosu yola çıkıncaya kadar yatağa düşürmüştü.

Cortez iyileşti ve görülmedik bir hırsla meksikaya saldırdı.On  altı yıl  çnce - ki 19 yaşında idi -Daha yeni Hispoanyola eyaletine gelmişti.Genel valinin yazmanı ona toprak vermek isteyince gururla şöyle demişti : '' Ben buraya altın kazanmaya geldim,köylü gibi tarla sürmeye değil demişti ' Ama Altın kazanmak için bekleyecekti.Yirmi dört yaşındayken Velasquez'in komutasından Kübanın fethine katıldı.Burada kendini göstersede ,Valinin muhaliflerine destek verince kendini hapiste buldu.Kaçtı,yakalandı,yeniden kaçtı,Sonunda Vali ile araları düzeldi.Bir çiftliğe getirdi,Kübaya ilk defa Avrupadan büyük baş hayvanlar getirdi,Altın madeni işletti.3000 castellonuşuk önemli bir para topladı.Yeni dünya yerliisi olup da ona dost olan ender kişilerden Piskopos de la Casas onun için şöyle der'' Bu parayo yerlilerin yaşamı pahasına elde ettiğini bir allah biliyor oda hesabını soracaktır '' 

Bu servertin birikmesi Cortezin bundan sonraki yaşamını belirledi.Yerlilerin anlattığı masalsı yerlere gidebilmek  için Velasquez le birlikte hazırladığı savaş donanmasının her türlü donanınımına para katabildiğinden Donanmanın başkomutanı oldu.Son dakikada Vali Velasquez ile aralarında gene problemler çıkt.Tam tüm servetini yatırdığı filo Trinidad ( Cuba ) dana hareket ederken onu yakalatmaya kalktı.Ancak Cortezin Askerleri ona bağlıydı.Vali askerlerden çekindi.Böylece Cortez on bir gemi ile en önemli serüvenine başladı.Neler ile karşılasacağını bilmeden sefere 110 gemici,553 asker ( bunlardan 32si kundaklı yay,13ü de Tüfek kullanıyordu)10 ağır top,4 hafifkolomborno topu ve 16 at ile çıkmıştı.

Siyah kadifeden altın sırmalı,kırmızı haçlı ve latince olarak '' Dostlar,haçın ardından gidelim,eğer inançlıysak bu nişanla yeneceğiz '' sözleri işlenmiş bayrağın altında askerlerine,bize dek kalmış olan bir söylev verdş.Sonunda şunları söyledi : '' Siz sayıca azsınız,ama azminiz güçlüdür '' Eğer bu sarsılmazsa hiç kuşku duymayın,kafirlerle olan savaşta Ispanyolları hiç bırakmayan ,Tanrı,çevrenizi kalabalık bir düşman sarsada sizi koruyacaktır; çünkü sizin davanız haklı bir davadır ve haçın sancağı altında çarpışıcaksınız .Haydi,neşe ve güvenle ileri ! Başlangıcı böyle tanrının lütfunu vaadeden bu işi zaferle sona erdirin ''

16 Ağustos 1519'da sonrada Vera Cruz'un kurulduğu yerin yakınındaki bir kıyıdan,Meksikayı  ele geçirmek için yola çıktı.Kabilerle çarpışarak  onları yenmek gerektiğini sanmıştı,bir imparatorluğu ele geçirmek zorunda olduğunu biliyordu.Barbar yabancılarla karşılaşacağını zannediyordu ama karşısında Uygar bir krallık bulmuştu.Yolunda köyler ve eski evler bulacağını zannederken,Ovada boy gösteren tapınakları ve yapılarıyla dev kentler yükseliyordu.Bir Kuduz köpek gibi saldırarak Montezumanın başkentine varır.Bölgenin iklimini ve tanımadıkları hastalıklarla savaştı.ellibin kişilik orduları yendi.Yenilmezlik ünü daha varmadan şehirden şehire ulaşıyordu.Komutanlık bilgisine canilik dürtüsünü eklledi.Montezumanın birbiri ardına yolladığı Elçileri armağanlarla geri yollar ve aynı zamanda Aztek kontrolündeki kabileleri kendi tarafına çekmeye çalışıyordu.Büyük düşmanı Tiascanları kendi yanına çekti.Sonundan kendisinden devletin başkentine girmemesini dileyen Montezumanın ( 100.000 savaşçısı vardı ) yarım ve hedefsiz önlemleriyle onu durduramayarak Cortezin hedefine varmasını engelliyemedi.

Bu zaferi açıklamak kolay değildir.Cortez'in gücü,hemen hemen mistik ünüyle teşkilatçı,disiplinli savaş yönetimini birleştirmesinde idi.Ateşli silahları ve disiplinleri büyük bir üstünlük sağladı.Bunun dışında Amerika yerlilerini çok ürküten bir şeyde Atlardı.Bunlar atla binicisini bir vücütmuş sanan Azteklerin gözünde dehşet verici canavarlardı.Komutanlarından bir Prens,bu hayvanlardan birini ele geçirip onu parçalattığı ve parçalarını tüm kentlerine  gönderdiği halde yine bu batıl korkularını yenemezler.

Bu ilerleyişin önüne geçilemeden  başkentin,önce yanlızca bir işgal olan,fetih günü,8 Kasım 1519 geldi çattı.Fakat Cortezin Meksika metropolünde eline düşen ganimet,daha on dokuz yaşında iken hayalini kurduğu bu hazine ve Aztek tanrılarının tapınaklarına vakitsiz dikilen haç,az kalsın Cortez'in Ispanyollarının zaferin tüm meyvelerini elllerinden alacak bir sürü karışıklık doğrumuştu.

10 Kasım 1519 başkente girişinden 3 gün sonra Cortez Aztek imparatorundan  kendisiyle adamlarına ayrılmış olan sarayda  bir kilise kurmak için izin istedi.Bu izin hemen verilidi.Hatta Montezuma ustalar yolladı.

Bu arada İspanyollar çevreyigözden geçirdilerçDuvarda taze bir sıva tabakası gördüler.Evlerdeki aramalardan öğrendiklerine göre bunun arkasında bir kapı olmalıydı.Misafir olmalarına ragmen  duvarı delmekten çekinmediler.Kapıyı bulunca Cortezi çağırdılar.

Cortez'i  açılan odaya bakınca gözlerini yummak zorunda kaldı.Karşısında en zengin kumaşlarla,süs eşyaları ve değerli kaplarla,her çeşit mücevherle  ve yanlız olağanüstü güzel işlenmiş eşya halinde  değil,külçeler halinde  yığılmış altın ve gümüşle dolu bir salon vardı! O sırada Cortezin yanında olan tarihçi Bertal Diaz şöyle demiştir:'' Genç bir insandım.Bana öyle geldiki  bütün dünyanın zenginlikleri burada idi ''

Montezuma nın hazinesni bulmuşlardırçAncak Cortez  kapıyı hemen kapattırdı.Hayal kurmuyordu bir yanardağın kenarında olduğunu biliyordu.Küçük ispanyol birliğinin bu dev kentteki şansının ne olduğunu düşününce bu adamların ataklığı karşısında bugün bizim bile soluğumuz kesilir.

Bu adamlar bu imparatorluğu ele geçirmeye düşünecek kadar deliydiler.Cortez bu deliliği gemliyordu.Başkentte güçlü ve hayatta kalabilmeri konquistadorların  uygulayacakları bir yol vardu.Cortez Motezumanın  bir Papa gibi sayıldığını biliyordu ve yanlız imparatoru ele geçirmenin onun uyruklarının her türlü düşmanlıklarını önlemeye yeteceğini anlamıştı.Bir zaman sonra Montezumayı sarayına davet etti ve Imparatorunda aynı yerde kalmasını istedi.Rica ve gizli tehditler karşık öyle nedenler ileri sürdü ki Montezuma utanç verici bir zayıflıkla kabul etti.

O günün akşamı yeni düzenlene kilisede keşiş Olmedo ile Diaz ayin yapıyorlardı.Tapınma sırasında her ispanyolun kendisini  ortak saydığı hazine,soldaki yan odada duruyordu.Onun sağındada hazinenin sahibi imparatorluğunun ortasında bir imparator olan fakat aynı zamanda bir kaç kişinin elinde bir rehineden başka bir şey olmayan adam oturuyor ve başına gelen ayıp için soylulardan teselli arıyordu.Bu durum için Bertal Diaz,Ayinin çok ciddi geçtiğini yazar.

Ama herşey Cortezin düşündüğü gibi gitmez 

Ispanyollar arasında ile anlaşmazlıklar çıktı.Montezuma'nın tutsak edilişinden  sonra Cortez artık hazineyi  yerinde bırakmak için bir neden görmemişti.Imparator durumunu kurtarmak için tüm hazinesini Ispanya kraına bağişlar ve uyrukluk yemini eder..Cortez hazineti büyük bir salona toplatıp,değerini hesaplattı.Bütün hazinenin değeri aşağı yukarı 162.000 altın peso tutuyordu.Bu da aşağı yukarı 7 milyon dolara geliyordu.Böyle bir hazine hiç bir Avrupa kralının hazinesinde olmamıştı.Askerlerin eşit pay alacağını düşünürsek,herkes zengin olacaktı.Ama cortezin hesabı başkaydı.Cortez şöyle diyordu.''Hazinenin beste biri Ispanya kralının hakkıdır.ikincisi kendisine,üçüncüsü vali velasqueze,dördüncüsü soylulara,topçulara,tüfekçilere,okçulara ve  Vera Cruzda kalan kıyı bekçilerine veriliyorduçAsker yanlızca 1/5 alabiliyordu.Her askere 100 altın peso düşüyordu.Kimse bunu beğenmedi.

Cortez nerede ise bir ayaklanma ile karşı karşıya idi.Kanlı düellolar oldu.Cortez güzel diller araya girdi.Askerleri ikna etti büyük ödül vaad etti.Ancak hazinenin ne kadarı bölüşülmüştü ? Yalnızca beşte biri bölüşülmüş geri kalanı o odada yatıyordu.

Bir kaç ay sonra daha ciddi sorunlar ortaya çıkar.Cortez kıyıda bırakmış olduğu yüzbaşıdan,Narvaez adlı birinin komutasındaki bir filonun Vera Cruza yanaşmış olduğunu bildirdi.Bu Filoyu Corteze kızgın olan Vali Valesquez yollamıştı,Amacı Cortezi tutuklayıp Kübaya götürmekti.Cortez cok ilginç şeyler öğrenir Yüzbaşıdan.çok ilginç şeyler öğrendi.Narveaz'in 18 parça gemiden oluşan filosunda 900 asker vardı.Bunlardan 80 tanesi atlı,80 tanesi Tüfekli,150 si ise kundaklı yay kullanıyordu.Ayrıca bir kaç parçada ağır topları vardı.Cortezin karşısında kendi yurttaşlarından bir ordu vardı.Mexico kentine gelen bu ordy yeni dünyada savaşa sürülmüş en büyük ordu idi.

O zaman akıl almaz bir şey oldu ve o güne dej Cortezin başarılarını yalnızca talihine ,gözüpekliliğine  ve düşmanlarının  kötü silahlanmış yerliler olmasına yoranlar bu düşüncelerini değiştirmek zorunda kaldı.

Cortez Naervez Saldırmaya karar verdi ama nasıl ?

Yüzbaşılarından Pedro  Alvaradoyu  Mexico'yu işgal altından tutmak ve daha önce olduğu gibi şimdide en değerli rehine olan Montezuma'yı beklemek için bırakmayı göze aldı; onun yanınada  kuvvetlerinin üçte ikisibi bıraktı.Kendiside geriye kalan üçte bir ile ki bu 70 kişi idi,Narvaez'e karşı gitti.Başkent'e veda ederken Montezumaya kendisine ihanet eden vatandaşlarını nasıl cezalandırıcağını öyle ıyı anlattıki Montezuam çok korktu.Corteze güven vermeye çalıştı; Tahtarevanı ile sura kadar eşlik etti.

Bundan sonra Cortez,ordusundaki yerlilerle birlikte toplma 268 kişi ile Ovaya Tierra Callienteye indi.Alabildiğine yagmur yağıyor ve fırtına vardı.Cortez Narvaez'in Compolla'ya vardığını öğrenmişti,artık aralarında yanlız bir ırmak vardı.

Askerlik deneyimi hiçde az olmayan Narvaez akşamdan,Cortez'e karşı mevzi almak için  ırmak kıyısına inmişti.Hava korkunçtu ve adamları mırıldanıyordu.O gece Cortezin gelmeyeceğinde emin olan Narvaez,silahlarınında üstünlüğüne güvenerek şehre döndü.

Ama Cortez Irmağı geçti.Düşmanın nöbetçilerine baskın verdi.Bu gece 1520 yılının Pente cote yortusu gecesiydi.Cortez bir avuç kötü donanımlı askerle ve Espiritu Sanat naraları ile başta cortez olarak ordugaha girdiler 

Baskın başarı ile sonuçlandı.Yanlızca yangınlar ve bir kaç kez ateş açan topların  atesleri ile aydınlana gece savaşı ile ordugah ele geçirildi.Narvaez kendini bir tapınak kulesinin tepesinde savunuyordu.Bir mızrak gözünü çıkardı.O acı ile bağırıken Cortez zafer diye bağırıyordu.

Daha sonralaru,Cocuyo'ların,çok büyük bir tür ateş böceklerinin,Cortez'in haklı davasına yardım etmiş oldukarı,ansızın büyük sürüler halinde ortaya çıkarak savunanlarda,büyük bir ordunun yanar tüfek kaısını uyandırdıkları söylendir ! Ana zafe açıktan açığa Cortezindi.Yenilenlerin çoğu Corteze bağlılık yemini edince Cortezin eline büyük bir silah ve ateş gücü geçer.Meksika seferini artık güçlü bir ordu ile yürütecekti.

Ama , o zamana kadar Cortez'in küçük müfrezesinin o denli olağanüstü bir biçimde başarabildiklerini bu güçiü kıta beceremeyecekti............




Monday, May 7, 2018

ISKOÇYANIN ŞANSIZ KRALIÇESI MARY STUART'IN HIKAYESI







Mary Stuart Turkiyede pek bilinmesede Avrupa ve Büyük Britanya Tarihi için çok önemli bir şahsiyettir.Onun hikayesi gücün peşinde koşanlar için bir örnektir..

Mary Stuart dogumundan itibaren talihsiz bir insandı.Daha yedi günlükken ,Iskoçya Kralı olan babası V.James ölmüştü.Mary Stuart'ın doğdu yıllarda 1542 Iskoçya çok ilkel bir ülkeydi.Protestanlığı tüm adaya yaymak isteyen Ingiltere Kralı VIII Henry nin önündeki tek engel henüz bir kaç günlük bebek olan Mary Stuart kalmıştı.V.James koyu bir Katolikti ve ölmeden vasiyetinde kızına bu mezhebi koruma görevi vermişti.Iskoç Lordlarınınn birbirlerini yedikleri ve ancak krallarına karşı ayaklanmak için birleştikleri bu geri kalmış ülkede ufacık bir çocuk ne yapabilirdiki ? Diğer Avrupa ülkelerinde ve Ingiltere'nin bazı şehirlerinde banka ve borsaların açıldığı bir dönemde ,Iskoçyanın tek gelir kaynağı  koyun sürüleriydi.Mary Stuart'ın babasının ne hazinesi ne de ordusu vardı.Bu güçsüz kralın biricik zenginliğini,sahibi  bulunduğu on bin koyun meydana getiriyordu.Iskoçya,bu nedenler,Katolik mezhebinin koruyucusu Roma dan para istemek zorundaydı.

Buna rağmen,Avrupanın tüm Kralları,Mary Stuart dogar doğmaz onu oğullarına almak için birbirleri ile yarışmaya başladılar.Ingiltere Kralı VII.Henry de ,Mary'i oğlu,Edward'a almak istiyordu.Bu amaçla,İskoçya'ya bir ordu yollamıştı.Fakat tüm aramalara rağmen Mary Stuart bulunamamıştı.Küçük kraliçe,elini daha çabuk tutan Fransa Elçisi Tarafından  Paris'e II.Henry'nin Paris Saint Germanin en Laye deki sarayına kaçırılmıştı.

Çok geçmeden Mary Stuart ,dedesi I.François'dan genetik olarak frengi hastalığı taşıyan Fransa Veliatıyla nişanlandı.On altı yaşındayken evlendi.Bu tamami ile siyasi bir evlenmeydi.Evlenmelerinden bir yıl sonra da Kayınpederi II.Henry bir düelloda ölünce.Mary Stuartın kocası II.François adı ile Fransa kralı oldu.Böylece onyedi yaşındaki Mary Stuart hem Fransa hemde Iskoçyanın kraliçesi olmuştu.Bu durum onu tutkulu bir insan haline getirmişti.İki ülkenin kraliçesi olmakla yetinmiyor,Ingiltere tahtı üzerindede bir hak iddia ediyordu.Üç ülkenin Kraliçesi olmak tutku ve hayali ile yaşarken,Kocası II.Francois 6 Aralık 1560 da öldü.18 Yaşında olan Mary artık yalnızca Iskoçya Kraliçesiydi..Fransa'da sığıntı durumuna düşünce,bunu onuruna yediremeyerek tek başına İskoçya ya dönmek zorunda kaldı.

Ispanya Tahtının veliatı Don Carlos ,Danimarka ve Isveç Krallarının evlilikle ilgili tekliflerini red edip Babasının tahtına oturur. Bu arada Mary Iskoçya tahtına ıyıce alışmış ve 23 yaşında genç ve güzel bir kadın olmuştu.Evlenme teklifleri arasında Ispanya Veliahtı ve Fransa Kralı IX Charles arasında seçim yaparken,daha on dokuz yaşında olan Iskoç Presni Darnley'e aşık oldu ve hiç bir tahtın varısı durumunda olmayan bu sarışın ve yakışıklı gençle evlenmek istedi.Ancak,Sevgilisi Protestan olduğu için Papadan ızın almak gerekiyordu.Beklediği izin bir türlü gelmeyinde daha fazla dayanamayan Mary,İtalyan asıllı sekreteri David Rizzio'nun yardımyle gizlice evlendi.

Ingiltere Kralices, I Elizabeth,yegeni Darnley'in kendisine sormadan bir katolikle evlenmesine içerlemişti.Cimri olması ile tanınmasına rağmen Iskoç Baron ve Lordlarına Mary'e karşı ayaklanmaları için altın yağdırdı.Bu altınlar kısa sürede etkisini göstermiş,yer yer ayaklanmalar başlamıştı.Durumun her geçen gün daha da kötüleştiğini gören Mary Stuart sonunda ayaklanan uyruklarıyla çarpışmak üzere topladığı ordusunun başına geçti.Savaşlarda gösterdiği ,gözü peklik ve art arda elde edilen zaferler,Kraliçenin iskoçyalıların tekrar sevilmesine yol açtı.Fakat bu savaşlar sırasında kocasının yüreksizliği ve cesaretsizliği gözünden kaçmaz.Bu yüzden kocası Darnley'den soğudu ve sekreteri italyan Rizzio'ya ilgi duymaya başladı.Yakında çocuğu olacağını  öne sürerek Darnley'i yanına sokmuyordu.,gece geç saatlere kadar devlet işleri için odasına kapanıyordu.Ama.Darnley,bunları kabul edip ,sineye çekecek biri değildi.Bir gece sadık adamlarıyla Mary'nin odasına baskın yaparak Rizzlio'yu öldürttü,Lordlarda Kralice Mary'i zina sucu ile suclayarak kendi şatosundan göz altına aldılar.Fakat Mary karnında Onun çocuğunu taşıdığını söylerek Darnley'i kandırdı ve oda karısı ile birlikte şatodan kaçtı.

Bu kaçırma olayından sonra Kralice Marynin kocasına duyduğu kin azalacağına ,çoğaldı.Kralice yanından ölen eski sevgilisi Rizzio yu unutamiyordu.Tam bu sıralarda halk arasında kötü bir üne sahip olan Bothwell'in Mary Stuart ile karşılaşıp kendine sevdirmesi ,işleri büsbütü karıştırdı.Şatolarını,varlığını ve en önemlisi Bothwell'e veren Mary Stuart ,yetkilerinide ona teslim etmekte bir sakınca görmedi.Bundan yararlanan Bothwell Iskoçyada askeri bir diktatörlük kurdu.Kraliceye karşı olan Lordlar ve Baronlarda korkudan sustular.

Kralice bu sırada aşığı ile evlenmek ve onu tahat çıkartmaktan başka bir şey düşünmüyordu.Kocası Darnler ise bu duruma dayanamayarak Glasgowdaki Babası Lennox dükünün yanına gitmişti ve orada çicek hastalığıan yakalanmıştı.Bu hastalik Bothwell'in kafasında korkunç bir düşüncenin doğmasına neden olur .Mary Stuar'a kocasu Darnleyi öldürtmek gibi.

Bothwell'e uyan Mary,Lennox şatosuna gidereke,Darnley'i görmek istedi,ona bakmaya geldiğini ileri sürüyordu.Darnleriilkin Kraliçeyi görmek istemediysede ,çok geçmeden onun yalanlarına inanır.Birlikte Edinburgh'a gittiler.Orada,hastalığının bulaşıcı olduğu gerekçesiyle onu ayrı bir eve yerleştirdiler.O gece yarısı ev bir patlama sonucu içindekilerle havaya uçtu.Ertesi gün Mary Stuart kocasının yabancılar tarafından öldürüldüğünü açıklıyordu.Ne varki kimse buna inanmadığı gibi Bothwell i Darnleryin katili olarak kabul ediyordu,Ama bothwell mahkemeden kurtuldu.

Bir iki gün sonra Kraliceyi Dumbar şatosuna kaçırdı.istesin veya istemesin Kralice ile evleneceğini söylüyordu.Kralice buna çoktan razı idi.Bir ay içindede Bothwick şatosunda evlendiler.Balayları ,3000 kişilik bir ordu ile üstlerine gelen ordu nedeni ile kısa sürdü.Ancak pencereden kaçarak kurtulabildiler.Ordularının başına geçene Kralice ve Bothswell düşmanlarının üstüne yürüselerde  yenildirler. Savasın sonundan Bothwell kaçarken Kralice esir düşer.Herşeyini kaybeden kraliçe ,Bothwell'e yazdığı ve cinayetlere ortak olduğunu ortaya çıkaran aşk mektuplarının ele geçmesiyle daha zorda kalır.Lordlar ve Baronlar toplanarak Tahta Oglu VI James'i çıkarırlar

Mary bu seferde Leochlvene şatosuna kapatılır.Kendisine aşık ettiği bir uşağın yardımı ile kılık değiştirip kaçar.Bir hafta içinde katoliklerden büyük bir ordu kursdada Langside savaşında yenilir.Tüm umutları kırılımca atına atlayıp Ingiltere Kralicesi Elizabethe sıgınır .Bu seceneği konusu hala anlaşılamamıştır.Elizabeth onu  şatodan şatoya dolaştırdı.Ona 19 yıl sürecek olan esareti boyunca her ay 200 Ingiliz lirası ödenek bağladı.Mary'ye Fransadanda  para geliyordu.Tutukluluğunun ilk yıllarında uysal davranıyordu.Çevresindeki güvenlik önlemleri gevşedikçe,cesareti artıyordu.Kendisine gelen mektuplarla uğraşmaları için üç sekreter tutulmuştu.Bu arada köy köy dolaşan casusları,edindikleri bilgileri kitap,çamaşır ve perukaların arasına gizleyerek ona ulaştırıyorlardı.Gerçi geniş ve güçlü bir casusluk örgütü kurmuştu ama ,her adamı Elizabethin gizli polisleri tarafından izleniyordu.

Elizabeth'in Mary Stuart'ın her davranışını izletmesi boşuna değildi.Kendini güvende hissetmiyordu.Katoliklerin desteklediği Lord Norfolk Tüm Kuzey Ingiltereyi ayaklandırmıs ve Elizabethin tahtınıda sallamaya başlamıştı.Lordu bu ayaklanmaya kışkırtan tabiiki Mary Stuarttı.Ona başarılı olup onu Iskoçya tahtına geçirebilirse evlenceği sözünü vermişti.Bu durumu öğrenen Elizabeth Norfolk dükünü idam ettirdi ve Marynin yanlızca cevresindeki güvenliği artırdı.Yıllar geçsede; 40 yaşına gelsede Mary kendisi için ölümü göze alacak gençleri rahatca buluyordu ve bu durumdan yararlanmayı istiyordu.Her hafta şatoya gönderilen bira fıcılarının içindeki gizli bölmelerdeki mektuplarda özgürlüğünün yakın olduğu söyleniyordu.Bütün mektuplarının Elizabethin gizli servisi tarafından okunduğunu bilmeyen Kralice büyük bir ordu ile Londraya girmeyi hayal ederken,parlemantoda onun kafasının kesilmesi kararı alınıyordu.

19 Kasım 1586 da I Elizabeth'in özel habercisi  Kont Burkhust Mary Stuartın hücresine gelmiş kararı bildirmiştir.Kont yanındakilerle birlikte odadoan çıkarken  bir an duraksamış ve geri dönerek bağışlanmayacağını eklemiştir.

Bundan sonra Iskoçya Kraliçesi üç ay boyunca ölümü bekledir.Bu dönem içinde Mary Stuartın 3 yere mektup yazdığı bilinmektedir.Mektuplardan biri Papa'ya ,ötekisi İspanyanın Ingiltere elçisine ve Glasgow Başpiskoposuna .ancak mektuplar idamdan sonra ulaşır.


Soguk bir şubat gününün öğleden sonrasında,Mary Stuart rahatsızlığından ötürü yatağında dinlenirken,Ingiliz Mareşalı Kent Kontunun geldiğini bildirdiler.Kalkıp giyindi ve ölüm habercilerini beklemeye başladı.İçeri girenlerden Beate,sarı kraliuyet mührü bulunan parşömeni açarak idam kararını okudu.

Mary Stuart okudukları dinledikten sonra haç çıkardı ve :

'' Verdiğiniz bu haberden ötürü Tanrı'ya şükrediyorum.Bu haber ,artık acılarımın sona ereceğini müjdeliyor.Bundan daha iyi bir haber alamazdım.Çok uzun bir süredir bunu bekliyordum.Hazırım.Kanımın Katolik kilisesi için akacak olmasıda ayrıca beni sevindiriyor ' dedi

Iyı bir hristiyan olarak ölümden korkmadığını  söyleyerek şunları ekledi :

'' Yanluz iki isteğim var;birincşsş son yolculuğa hazırlanmam için yanıma kendi rahibimin verilmesi,öbürüde,dua edebilmem için bana bir kaç saat daha süre tanınmasıdır..''

Kent Kontu büyük bir kızgınlık içinde :

' Istediğiniz yerine getirilmeyecektir.Size katolik mezhebine baglı bir rahip veremeyiz.Mezhep  değiştirmeniz gerek.Çünkü yanlızca vücudunuzu değil,ruhunuzuda mahkum ettik.Bunun için saygıdeğer rahip Fletcher'i göndereceğim '' diye bağırdı

Mary Stuart :
' Isteğinizi gerçekleştiremeyeceksiniz.Boşuna uğraşmayın,ruhum Katolik kalacaktır' dedi

Bu sözler üzerine gelenler ,başka bir şey söylemeden çıktılar.Kent Kontu odadan çıkacağı sırada ,Mary Stuart sordu: 

' Yargı ne zaman yerine getirilecek ? '
' Yarın sabah sekizde '

Kendisine çok bağlı nedimesi Jane Kennedy hıçkırarak ağlıyordu.Mary onu avutmaya çalıştı:
' Sil gözlerinin yaşını.Acılarım artık sona eriyor.Buna sevinmen gerek'

Ertesi sabah saat sekizde kapı vuruldu.Mary Stuart dua ediyordu.O sırada .İçeriye dört kişi girmişti.Kraliçeyi alıp götürürlerken yanındakileri hücrede bıraktılar.
Ölüm kararının uygulanacağı salonun ortasında yerden yarım metre yüksekliğinde ,üzeri siyahlarla kaplı bir yer hazırlanmıştı.Mary Stıart'ın başını koyacağu kütük,de üstü örtülü olarak tam yerde duruyordu.Kütüğün önünde yine siyah bir yastık ve biraz daha ötede  bir tabure vardı.

Mary,basamakları  çıktı ve tabureye oturdu.Bu sırada Presbiteryen rahibi Fletcher yanında belirdi.
' Madam Kraliçe hazretlerinin buyruklarına uyarak dini telkinleri ben yapacağım '
' Boşuna yorulmayın .Sizin sözlerinizi dinleyecek  değilim.Katolik doğdum.Katolik olarak öleceğim!
Fletcher onu duymamış gibi telkinlere başlamıştı.Mary de kararının ve iradesinin gücünü göstermek için arkasını dönerek ,kendi mezhebine göre dua  etmeye başladı.Kent Kontu gözleri öfkeyle ona bakıyordu.

' Neye yarar sanki bu yaptığınız ? '

Kent Kontunun bu sözleri üzerine  Mary Stuart,daha yüksek sesle duasını  sürdürdü.Sonra elindeki fildişi haçı havaya kaldırarak bağırdı:

' Kanımı bu haçın dibine akıtacağım '

Duasını bitirdiğinde cellatlar onun önünde diz çökerek,yerine getirmek zorunda oldukları bu görevden dolayı kendilerini bağışlamasını istediler.Mary Stuart Cellatlara :

' Sizleri bütün kalbimle bağışlıyorum.Ölümüm karayazımın sonu olacak ' dedi

Mary Stuart'ın son dakikaleri gelmişti.Gözlerini bağladılar.Cellatın yamağı koluna girerek onu siyah yastığın üstünde diz çöktürdü.Davranışlarında en küçük  bir ürkme belirtisi yoktu.Yüksek sesle Latince Dua okumaya başladı.Dua sona erince ,el yordamıyla arayıp bulduğu kütüğün üzerine başını koydu.Yeniden Latince duaya başladığı sırada balta ensesine indi............Sonra birinciyi,ikinci ve üçüncü  vuruşlar belirledi..............

Tuesday, January 16, 2018

OSMANLI PADIŞAHLARININ TAHTA ÇIKIŞ TÖRENLERI ÜZERINE BIR ÇALIŞMA

Osmanlı imparatorluğu devrinde padişahların şahsen mutlaka katıldıkları bazı törenler vardı.Tabii bunların başında tahta çıkma gelirdi. ' Muayede ' denilen bayram tebrikleri ' Selamlık ' diye anılan cuma namazları,mevlut alayları,ramazan aylarının 27.gecelerine rastladığı kabul edilen Kadir geceleri törenleri bunların arasından sayılır.Bu törenler sırasında ise Alkışıbaşının emrindeki resmi alkışçılar hazır bulunur ve yeri geldikçe hükümdara alkış ederlerdi.Bunlar sarayda görevli Divan çavuşları araınsdna seçilen bir gruptu.

Divan çavuşlarının asıl görevi ,sarayda kubbealtı denilen yerde divan,yani hükümet üyelerinin toplantı günlerinde düzeni sağlamak,divanda davası olanları sıraya sokmak,verilen kararlrdan hemen uygulanması gerekenleri uygulamak,törenlerde hazır bulunmak gibi işlerdi.Amirlerine Çavuşbaşı denirdi.

Divan Çavuşbaşları ayrıca yüksek dereceli devlet görevlilerinin  idam veya sürgününde görev aldıklaeı gibi ;elçilikle yabancı devletlerede gönderildikleri olurdu.Padişahlar şehirde alayla gezerken ,veya camiye giderkenönde yürüyerek yok  açarlar,padişah seferede giderse onlarda giderdi.Brş bölük halinde kurulan  ve '' Dergah ı Ali  Çavuşları '' diyede  anılan Divan çavuşlarının sayısı başta 200 iken zamanın bine kadar yükselmişti.

Osmanlu Devletinde çeşitli nedenlere yapılan pek çok tören vardı.Bu törenlerde sırası geldikçe ,padişahlara  gururun ve kibirin ne kadae boş olduğunu ,Allahın katında herkesin eşit olduğunu hatırlatmak ,eski türk geleneklerindendir.Bu ımparatorluğun sonuna kadar devam etmiştir.

O zamanlar alkış,günümüzde olduğu gibi ,el çırparak yapılmazdı.Aslı türkçe olan bu kelime övmek,dua etmek anlamına gelirdi.Alkış yaomak,bellli sözlerden meydana gelmiş bir dua ve övgüyü besteye yakın bir ahenkle,kor halinde ve bağırma dereceside  yüksek sesle söylemek demekti.Yukarida  saydığımız törenlerin dışında ,padişahların ata binip inmeleri,saraya girip çıkmaları ve özellikle savaşa hareketleri sırasında Divan çavuşları tarafından alkış tertip edilirdi.Örneğin Yavuz Sultan Selim Han ,Şah Ismail ile karşılaşmak için sefere çıktığı sırada,20 Mart 1514 günü atına binerken altın çomaklı Divan Çavuşları kendisine :

'' Hak dergahında sevgili ce eğerinde doluidüşmana galip ve arzuna mail olasın !.... '' diye alkışlamış olduklarını ' Feridun bey Münşeatında ' görüyoruz.

Osmanlu Türklerialkış usulunu  Anadolu selçuklularında almışlardır.Ayrıca Abbasi'lerde ilhanlılar'da,Memluklularda,Anadolu beyliklerin'de bu gelenek vardı ve hatta onlardan Bizanslılara geçmiştir.

Osmanlı Padişahşarı,son padişah VI.Mehmet Vahiddeddin dahil, Topkapı sarayı'nın  üçüncü kapısı olan  ve ' Babüssaade ' diye anılan kapının önünde kurulan tajta oturarak padişah olmuşlardır.Padişahlığı,örneğin sefer nedeniyle,daha evvel ilan edilenler bile,sonra bu tahta oturma törenini  yapanlar ve bu arada Yeniçerilerin ve Sipahi,topçu,cebeci gibi öbür ocak mensuplarının  bahşiş ve terrakkilerini kabul ettiklerini verdim sözüyle ifade ederlerdi.Bu yüzden :

'' Al-i Osman padişahları tahta oturamazlar,meğer ki asker kılıcı altından geçmeyince ...' denirdi

Nitek,m,46 yıl padişahlıktan sonra katılmış olduğu onüç büyük seferin sonuncusunda ve 6/7 eyl
l 566  tarihinde  Sigetvar kalesi kuşatması sırasında vefat eden Kanuni Sultan Süleymanını o sırada  yaşayan tek oğlu,genç ve mağrur II.Selim,bu baskıya karşı koymak isteyince başkaldıran yeniçeriler tarafından saraya sokulmamış,sonunda baba evine girebilmek için ister istemez :

'' Bütün bahşiş ve terekkileriniz makbülümdür ,verdim '' demek zorunda kalmıştı...


Hangi törenlerde neler denirdi ?

Sabah namazını Ayasofya camii'nde kılan devlet ricali,' Cülüs ' denilen tahta oturma töreninde bulunmak için başta Sadrazam,Şeyhülislam ve Nakibüleşraf ,Istanbulda bulunuyorsa kırım hanı ,hükümey üyeleri,kubbe vezirleri,kadıaskerler,defterdar,olmak üzere ileri gelen devlet ricali ,yine Istanbul'da ise Anadolu ve Rumeli Beylerbeyleri ile bu görevlerde bir evvel bulunmuş olanlar,Kaptanı derya v.s.Topkapı sarayının birinci ve ikinci  kapısından ( Bab-ı hümayun ve Babüsselam ) geçerek  üçüncü kapının ( Babüssaade ) önünde kurulmuş olan cülüs tahtının önünde derecelerine göre yerlerini alırlardı.

Yeni padişah,Üçünçü kapıdan geçince Divan çavuşları önce :

- ' Aleyke avnullah ' ( Allahın yardımı seninler olsun ) diye alkış yaparlardı.Padişah tahta doğru  yürürken bu sefer:

-' Uğurun açık olsun,ikbalin füzün,Padişahım devletinle çok yaşa !...'' alkışı yapılırdı

Padişah ilk defa tahta oturunca ise

- Maaşallah...Mağrur olam padişahım senden büyük allah var !...şeklinde alkışlanırdı ki bu ; zamanla halk arasında adeta bir atasözü haline gelmişti.

Bundan sonra da tebrikler ,başlardı.Şeyhülislam ce Nakibüleşraf tebrik için tahta yaklaşırkan ...

-'' Hareket i  hümayun padişahım devletinle bin yaşa '' alkışlarıyla onlara ayağa kalkması gerektiğni  hünkara hatırlatırlar,tebrik sona erince...

- Istirahat -i hümayun padişahım devletinle bin yaşa '' diyerek törenin sona erdiğini haber verirlerdi.Sadrazam tebrik edip yeri öpünce:

- '' Maaşallah..Ömr-i devletinle çok yaşa ! '' diye alkışlanırdı.

Bayram tebrikleride hemen hemen aynı şekilde olurdu.

Padişahlar Cuma selamlığı için at veya arabaya binmek için saray kapısından çıkarken :

- '' Uğurun hayrola,yaşın uzun ola,Allah efendimize ömürler vere,devletinle çok yaşa ! ... '' alkışı yapılırdı

Padişah camiye yaklaştığı sırada selamlım töreni için gelmiş olan devlet ricali atlarından inerler ve Sadrazam hünkara yerden temenna ederken yine :
-'' Maaşallah,ömi devletinde çok yaşa '' diye alkışlanırdı

Padişah gerek binek taşında attan inerken ve gerekse namazdan sonra ata binerken de yine :

-'' Yardımcın Allah ola,ömrün uzun ola,hak teala efendimize ömürler vere,devletinle çok yaşa '' alkışı yapılır ve buna büyük alkış denirdi

Tanzimat'tan sonra :

XIX.yüzyılın ortalarında Divan Çavuşları kaldırıldığı için alkış görevi Muzika i Hümayun denilen sarayın alafranga ve alatrka musiki takımlarından ayrılan altı kişiye verilmiş ve bunlar '' Alkışçı bölüğü '' diye anılmıştır.Amirleri ' Alkışçıbaşı ' olup bu görevde son olarak buluna Tevfik bey,1909 yılında ikinci Meşrutiyetin  ilanıyla emekliye ayrılmış ve bu görevde kaldırılmıştır.1927 yılında ölen Tevfik bey,usta bir müziksever olup sesinin pek güzel olması ile ünlüymüş

Dolmabahçe sarayı yapıldıktan sonra muayede törenleri burada yapılmış ve bazı değişikliklere uğramıştr.Buna göre Padişah,büyük muayede salonuna gelerek tahtın önünde ayakta duru,tatun iki tarafındaki saçaklardan  sağdakinei Mabeyn Müşiri tutardt.Padişah,hafigçe sağa dönerek ,törenin başlamasını işaret eder,Bala rütbesine kadar olan devlet ricali sırayla saçağı öperlerdi.Sonra padişah hafifçe sola döner ve Mabeyn Müşiri  bu sefer soldaki  saçağı tutar, bunun üzerine başta sadrazam olmak üzere  Nazırlar ( yani bakanlar kurulu üyeleri ) salona girerlerdi.

Sadrazam,her adımda temenna ederek tahta doğru yaklaşır ve her adımda !..
- Yardımcın Allah ola,devletinle bin yaşa..'' diye alkışlanırdı.Aynı alkış nazırlarada yapılırdı.Bundan sonra :
- İstirahatt-i hümayun padişahım ,devrinle çok yaşa ! '' alkışı üzerine  padişah tahta oturur,bu sefer büyük rütbeli  askerler ve protokola dahil diğer kimseler  derecelerine göre saçak öperlerdi,ancak bu sırada alkış yapılmazdı.Bu heyetin salondan çıkışından sonra  Şeyhülislam  tebrike gelir,padişah kendisini ayakta karşılar  ve 
- Yardımcın Allah ola,ömr i devletinle çok yaşa diye alkışlanırdı 

Şeyhülislam bu sırada etek öper ve kısa bir duadan sonra çekilir,arkasından  başta kadıaskerler olamk üzere  ulema sınıfı hünkarı  aynı şekilde alkışsız  olarak tebrik ederlerdi.

Padişah bundan sonra bir saat kadar dinlenir,sonrada protokola dahil daha küçük rütbedeki saray ve Babiali memurlarının tebriklerini kabul eder,ancak bunlarada alkış yapılmazdı.

Tebrikler bitip hünkar hareme dönmek üzere tahttan inerkende  Büyük alkış yapılırdı


-