Katolik kilisesini kendi içinde degisiklikler yapmaya zorlayan buyuk deprem Orta Avrupadan geldi.BirPapazi olan Martin Luther ( 10 Kasim 1483 Eisleben -18 Subat 1546 Eisleben ) varlikli bir burjuva ailesinin ogluydu.1501 cd çagin en unlu Alman Universitesi Erfurta gitti..1505 te yuksek lisans ogrenimini tamamladi..1507 de papazliga atandi ve yuksek ilahiyat ogrenimi için Wittenberg üniversitesine girdi.Üyesi bulundugu Augustinus keşişler tarikati ile Romaya gitti.Luther Katolik kilisesi üzerine ilk kuşkulari Roma'da yüksek rütbeli papazlarin yaşam biçimini görünce duydu..1512 ilahiyat doktorasi aldı.Philipp Melanchton ve Andreas Karlstad'la beraber üniversitelerdeki ilahiyat ögretim programini yeniden planladialr
1517 de papaliğin Romadakş St Petrus Bazilikasi'nın yeniden yapımı için enduljans dağıtım kararı Lutherin tepkisine neden oldu.Gercekte durum daha da degisikti. ve luther bunu ögrenmişti,Enduljansin Almanyadaki satısından toplanan para dogrudan Mainz Baspiskoposu Albrechtin özel kasasina girecekti,Ayrica Dominiken endüljans dagıtıcısı Johann Tezel'in enduljanslari gercek degerlerinin çok üstğnden karaborsa fiyatina satiyordu.Luhter'in tüm uyarilarina ragmen Wittenberg kilisesi üyeleri endüljanslari johann Tetzelden alınca Luther ünlü çıkışını yaptı..31 Ekim 1517 de ünlü Doksan Beş Tezini hazırlayarak Wittenberg'teki Schlossskirshenin kapısına astı.Martin Luther ünlü Wittenberg Tezleri ile Hristiyanliğin içsel manevi degerlerine dönüş çagrısı yapıyordu.Kilisenin politikasini üstü ortulu bıcımden elestiriyordu.Ancak papalıgın enduljans yetkisine dokunmuyordu.,yanliz enduljans satislarinin daha sıkı kontrol edilmesini istyordu.
Luther'in doksan beş tezi gelişen matbaa tekikleri ile o döneme kadar görülmemis bir tiraja ulasti.Alman universite ögrencileri,aydınlar,Aritokrasinin uluscu genc kesimi ve kentliler arasinda yayıldı.J.Hus ve J.Wyclifin elestirileri yanında suya sabuna dokunmayan bir biçimde kaleme alınmasina ragmen Luther'in tezleri beklenilmeyen tepki cekti.Kilisenin tepki vermesinin nedeni tezlerin çoğaltılıp halka dağıtılması idi.ilk kez Kiliseye yönelik bir eleştiriyi Roma denetleyemiyor ,kamuya mal oluyordu,bu elestiriler kapali kapılar arasindan pazarliklarla yok edilemezdi.Diger bir neden Luther'in bir Alman olmasidir.Kutsal Roma Germen imparatorluğunun temel dayanagi ve gücü Alman ulusu idi.Jan Hus ile gelişen çek ulusçulugu ,italyan kent devletlerindeki Burjuva kültürel olusumu Almanlarida Etkilemeye başlamıştı ve gelişen Alman ulusak bilinci,Hristiyan internationlizmini ve bu idelojinin Roma'daki Latin kökenli uygulayacılarını sorgulamaya başlamıştı.
Kilise sayıca az ve güçsüz olan Çeklerden ötürü Jan Hus başkaldırısını onlemisti.Ama şimdi karşısında guclu ce kalabalık bir ulus vardı ve bu ulusun aydınları,burjuvazinin ve aristokratlarin buyuk kesimi ( genc prensler,Kontlar,şövalyeler,atölye sahipleri ile calişanlari ve tuccarlari ) Lutheri izliyorlardı.Katolik kilisesine karsı bırlesiyorlardı
Ilahiyatci Johann Eck Lutherin tezlerin elestiren bir yazi yayımladi.Johann Eck'in yazsini Andreas Karsltad dört besyuz tezle yanıtladi.Karlstad'ın tezleri daha radikal ve devrimci idi,Tum Almanyaya dagıtıldı..
Aynı yıllarda Isvçrede baska bir Alman papazda Katolik kilisesine karsı elestirilerde bulunuyor ve Halk tarafindan destekleniyordu.Bu Alman Papazin adi Huldrych Zwingli ( 1 ocak 1484-11 Ekim 1531 ) ,Yayımlamıs oldugu 67 Madde halkın ve belediye yönetimin destegi ve reformcu Leo Jud'un yardımlari ile Zurich sehrinin buyuk katedralinde uygulaniyordu.Zwingli Kilisesnin dina adamlarına getirdiği evlenme yasağını tanımadığını soyler ve papaz cubbesi ile evlendi ( 1524 )
Zwinglinin temez tezleri şunlardı
1.Kilise tanrı sözünden dogmustur ve Isa mesihten baska önderi yokt'ur
2.Kilise yasaları Kutsal metinlere uygun olmak zorundadır
3.Insanin Kurtulusuna Isa Mesih'ten baska kimse aracı olamaz
4.Evlilik herkes için hatta din adamları için bile meşrudur
5.Kutsal metinlerde,ölülerim yaşayanlar adına aracılık etmeleri yada bağıslayıcı olmalari,ikon kilise resimleri,araf gibi konular yer almaz
6.Komunyon ayinlerinde kutsanan töz dönüşümü ne incilde vardır nede diger kutsal metinlerde.
7Missa töreni Isanin kendini Inan oglunun kurtulusu için kurban etmesine karşı işlenen en büyük suc ve gınahtır
Zwinglinin yanısıra Martin Lutherinde Romayi elestirmesi karsısında roma panige kapıldu.Lutheri sertlikle susturmayi denedi.Augsburg'daki Kardinal Gaetano'ya Lutheri gerekirse zinicre vurarak Roma'ya gönderilmesi talimati verdi ( 1518 ).Luther Kardinal ile görüştü,zincire vurulmaktan kurtuldu.Luther'le Roma arasındaki tartışma endüljans satışlarını aşmış,iman ile kayrı arasındaki ilişkiye kaymıştı.Luther'e göre Isa Mesihin kendini kurban etmesi ile bağışlanan ve kirlerinden arınan insann vicdanı artık,esenlik içinde olabilirdi.Tanrı'nın kayrısı karşılıksız bir bağıştı ve bu bağışta Isa Mesih'in kendini insan oğlu için kurban etmesi ilei gercekleşmişti.Günahın yükünden kurtulan insan ruhu artık Tanrı'ya kendiliğinden bir boyun eğişle hizmet edebilirdi...
Luther,Pavlus'un Romalılara mektubunda ki ' Insan şer,atın gerekleri dışında imanla aklanır'cümlesini 'iman ' sözcüğünün başına ' yalnız' sözcüğünü koyarak çeviriyor ve Tanrı'ya yürekten içsel bir teslimiyetin,tek başına insanın,aklanmak bağışlanmak için yeterli olduğunu iddia ediyordu,Kilisenin bu görüşü paylaşması olanıksızdı; bu,kiliseini kapıya kilit vurmasi demekti.Papa ve piskoposların yüz yıllar boyu büyük bir emekle olusturdukları ideolojisi ile vardı...gücünün ve servetinin kaynagi ideoloji ile içiçe girmiş örgütsel yapı idi.. Ideolojide verilecek bir taviz örgütün bütününde onmaz yaralar açabilirdi..Kilise varoluş nedenini ne Luther nede isa ıcın ortadan kaldıramazdi
Kardinal Gaetano,Luther'i inanç ve görüşlerinden vaz geciremeyecegini anlayınca tutuklatmak istedi,Luther tuzagi ogrenir ve kaçtı
1520'de Papa Luther'e karşı Exsurge Domine adlı fermanı yayınladı,ardından Roma'da meydanın ortasında Luther'in vaazları ve yazıları törenler yakıldı..Bunun üzerine Luther ' An der christlichen adel deutscher Nation ' ( Alman ulusunun Hristiyan Soylularına ) adlı risalesini yayınladı...
Luther'in Roma'ya başkaldırısının belgesidir..Luther yazısında Kilisenin yeniden yapılanmasi gereğini vurguluyor ve bu iş için Alman devletine görev yüklüyordu...Yazı dogrudan dogruya Alman Soylularına sesleniyordu,Bu yazı Alaman uluscuları tarafından çoşkuyla karşılandı.İkinci yazı Latince Kaleme alınmıştı ve ilahiyatçılarla papazlara sesleniyordu ' De captivatete babylonica ecclesiase praludium ' ( Kilisenin Babil Tutsaklığına ilişkin giriş) bu yazın çağın hümanist düşünür ve reformcu din adamları ile arasını açtı............
Luther bu yazısında yedi kutsama ayinin üçe ( Vaftiz,komünyon ,Günah çıkarma ) indiriyor ve komünyon ayinindeki substansiel dönüşümü kabul ediyordu...Luther' e göre Isa'nın son akşam yemeğinde kullandığı ' bu benim bedenimdir ' cümlesi mecazi degildilr,gerceği dile getirir ve oldugu gibi kabul edilmelidir..Oysa,J.Wytcliffe ,J.Hus,Zwingli bunu yadsiyor..Missa törenini putperestlik ve günah olmakla sucluyordu
Ikıncı yazısından sonra hemen peşinden Papa'ya seslendiği ' Von der Freiheit eines Christenmeschen ' ( Hristiyanın Özgürlüğüne İlişkin ) adli risalesinde,Roma'yala arasını açan,kayrının,Tanrının karşılıksız bir bağışı olduğu ve yanlızca iman yolu ile aklanmanın ,arınmanın sonuclarını ahlaki açıdan sorguluyordu...
Her 3 yazısında bir yandan Luther Katolik kilisesi arasındatüm bağları koparırıken,diğer yandan Missa törenine yaklaşımından ötürü çağın reformcu ve hümanistler arasinda duvarlar örüyordu.Luther gerçekte geleneksel Katolik Kilisesinin törenlerini ve yönetimini basitleştiriyor..Kiliseyi devletin denetimine açıyor ,disioline ederek almanlastırıyordu
10 Aralik 1520'de Alma Ögrenciler Wittenberg' de Kapısı önünde kocaman bir ates yakarak kilise hukukcularının kitaplarını yaktılar
Luther aynı ateşe papalığın kendi hakkında yayınladığı ' Exsurge Domine'yi ' Attı.Papa'nın yanıtı gecikmedi.5 Ocak 1521 de ' Decet Romanum Pantificem ' fermani ile aforoz edildi...ayrıca Kutsal Roma Germen İmparatoru'da Luther'in tüm yazılarının yasaklanmasını ve basılı olanlarınında kentlerin meydanlaından yakılmasını istedi..Unlu Worms Diet de Luther'i yasadışı ilan ederek eserlerini yasakladi...Kutsal Roma Germen Imparatorluğu topraklarında Karlstadt,Zwingli ve Luther taraftarları ile kilise arasında buyuk gerilim yasanmaya basladı.Hristiyan avrupa ikiye bolundu..Uluscu genc prens ve Şövalyelere gerekirse savasacıklarını ilan ettiler...Köylülerinden Reform yanlılarını desteklemeleri üzerine kilise ve yandaşları geri adım attılar...Ulusçu genc aristokratlar önceden hazırlamiş bir senaryoyay uygun olarak Luther'i kaçırılmıs gibi göstererek Wartburg Satosunda koruma altına aldılar
Luther Wartburg Şatosundan İncil'i Almancaya çevridi..Almanca incil hizla çoğaltılarak tüm Alman kentlerinde dağıtıldı..( 1522 ) Kisa bir süre sonra gencler,kentliler,koyluler sokaklara döküldüler ve barikatlar kurmaya başladılar..Tüm Alman kentleri Roma'ya ve Katolik kilisesine karşı ayaklandılar.Ayaklananlar bir süre sonra Lutheri aşaral kendilerine radikal reformcu olan Karlstadt ve Zwingli bayrak edindiler...Gittikçe yayıln gösteri ve şiddet üzerine Luther Wittenberg'e geri döndü..Augustinus'cu kesiş cübbesibni giyerek yeniden vaazlar vermeye başladı; bir yandan Papa'ya karşı cıkarken diger yandan reform istegi ile ayaklananları fanatiklikle suçluyordu...
Bu dönemde Saksonya Meclisi'ne yazdığı mektuplarda Zwingli ve Kalstadt reformcularını devrimcilikle sucluyor ve devletin müdahalesini isterç
1523 'de ' Von Wehlicher Obrigkeit ' ( Dünya Yönetimi Üzerine 'adlı yazısını yayınlar..Bu yazısından dünyevi ve ilahi yönetimi birbirinden ayırıyor ve hangii nedenle olursa olsun devlete karşı,yasal yönetime karşı ayaklanmayı yasaklıyor,günah olarak sucluyordu...
M.Luther 1525'te üzerinde Katolik papaz cübbesi olduğu halde eski bir rahibe olan Katherine Von Bora ile evlendi.. Bundan sonraki yaşamı bir yandan Alman kiliselerini Roma'nın etkisinden kurtarıp Almanlastırırken diğer yandan da Alman ulusçuluğunun savaşçıları olan genc prens ve şovalyelerle ,aydınların eğitimi ve örgütlenmesine ayırdu
1524 yazından Kara Ormanlar bölgesinden Zwingli nin reformlarından etkilenen Köylüler ayaklandılar ve kanlı bir köylü savası baslattılar.Köylüler luther'i hakem tayin ettiler...Luther köylülerin isteklerini hakli ve dogru buldu..Prense ve şövalyeleri eleştirdi..Ama ne varki köylüler haklı olmalarına ragmen ayaklanmakla günah işlemişlerdi,çünkü bu dunyada eşitlik yoktu devletin idare eden prenslere karsı gelmek gunahtır...1525 'te Thomas Munzer yönetimindeji büyük koylu ayaklanmasına ise sert bir yazı ile karsı cıktı...Luther Disiplinli ve otoriter bir devletten yana oldu hep,kilisesini devlet işlerine karışmaması gerektğini savundu; kilise biçimsellikten kurtulup Hristiyan imanın gelişmesi ve güçlenmesi için çalışmalıydı... Alman ulusal bilincinin oluşmasında ve biçimlenmesinde luther ın buyuk etkisi olmustur....
Martin Luther 1537'de tanımlanmayan bir hastalıga yakalandı uzun sure hasta kaldı ,Son yazısı ' Von den Consilis und Kirchen ' 1539 Konsiller ve Kiliseler üzerine..1546 da Eislebende Aristokratlar arası bir catısmaya hakeimlik yapmak ıcın giderken yolda oldu ve Wittenberg'de Schlosskirsche'ye gömüldü.....
Tarihin yaz dediği bir bilgi blogudur.Insanların bilgiye ulasması ıcın yaptığım bir çalışmadır.Bunları yazarken pek cok kaynaktan yararlandım onlarıda yazıların altlarında bulabilirsiniz,yazmaya ve bilgi yüklemeye devam edeceğim dilerim birilerine yararı olur
Thursday, February 2, 2017
Monday, January 23, 2017
OSMANLI TARIHINDEN SAYFALAR : SINAN PAŞA NIN KINI
Yil ...1582 ....Osmanli tahtina zamanı geldiğinde III Mehmet namile çıkacak olan şehzadenin muhtesşem sünnet düğümü yapiliyordu..Atmeydaninda 52 gün devam eden bu törene,dünyanin her tarafindan kıymetli hediyelerle gelen elçiler de davetliydiler..
O zamanlar henüz Sultanahmet Camii insa edilmemisti,Bu genis meydandaki düğünün eminiyet ve asayişine Yeniçeri ağası Ferhat ağa memur edilmişti.Istanbulun ünlü subaşısı Allahbilmez Ahmet Çavuş da yardımcılığını yapıyordu...Suç işleyenlere acımadan en ağır işkenceleri tatbikten geri kalmayan bu zabıta amiri,müsamaha tanımayışından Allah bilmez lakabini almişti...
Program gereğince altıncı günü en güzel oyunlarin icra edildiği sırada ; üç sipahi neferi yanlarina aldıkları birer fahişe ile meydana bakan bekar odalarinda egleniyorlardı..Vakit ilerledikçe bu alti kişilik grubun çıkardığı gürültü,Atmeydanindaki uğultuyu bastirmisti..Arka arkaya atılan naralar,düğündekileri rahatsız edecek dereceye gelince,her an asayişin bozulması,ihtimalini düşünen muhafızlar,durumu subaşıya bildirir..
Yanina aldığı askerlerle odayı basan Allahbilmez Ahmet Çavusu karşılarından gören sipahiler sarhoşluğun verdiği cesaretle direndiler.. Buna fena halde bozulan subaşı,önündekini tartaklayınca birbirlerine girdiler.Heyacanli bir boğuşma başlar.Kadinlarda sipahilere yardim için ellerine gecirdiklerine zabitalara atarlar,Bir ara arkadan başına atılan çanakta duraklayan Subaşı,göğsüne saplanan kılıçla cansiz kaldı..
Olay gittikçe büyüyordu ,olanlardan haberdar edilen Yeniceri ağası Ferhat Ağa,50 yeniçeriile mahut odaya daldı.Üç sipahi yinede direnince ,verdiği emirle ikisini öldürüp ,canli olarak yakalanan ucuncuyu tomruga gönderdi...
Sadrazam Sinan paşa,kavgayi uzaktan seyrediyordu..Yeniçeri agasinin silaha davranarak iki sipahiyi öldürdüğünü ögrenice telaşlandı..Sipahi ocaklarinin isyanindan korkmaya başladı.Ferhat Agayi yanina cagirip bagırır..
- Bre kara köpek,ne diye oaraya gittin ?
Hakarete canı sıkılan Yeniçeri ağası yıllar sonra canına mal olacak sozu soyler
- Ya sen koca domuz,benim yerimde olsan ne yapardın ?
Aradan 13 yıl geçer... Bir gun III Mehmet'in Bostancıbaşı'sı,Silivri yolundaki Litros çiftliğine at koşturuyordu.Menzile vasil olunca,eski Yeniçeri ağası ve bilhare iki defa sadrazamlık mevkiinde bulunmus olan Ferhat Paşanın karşısına dikildi..Elinde ölüm fermaninı tutuyordu.Meseleyi anlamakta gecikmeyen paşa kaderine boyun egerek,Bostancıbaşı tarafından yedikule zindanina getirildi..Az sonrada zindana giren Bassilahtar,yanindaki cellata verdiği emirle zavallı Ferhat paşayi boğdurup saraya döndü ve heyecanla neticeyi bekleyen Sinan pasaya
- Ömrün uzun olsun düsmanin göçtü...mujdesini verince Sadrazamn dişlerini gıcırdatarak
- Gec oldu ama güç olmadı,13 yıl evvel bana koca domuz demisti,öcümü aldım
O zamanlar henüz Sultanahmet Camii insa edilmemisti,Bu genis meydandaki düğünün eminiyet ve asayişine Yeniçeri ağası Ferhat ağa memur edilmişti.Istanbulun ünlü subaşısı Allahbilmez Ahmet Çavuş da yardımcılığını yapıyordu...Suç işleyenlere acımadan en ağır işkenceleri tatbikten geri kalmayan bu zabıta amiri,müsamaha tanımayışından Allah bilmez lakabini almişti...
Program gereğince altıncı günü en güzel oyunlarin icra edildiği sırada ; üç sipahi neferi yanlarina aldıkları birer fahişe ile meydana bakan bekar odalarinda egleniyorlardı..Vakit ilerledikçe bu alti kişilik grubun çıkardığı gürültü,Atmeydanindaki uğultuyu bastirmisti..Arka arkaya atılan naralar,düğündekileri rahatsız edecek dereceye gelince,her an asayişin bozulması,ihtimalini düşünen muhafızlar,durumu subaşıya bildirir..
Yanina aldığı askerlerle odayı basan Allahbilmez Ahmet Çavusu karşılarından gören sipahiler sarhoşluğun verdiği cesaretle direndiler.. Buna fena halde bozulan subaşı,önündekini tartaklayınca birbirlerine girdiler.Heyacanli bir boğuşma başlar.Kadinlarda sipahilere yardim için ellerine gecirdiklerine zabitalara atarlar,Bir ara arkadan başına atılan çanakta duraklayan Subaşı,göğsüne saplanan kılıçla cansiz kaldı..
Olay gittikçe büyüyordu ,olanlardan haberdar edilen Yeniceri ağası Ferhat Ağa,50 yeniçeriile mahut odaya daldı.Üç sipahi yinede direnince ,verdiği emirle ikisini öldürüp ,canli olarak yakalanan ucuncuyu tomruga gönderdi...
Sadrazam Sinan paşa,kavgayi uzaktan seyrediyordu..Yeniçeri agasinin silaha davranarak iki sipahiyi öldürdüğünü ögrenice telaşlandı..Sipahi ocaklarinin isyanindan korkmaya başladı.Ferhat Agayi yanina cagirip bagırır..
- Bre kara köpek,ne diye oaraya gittin ?
Hakarete canı sıkılan Yeniçeri ağası yıllar sonra canına mal olacak sozu soyler
- Ya sen koca domuz,benim yerimde olsan ne yapardın ?
Aradan 13 yıl geçer... Bir gun III Mehmet'in Bostancıbaşı'sı,Silivri yolundaki Litros çiftliğine at koşturuyordu.Menzile vasil olunca,eski Yeniçeri ağası ve bilhare iki defa sadrazamlık mevkiinde bulunmus olan Ferhat Paşanın karşısına dikildi..Elinde ölüm fermaninı tutuyordu.Meseleyi anlamakta gecikmeyen paşa kaderine boyun egerek,Bostancıbaşı tarafından yedikule zindanina getirildi..Az sonrada zindana giren Bassilahtar,yanindaki cellata verdiği emirle zavallı Ferhat paşayi boğdurup saraya döndü ve heyecanla neticeyi bekleyen Sinan pasaya
- Ömrün uzun olsun düsmanin göçtü...mujdesini verince Sadrazamn dişlerini gıcırdatarak
- Gec oldu ama güç olmadı,13 yıl evvel bana koca domuz demisti,öcümü aldım
OSMANLI TARIHINDEN SAYFALAR : MELEK AHMED PAŞA NIN FEDAISI
1650 yiliydi,...IV Mehmet ( 1641-1692 ) in sadrazami Melek Ahmet Pasanin istifasi için baskaldiran yeniceriler,halkla beraber sokaklara dokülmüstü...Korkuya kapilan Sadrazam son durumu yanindaki adamlarindan ogrenmek istiyordu...
Hanginiz bana bir haber getire.?...
O anda kimse cevap vermek cesaretini gösterememisti..O kadar kişi arasinda efendilerinin bunca nimetlerinden istifade edenlerin,böyle müskül aninda caresiz kalmalairna üzülen Telhisçi Hüseyin Aga dayanamadi..Etrafindakileri nefretle süzdükten sonra ayaga kalkıp,sadrazama dönerel...
Sultanim dedi..Acele seytandan teenni Rahmanda gelir derler.Sabredin görelim ayine-i devran ne gösterir ? Gerçi bizim askerimiz dilaver hünerlidir.Onlarin akli ise gözlerinde .Bin kadar yiğidimiz haremin arkasindaki kapidan ,cebehane sokagindaki sarıkcılar tarafindan ' Urha ' diye saldirsalar,karsi gelenlerin biri kurtulamaz.Ama sizin 'Melek ' adiniz kötüye çıkıp ,bütüm halk senin yoluna hayır duada bulunurlarken beddua etmesinler,Izın ver,ben yanlarina gidip meseleyi bir anlayayim
Boyle sozlerle kadirsinaslik göstermensine,Melek Ahmet Pasada su karsiliği verdi..
Hos ve guzel soylersin Huseyin Aga,Ama sen fazla sinirlisin.Bilmez misin ki,İnsanlar akiıllari,kadar konusurlar.Dikkat et,karsi cıkacıgın ,kimseler hasarattir.Korkarım ,yersiz sözle bir haltedersin.Senden istediğim sadece aralarindan geçip,Seyhulislam 'a altun toplanmasinin kaldirildigini söylemendir,Göreyim seni
Halk sadrazam sarayinin önüne kadar yaklasmaktan cekindiği için,kolaylikla disari çikan Hüseyin Aga,az ötede silahlanmis yenicerilerle karsilasir,Böyle bir anda telaşa kapılmağa gelmezdi.Nitekim oda sirtindan muhtesem kakum kürküyle başinda musahip sarığı ve peşine taktığı renkli elbiseli 12 adamin önünde ; vakur adimlarla her iki yanina selam vererek ,Bab-ı-Humayun öündeki abdest musluklarina kadar geldi..Ayasofya camii'ndeki Seyhulislam'a gidecekti....
Böyle pervasiz bir tavirla Topkapi Sarayi önüne gelmekte iken ,asi yenicerilerden biri çikarak:
-Geri dön aga! Böyle nereye gidersin ? dediğinde aslen Laz olan Hüseyin Ağa 'nin tepesi atti.Uzlaşma gayesi ile Seyhulislam'a gittiğini unutarak :
-İlerideki zorbabasiniza gidiyorum,ne olacak ?
Sözüyle hemen etrafini saranlardan
- İşte biz zorbabasiyiz! Söyleceğiniz varsa,bize söyle' cevabini aldi ..
Yersiz cesarette direnen Hüseyin Aga ,bu defa iyice hirslanarak :
- Bre ,ben sözümğ erkek agizli adama söylerim !..... deyince ,içlerinden birinin ağır küfürlerle:
- Bizi beğenmedin mi ? karşılığı üzerine iş daha da kötüye vardı.Küstahlığa tahammül edemeyen Hüseyin ağa kükrüyordu:
- Bre adamlar,bu fesat için neden toplandiniz ? Kadizade hazretleri Ayasofya Camii kürsüsünden her zaman vaaz ve nasihat edip her türlü toplanti yasakti demedimi ? Ya siz neye toplanirsiniz ? Dağılın,yerli yerinize varin.Yoksa şimdi Bab-ı-Hümayun kapusundan top ateşiyle cümleniz helak olursunuz '
Fakat bu yersiz tehditler aksi tesir göstermisti.Nitekim Yenicerilerden biri yanina sokularak,elindeki tüfeğin ucuyla başından musahip sarığını düşürdü.Ummadiği bu harekete maruz kalinca:
- Baka asilicak herif ! Ben iki padisahin arasini düzeltmege kadir bir telhisci olayim,sizi islaha geldığimden benim başımdan sarığımı dusurursunuz ha !
Deyipte önüne dikilene bir tokat vurunca ,ortalik karişir..Hüseyin ağayi önce sille tokar,sonra kiliçla kaçirarak aşaği Harem u Humayuna kadar kovalarlar,peşini birakmadan sırtından kürkünü alıp ,kılıçlarinin tersi ile vura vura yokuş asaği Melek Ahmet Paşanin haremi önüne gelirler...
Çeşitli yerlerinden yaralanan zavallıyı harem kapusu önüne biraktıklarında ,içlerinden açıkgözün biride,koynundaki telhis kesesi ile saat ve hancerini yağma etmisti,Mütecavizler paşa sarayindan atilan kursunlarla vuruluruz korkusu ile kacarlar..Ancak meydanda debelenen hurdahas hale gelmiş bir vucut yatiyordu.Onun bu kotu durumunu Melek Ahmet Pasa'ya
- İşha,naşi bizim içoglanlarinin penceresinin önğnde yatar haberi gelir..Pasa kederlenir
- Ben demedimmi ? Bunun yapacagi iş bu kadar olur ! işte gördünüzmü? Inna İlahi Insallah ölmemistir..Bre sunu içeri alacak yok mu ? Yüz altun vereyim..
Teklifi üzerine koşuştular,Fakat bu arada pencereden bakanlar,korkunç bir manzara görmüşlerdi.Asilerden biri yerden zorlukla omuzuna kaldırdığı kaya parçası ile ,yaralari yüzünden yerde inlemekte olan Aga nin basina dikilmis bagiriyordu...
-- Bre Zalim,Bre Mel'un,Bre Piro Oglu.......... Sari Ginal Efendinin ölümü ile sen değilmisinki benim künye dizdarlığımı elinden alan,Buldun işte belani !.
Sonra o kacataşı Hüseyin ağanin göğsüne vurarak kaçtı.Fakat ne hikmettirki ,can cekişsmekte olan adamı öldürecek taş,onu canlandırır..Son darbeyi yer yemez,ayaga kalkttı.. Ama az sonra yine yıkıldı ve yine kalktı. Böylece şuursuzca düşüp kalkarken Abdurrahman adindaki delikanli imdadina yetişir..ve onu bos çuval gibi sırtlayıp sadrazamın sarayına sokar...
Öldürmeyen allah öldürmez derler,Hemen Hüseyin ağanın yaralari sarıldı ve cerrah gelinceye kadarda zamanin ilk sihhi yardimlarinda birine başvurdu..Hüseyin agayi bogazına kadar At dışkısının içine gömdüler...Bütün çabalara rağmen Melek Ahmet paşa gorevinde ayrılır ama Huseyin aganin sonu bilinmez
-
Hanginiz bana bir haber getire.?...
O anda kimse cevap vermek cesaretini gösterememisti..O kadar kişi arasinda efendilerinin bunca nimetlerinden istifade edenlerin,böyle müskül aninda caresiz kalmalairna üzülen Telhisçi Hüseyin Aga dayanamadi..Etrafindakileri nefretle süzdükten sonra ayaga kalkıp,sadrazama dönerel...
Sultanim dedi..Acele seytandan teenni Rahmanda gelir derler.Sabredin görelim ayine-i devran ne gösterir ? Gerçi bizim askerimiz dilaver hünerlidir.Onlarin akli ise gözlerinde .Bin kadar yiğidimiz haremin arkasindaki kapidan ,cebehane sokagindaki sarıkcılar tarafindan ' Urha ' diye saldirsalar,karsi gelenlerin biri kurtulamaz.Ama sizin 'Melek ' adiniz kötüye çıkıp ,bütüm halk senin yoluna hayır duada bulunurlarken beddua etmesinler,Izın ver,ben yanlarina gidip meseleyi bir anlayayim
Boyle sozlerle kadirsinaslik göstermensine,Melek Ahmet Pasada su karsiliği verdi..
Hos ve guzel soylersin Huseyin Aga,Ama sen fazla sinirlisin.Bilmez misin ki,İnsanlar akiıllari,kadar konusurlar.Dikkat et,karsi cıkacıgın ,kimseler hasarattir.Korkarım ,yersiz sözle bir haltedersin.Senden istediğim sadece aralarindan geçip,Seyhulislam 'a altun toplanmasinin kaldirildigini söylemendir,Göreyim seni
Halk sadrazam sarayinin önüne kadar yaklasmaktan cekindiği için,kolaylikla disari çikan Hüseyin Aga,az ötede silahlanmis yenicerilerle karsilasir,Böyle bir anda telaşa kapılmağa gelmezdi.Nitekim oda sirtindan muhtesem kakum kürküyle başinda musahip sarığı ve peşine taktığı renkli elbiseli 12 adamin önünde ; vakur adimlarla her iki yanina selam vererek ,Bab-ı-Humayun öündeki abdest musluklarina kadar geldi..Ayasofya camii'ndeki Seyhulislam'a gidecekti....
Böyle pervasiz bir tavirla Topkapi Sarayi önüne gelmekte iken ,asi yenicerilerden biri çikarak:
-Geri dön aga! Böyle nereye gidersin ? dediğinde aslen Laz olan Hüseyin Ağa 'nin tepesi atti.Uzlaşma gayesi ile Seyhulislam'a gittiğini unutarak :
-İlerideki zorbabasiniza gidiyorum,ne olacak ?
Sözüyle hemen etrafini saranlardan
- İşte biz zorbabasiyiz! Söyleceğiniz varsa,bize söyle' cevabini aldi ..
Yersiz cesarette direnen Hüseyin Aga ,bu defa iyice hirslanarak :
- Bre ,ben sözümğ erkek agizli adama söylerim !..... deyince ,içlerinden birinin ağır küfürlerle:
- Bizi beğenmedin mi ? karşılığı üzerine iş daha da kötüye vardı.Küstahlığa tahammül edemeyen Hüseyin ağa kükrüyordu:
- Bre adamlar,bu fesat için neden toplandiniz ? Kadizade hazretleri Ayasofya Camii kürsüsünden her zaman vaaz ve nasihat edip her türlü toplanti yasakti demedimi ? Ya siz neye toplanirsiniz ? Dağılın,yerli yerinize varin.Yoksa şimdi Bab-ı-Hümayun kapusundan top ateşiyle cümleniz helak olursunuz '
Fakat bu yersiz tehditler aksi tesir göstermisti.Nitekim Yenicerilerden biri yanina sokularak,elindeki tüfeğin ucuyla başından musahip sarığını düşürdü.Ummadiği bu harekete maruz kalinca:
- Baka asilicak herif ! Ben iki padisahin arasini düzeltmege kadir bir telhisci olayim,sizi islaha geldığimden benim başımdan sarığımı dusurursunuz ha !
Deyipte önüne dikilene bir tokat vurunca ,ortalik karişir..Hüseyin ağayi önce sille tokar,sonra kiliçla kaçirarak aşaği Harem u Humayuna kadar kovalarlar,peşini birakmadan sırtından kürkünü alıp ,kılıçlarinin tersi ile vura vura yokuş asaği Melek Ahmet Paşanin haremi önüne gelirler...
Çeşitli yerlerinden yaralanan zavallıyı harem kapusu önüne biraktıklarında ,içlerinden açıkgözün biride,koynundaki telhis kesesi ile saat ve hancerini yağma etmisti,Mütecavizler paşa sarayindan atilan kursunlarla vuruluruz korkusu ile kacarlar..Ancak meydanda debelenen hurdahas hale gelmiş bir vucut yatiyordu.Onun bu kotu durumunu Melek Ahmet Pasa'ya
- İşha,naşi bizim içoglanlarinin penceresinin önğnde yatar haberi gelir..Pasa kederlenir
- Ben demedimmi ? Bunun yapacagi iş bu kadar olur ! işte gördünüzmü? Inna İlahi Insallah ölmemistir..Bre sunu içeri alacak yok mu ? Yüz altun vereyim..
Teklifi üzerine koşuştular,Fakat bu arada pencereden bakanlar,korkunç bir manzara görmüşlerdi.Asilerden biri yerden zorlukla omuzuna kaldırdığı kaya parçası ile ,yaralari yüzünden yerde inlemekte olan Aga nin basina dikilmis bagiriyordu...
-- Bre Zalim,Bre Mel'un,Bre Piro Oglu.......... Sari Ginal Efendinin ölümü ile sen değilmisinki benim künye dizdarlığımı elinden alan,Buldun işte belani !.
Sonra o kacataşı Hüseyin ağanin göğsüne vurarak kaçtı.Fakat ne hikmettirki ,can cekişsmekte olan adamı öldürecek taş,onu canlandırır..Son darbeyi yer yemez,ayaga kalkttı.. Ama az sonra yine yıkıldı ve yine kalktı. Böylece şuursuzca düşüp kalkarken Abdurrahman adindaki delikanli imdadina yetişir..ve onu bos çuval gibi sırtlayıp sadrazamın sarayına sokar...
Öldürmeyen allah öldürmez derler,Hemen Hüseyin ağanın yaralari sarıldı ve cerrah gelinceye kadarda zamanin ilk sihhi yardimlarinda birine başvurdu..Hüseyin agayi bogazına kadar At dışkısının içine gömdüler...Bütün çabalara rağmen Melek Ahmet paşa gorevinde ayrılır ama Huseyin aganin sonu bilinmez
-
Sunday, January 22, 2017
FASIZMIN KURUCUSU BENITO MUSSOLI HAKKINDA KISA BILGI
Benito Mussolini 1883 yilinda italyanin Romagna bolgesinde dogar,Sosyalist bir demircinin ogludur,Gencliğinde Ogretmenlik yapan Mussolini,Askerlikten kurtulmak ıcın 1902 de isvicreye kacar.Bir yandan ıscilik yapar bir yandan egitimine devam eder,Bu arada grevler duzenlemekten sıksık polis ile basi derde girer
1904 yilinde Italyaya donen Mussolini sosyalizme yoneldi ve fikirlerini yazilari ile yaymaya calişti,Sosyalist partiden atilinca ' Fascio' adli bir orgut kurdu,Birinci dunya savasi sırasindan cepheye gitti,yaralandii,donunce gazetecilik yapti.Milanodan Milletvekili secildi,Genis kitleleri ayaklandirirak meshur ' Roma yuruyusunu ' yaptı,karsitlarini sindirmeyi basardi,Giderek guclendi
1922 yilinda Kral tarafindan basbakanliga getirilen Mussolini Mecliste fasist cogunlugu sagladi.1925 yilindada Diktatorlugunu ilan etti.Sosyalist bir programla yola cikmasina ragmen,iktidarini varlikli sınıflarin destegi uzerine kurmustu..Magrur ve ihtirasli bir adamdi,Tanriya ve dine inanmazdi. ancak kiliseninden destegine ihtiyaci oldugunu biliyordu.Çevresindekilerin fikirlerine hic deger vermez,kendince kesin kararlar verirdi..Askeri alanda gucunu gostermek ıcın Habesistana saldirdi,ama basarili olmadi,...Emperyalist ve yayilmaci bir politika izliyor,Hitler ile ayni çizgide idi.Ama II Dınya savasi cıkınca hazir olmadiğ ıcın savasa katilmadi... Fransaya saldirisi sonucsuz kaldi.Yunanistana savas ilan etti ama buyuk bir felaket ile sonuclandi..Almanyanin uydusu haline gelmiş olan Italya Afrikadaki somurgelerinde olur..Muttefiklerle ayri bir anlasma yapmak istiyordu ama Hitlerden korkuyordu
Italyan ordularinin ugradiği bozgunlarindan sorumlu tutulan Mussolinin yetkilerini Krala deviretmesi istedi.Kral tarafindan tutuklandi..Abruzzide bir otel odasinda goz altina alınır,kisa sure sonra Alman komandolar Albat Skorzeny komutasinda 12 Eylul 1943 de taraindan kurtailir.Yeni bir fasist hukumet ilan eder ' Sosyal İtalyan Cumhuriyeti ' adi altinda cumhuriyet kurar.Aslinda Almanlar bu cumhuriyeti italyaya mudahale ıcın paravan olarak kullanırlar.Ancak savasta sartlar degismisti.Mussolinin durumuda zorlasmisti...Bir Alman askeri birligi ile Isvicreye gecmeye calisirken partizanlar tarafindan yakalandi ve kursuna dizildi
Mussolinin olduruldugunu Berlinde sıgınagında ısvec radyosundan duyan Adolf Hitler bu olay uzerine intihar etmeye karar verir
1904 yilinde Italyaya donen Mussolini sosyalizme yoneldi ve fikirlerini yazilari ile yaymaya calişti,Sosyalist partiden atilinca ' Fascio' adli bir orgut kurdu,Birinci dunya savasi sırasindan cepheye gitti,yaralandii,donunce gazetecilik yapti.Milanodan Milletvekili secildi,Genis kitleleri ayaklandirirak meshur ' Roma yuruyusunu ' yaptı,karsitlarini sindirmeyi basardi,Giderek guclendi
1922 yilinda Kral tarafindan basbakanliga getirilen Mussolini Mecliste fasist cogunlugu sagladi.1925 yilindada Diktatorlugunu ilan etti.Sosyalist bir programla yola cikmasina ragmen,iktidarini varlikli sınıflarin destegi uzerine kurmustu..Magrur ve ihtirasli bir adamdi,Tanriya ve dine inanmazdi. ancak kiliseninden destegine ihtiyaci oldugunu biliyordu.Çevresindekilerin fikirlerine hic deger vermez,kendince kesin kararlar verirdi..Askeri alanda gucunu gostermek ıcın Habesistana saldirdi,ama basarili olmadi,...Emperyalist ve yayilmaci bir politika izliyor,Hitler ile ayni çizgide idi.Ama II Dınya savasi cıkınca hazir olmadiğ ıcın savasa katilmadi... Fransaya saldirisi sonucsuz kaldi.Yunanistana savas ilan etti ama buyuk bir felaket ile sonuclandi..Almanyanin uydusu haline gelmiş olan Italya Afrikadaki somurgelerinde olur..Muttefiklerle ayri bir anlasma yapmak istiyordu ama Hitlerden korkuyordu
Italyan ordularinin ugradiği bozgunlarindan sorumlu tutulan Mussolinin yetkilerini Krala deviretmesi istedi.Kral tarafindan tutuklandi..Abruzzide bir otel odasinda goz altina alınır,kisa sure sonra Alman komandolar Albat Skorzeny komutasinda 12 Eylul 1943 de taraindan kurtailir.Yeni bir fasist hukumet ilan eder ' Sosyal İtalyan Cumhuriyeti ' adi altinda cumhuriyet kurar.Aslinda Almanlar bu cumhuriyeti italyaya mudahale ıcın paravan olarak kullanırlar.Ancak savasta sartlar degismisti.Mussolinin durumuda zorlasmisti...Bir Alman askeri birligi ile Isvicreye gecmeye calisirken partizanlar tarafindan yakalandi ve kursuna dizildi
Mussolinin olduruldugunu Berlinde sıgınagında ısvec radyosundan duyan Adolf Hitler bu olay uzerine intihar etmeye karar verir
ESKI ISTANBULUN BINALARI - Simkeşhane
Istanbulda beyazitta laleliye dogru inen caddenin sol kenarinda yer alan buyuk binanin adi ' Simkeshane ' dir Şehrin fethinden sonra yapılmis ilk darphane binasidir
Bizanslila doneminde bir han varmis,zafer ile altindan kapıdan giren ordu ve imparatoru karsılamak ısteyenler hani senlendirir,pencereleri geciti gormek isteyenelere kiralanirmis.Imparator Theodosius I tarafindan yapilan zafer takida burada bulunurdu,Ancak depremler esnasinda yikilmis ,taslari Beyazit Kulliyesinin insasinda kullanilmistir
Bir iç avluya bakan 4 cepheli ve 3 katli bir yapi olan simkeshane161 oda ve 21 dukkan olusmakta idi.Evliya celebinin tabiri ile ' dort koseli kale misali ' bir bina idi..Uzun yillar para basilmasinda kullanilan bina,Darphane baska binaya tasininca uzun sure bos kaldi
Sultan III Ahmetin ( 1703-1730 ) Baskadinefendisi Emetullah kadinefendi tarafindan 1707 yilindan Simkeshane olarak tadil edildi,Ek olarak bir mescit ile bir de sibyan mektebi ( ilkokul ),bir çeşme ,birde sebil yaptırıldı.Burada Altin ve Gumus tel cekenler çalişirdi,Bu nedenle içinde cok miktarda Altin ve gumus bulunan yapının merdivenleri tasinabilirdi.Gece kalkar ,Sabah indirilirdi
Simkeshan bugun restore edilmis ve Kutuphane olarak hizmet vermektedir
Bizanslila doneminde bir han varmis,zafer ile altindan kapıdan giren ordu ve imparatoru karsılamak ısteyenler hani senlendirir,pencereleri geciti gormek isteyenelere kiralanirmis.Imparator Theodosius I tarafindan yapilan zafer takida burada bulunurdu,Ancak depremler esnasinda yikilmis ,taslari Beyazit Kulliyesinin insasinda kullanilmistir
Bir iç avluya bakan 4 cepheli ve 3 katli bir yapi olan simkeshane161 oda ve 21 dukkan olusmakta idi.Evliya celebinin tabiri ile ' dort koseli kale misali ' bir bina idi..Uzun yillar para basilmasinda kullanilan bina,Darphane baska binaya tasininca uzun sure bos kaldi
Sultan III Ahmetin ( 1703-1730 ) Baskadinefendisi Emetullah kadinefendi tarafindan 1707 yilindan Simkeshane olarak tadil edildi,Ek olarak bir mescit ile bir de sibyan mektebi ( ilkokul ),bir çeşme ,birde sebil yaptırıldı.Burada Altin ve Gumus tel cekenler çalişirdi,Bu nedenle içinde cok miktarda Altin ve gumus bulunan yapının merdivenleri tasinabilirdi.Gece kalkar ,Sabah indirilirdi
Simkeshan bugun restore edilmis ve Kutuphane olarak hizmet vermektedir
OSMANLI TARIHINDEN SAYFALAR - Piri Mehmet Pasanin bedduasi
Osmanli imparatorlugu devribnde gelmiş geçmiş sadrazamlar arasinda emeklilik şerefine hak kazananlardan biri Piri Mehmet Paşadir.Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Suleyman gibi padiasahlara sadrazamlik eden pasa,yasinin doksana gelmesine ragmen cok durust ve dirayetli idi..Bu baba yadigarinin huzura her girişinde ayakta elpence durmasindan adeta utanip sikilan Sultan Suleyman uygun bir dille ihtiyarliğini one surerek onu 200.000 akce ile mekeli etmis ve edirnede oturmasi için ferman vermisti ( 23.6.1523)
Şairlerin ' Rakibin ölmesine çare yoktur,Vezir ola meger Sultan selime ' dedikler Yavuz gini sert bir padisahin devrinde iken ,devamli olarak ' lala dediğim gibi olmazsa vallah keserim basini' tehditlerine artik dayanamayan Piri Mehmet Paşa ' Benim efendim bilirimki eninde sonunda başimi keseceksin,Bari evvel olsunda kurtulayim' dediğinde Yavuz Sultan Selimden aldiği su cevaptan ne kadar sevildiği ve dirayetli oldugu anlaşilmaktadir....
' Arzun matlubumdur ! Bende oyle dusunurum,ama yerine koyacak bas nerede '
Onun yerine onceleri makbul,sonrada maktul olarak anilan İbrahim pasa sadrazam olmustur.Ancak makamini kayıp etmekten korkan Ibrahim pasa,kendisine en buyuk rakibi,yinede Piri Mehmet Pasayi goruyordu..Hele padisahin 1532 yilinda Almanya seferi donusunde Edirneye ugrayip 'Hem eski emektar lalami gorurum,cok ihtiyarlamis olacak,gonlunu ve hayır duasini aliriz ' demesi Ibrahim pasayi tedirgin eder.Vakit gecirmeden sadik bir adamini onceden Edirneye yollayarak Piri Mehmet pasanin oglu Mehmet efendiyi buldurur.Oyle bir babanin oglu olan bu sefilin,para ve makam ugruna yapamayacagi yoktu
Aslinda Ibrahim pasa onu daha onceleri bir gun lazim olur dusuncesi ile elde etmiş bulunuyorduMehmet efendi babasinin siyasi rakibi tarafindan ısınden olacagi korkusunu yasarken,ondan iltifat gorunce,bir cok vesilerle minnetarliğini belirtmis ve daima hizmetlerine hazı bulundugunu haber vermisti..
Gelen son talimata gore,şayet babasini zehirleyip öldürürse ,her istediğine kavusabilecekti,Bu ayni zamanda istenileni yapmadiği takdirede zarar gorecegininde işareti idi,Fakat dusunmeden verilen görevi kabul ederek zehirli macunu hazirlayarak babasina kosar
' Saadetlu Hunkarimiz tesrif edeceklermis,Kendilerine ihtiyar,dermansiz ve elden ayaktan dusmus görünmemek için bu macundan bir miktar buyrun der ....
Piri Ahmet Pasa oglundan suphelenmez ve macundan bol bol yer,Ancak zehirlenme alametleri belirince basina geleni anlayarak
- Ogul yaktin beni,Hak Teala da seni yaksin der
Bedduasını eder ve hakkin rahmetine kavusur ( 1532 ) Boylece istegi yerine gelen Sadrazam ıbrahim pasa,' Babasina kiyan hainden bize fayda gelmez ' deyip baba katiline yuz vermez ve mukafatlandirmaz.Ama ilahi adalet Mehmet efendiyi unutmaz
Bir gece içkiyi fazla kaçıran mehmet efendi sizdiği yerde yanar vaziyette bıraktiği mum yorganını tutusturur uyansada sarapi testinisini su diye ustune doker ve feci sekilde yanarak olur
Şairlerin ' Rakibin ölmesine çare yoktur,Vezir ola meger Sultan selime ' dedikler Yavuz gini sert bir padisahin devrinde iken ,devamli olarak ' lala dediğim gibi olmazsa vallah keserim basini' tehditlerine artik dayanamayan Piri Mehmet Paşa ' Benim efendim bilirimki eninde sonunda başimi keseceksin,Bari evvel olsunda kurtulayim' dediğinde Yavuz Sultan Selimden aldiği su cevaptan ne kadar sevildiği ve dirayetli oldugu anlaşilmaktadir....
' Arzun matlubumdur ! Bende oyle dusunurum,ama yerine koyacak bas nerede '
Onun yerine onceleri makbul,sonrada maktul olarak anilan İbrahim pasa sadrazam olmustur.Ancak makamini kayıp etmekten korkan Ibrahim pasa,kendisine en buyuk rakibi,yinede Piri Mehmet Pasayi goruyordu..Hele padisahin 1532 yilinda Almanya seferi donusunde Edirneye ugrayip 'Hem eski emektar lalami gorurum,cok ihtiyarlamis olacak,gonlunu ve hayır duasini aliriz ' demesi Ibrahim pasayi tedirgin eder.Vakit gecirmeden sadik bir adamini onceden Edirneye yollayarak Piri Mehmet pasanin oglu Mehmet efendiyi buldurur.Oyle bir babanin oglu olan bu sefilin,para ve makam ugruna yapamayacagi yoktu
Aslinda Ibrahim pasa onu daha onceleri bir gun lazim olur dusuncesi ile elde etmiş bulunuyorduMehmet efendi babasinin siyasi rakibi tarafindan ısınden olacagi korkusunu yasarken,ondan iltifat gorunce,bir cok vesilerle minnetarliğini belirtmis ve daima hizmetlerine hazı bulundugunu haber vermisti..
Gelen son talimata gore,şayet babasini zehirleyip öldürürse ,her istediğine kavusabilecekti,Bu ayni zamanda istenileni yapmadiği takdirede zarar gorecegininde işareti idi,Fakat dusunmeden verilen görevi kabul ederek zehirli macunu hazirlayarak babasina kosar
' Saadetlu Hunkarimiz tesrif edeceklermis,Kendilerine ihtiyar,dermansiz ve elden ayaktan dusmus görünmemek için bu macundan bir miktar buyrun der ....
Piri Ahmet Pasa oglundan suphelenmez ve macundan bol bol yer,Ancak zehirlenme alametleri belirince basina geleni anlayarak
- Ogul yaktin beni,Hak Teala da seni yaksin der
Bedduasını eder ve hakkin rahmetine kavusur ( 1532 ) Boylece istegi yerine gelen Sadrazam ıbrahim pasa,' Babasina kiyan hainden bize fayda gelmez ' deyip baba katiline yuz vermez ve mukafatlandirmaz.Ama ilahi adalet Mehmet efendiyi unutmaz
Bir gece içkiyi fazla kaçıran mehmet efendi sizdiği yerde yanar vaziyette bıraktiği mum yorganını tutusturur uyansada sarapi testinisini su diye ustune doker ve feci sekilde yanarak olur
Friday, November 25, 2016
JOHN LOCKE
Johan Locke ( 29 Ağustos 1632 Wrington - 28 Ekim 1704 Essex Ingiltere ) püriten inancları olan Anglikan bir avukatın oğludur.1646'da parlamento yanlısı olan Westminster okuluna girdi ve ilk öğrenimini burada tamamladı .1652'de Oxford'da Christ Church College girdi,Bu okuldan 1656'da lisans 1658 de lisans üstü diploma alarak mezun oldu.Locke,Oxford'da skolastiğin geleneksel retorik,dilbilgisiiethik,geometri ve Yunanca derslerinin yanısıra doğa bilimleri ve tıp da okudu.Öğrencilik yılları Ingiliz iç savaşının en kanli dönemidir.1660'da Ingilterede krallık yeniden kurulunca Christ Church'a ögretmen oldu; 1684'e kadar okulun öğretim kadrosunda yer aldı,ama 1665 ten öğretmenliği bıraktı.1665'de Brandenburg dükalığına gönderilen diplomatik heyette sekreterlik yaptı.Bu görevle Locke bir öğretim üyesi olarak kuramsal çalışmaları bıraktı ve bir politikacı olarak politikaın sorunları ile ilgilenmeye basladı..1662 ve 1664 arasında Chris Church'da öğretim üyeliği yaptığı dönemde doğa yasaları üzerine latincd makaleler yazdı.Bu makalelerin Ingilizce çevirileri ancak 1954'te Essays on the law of Natura ( Doga yasalaru üzerine denemeler ) adı ile yayınlabildi.Bu yazıları yazarken Locke,Descartes'in etkisi altındadır v dostları kimyacı Robert Boyle ile Thomas Sydenham'la yakın ve sürekli bir bilgi etkileşimi içindedir..
Locke ,Brandenburg'dan döndükten bir süre sonra ( 1667) Gilles Barony Anthony Ashley Cooper ( daha sonra Shaftesbury I.Kontu ) ile tanıştı ve onun hizmetine hekim olarak girdi.Locke,Shaftesbury Kontunun yanlız hekimlik ve danışmanlığını yapmadı,oğlunun ve torunun öğretmenliğini de yaptı.Bir süre sonra Locke ,Lord Ashley ile Kuzey Amerikadaki Carolina eyaleti için bir anayasa hazırladı.Lord Ashley Kralın protesten olduğu anayasal bir monarşiyi savunuyordu;siyasal erk parlamentoda olmalıydı ve bireysel özgürlükler yasalarla güvence altına alınmalıydı.iktidarlar,dinsel inançlar konusunda geniş bir hoşgörüye sahip olmalıydı ve inanç özgürlüğü yasalarla korunmalıydı; ülke ekonomisinde ise sömürgeciliği ve sömürgelerin sistematik bir biçimde soyulmasını savunuyordu.Lord Ashley bu düşüncelere dayanan bir siyasal programın Ingiltere içi savasşındaki önde gelen savunucularından biri idi. J.Locke ,Lord Ashley'in düşüncelerini paylaşıyor ve lorduna bu konuda danışmanlık yapıyordu..
J.Locke 1672-1674 yılları arasında Lord Ashley'in başkanlığı yaptığı Ticaret ve Yurtdışı Plantasyonlat Kurulunun sekreterliğini yaptı.Bu kurul Ingiliz sömürgecilik sisteminin kalbini oluşturuyordu.1675'de astım hastası olduğu için Londra'dan kuruldaki görevinden ayrılarak Oxford'a Döndü;Oxford'da fazla kalmadı,aynı yıl içerisinde Fransa'ya gitti.Fransa'da Paris ve Montpellier'de dört yıl kalarak Pierre Gassendinin eserlerini okudu ve Gassendi'nin Epikürcü atomist ontolojisinin doğuştan düşünceyi ( idea innatae ) yadıyan bilgi kuramının etkisinde kaldı...
Ingiltereye döndüğünde hizmetinde çalıştığı Shaftesbury I.Kontu Ashley hapisten yeni çıkmıştı ve Ingiltere tahtında katolik bir kral vardı ( II.James ).Bir süre sonra Lord Ashley Hollandaya kaçak zorunda kaldı ve orada 1682 de öldü.John Locke da diğer liberaller gibi polis tarafından izleniyordu.1683'de Hollanda'ya kaçtı. John Locke'u elinden kaçıran Kral,Locke nin Christ Church College deki görevine son vererek maaşını kesti ve ünlü 84 kişilik hainler listesine adını yazdırdı (1684)..J.Locke Amsterdama yerleşti.1696 da Locke Orange Prensesinin ( daha sonra Ingiltere Kralicesi II Mary ) maiyetinde Ingiltereye döndü..Ingiltere'de siyasal dengeler değişmis,anayasal bir monarşi kurulmus ve kişi özgürlüğü ile inanç özgürlüğü mahkemeler tarafından güvenceye alınmıştır..Locke 1691'de Sir Francis Maskam ve Lady Maskam'ın konuğu olarak Essexdekş Oates'e yerleşti..ve 1704de ölene dek huzurlu yaşadı...
John Locke Eserleri:
Essays on the law of Natura ( Doga yasasy üzerine denemeler )
An Essay concerning human understanding ( 1690 Insan anlayışı üzerine bir deneme )
Some thoughts concerning education ( 1693 Eğitim üzerine bazı düşünceler )
The reasonables of christianity ( 1695 Hristiyanlığın akla uygun oluşu )
Two Treatises of Government ( 1690 Hükümet üzerine iki inceleme )
Epistola de tolerantia ( Hoşgörü üzerine mektuplar )
Leibniz nasıl Alman felsefesinin temellerini atmışss,John Locke'da Thomas Hobbes ile başlayan Ingilize felsefesinin temellerini atmistur.J.Locke'dan sonra Ingiliz felsefesi genelde kuşkucu,empirist,ben merkezci ( Anglosakson ),bireysel özgürlüklerin ve bireysel mülkiyetin kutsallaştığı,ontolojinin sorunlaru ile pek ilgilenmeyen,tarih felsefesinin ,devlet felsefesinin ve bilgi kuramının problemleri ile uğraşan bir çizgi izlemiştirBu anglasakson ruhunun felsefeye kazandırdığı bir biçimdir.. Felsefe başlangıcından beri tüm zamanlar içerisinden ulusal bir bilme biçimidir....
Locke bilgi kuraminin ve devlet felsefesinin problemleri ile ilgilenmiştir.Locke'nin temel problemi bilgidir;Insan Anlağı üzerine bir deneme ( An essay concerning human understanding ) adlı eserinde bilginin tüm problemlerini ele alarak kendi kuramını geliştirir.Insan anlağı üzerine bir deneme ilk kez 1689'da yayınlandı,yayınlandıktan iki yıl sonra Dublin Trinity College'de ders kitabı olarak okutulmaya başlandı ama ne varki 1704'de Oxford koleji ögretmenleri kitabın aforoz edilmesini ve ögrencilere yasaklanmasını istediler.J.Locke denemelerin yazılmasına ,aralarında R.Boyle'nin bulundugu özel bir toplulukta yapılan bilgi konulu tartışmalardan sonra karar verilmistir ( Royal society )
Denemelerin yazımı uzun sürdü ve pek cok kere Locke tarafından değişiklikler yapıldı.Locke basılmadan önce 1671'de kitabım iki ayrı taslağını yazdı;daha sonra 1685'de bu iki taslağı yeniden gözden geçirerel değişklikler ve düzeltmeler yaptıktan sonra yeni bir taslak yazdı.1689'da ilk baskısından sonrakii baskılardan düzeltmeler ve degişikler yaptı.Locke kitabın cok uzun ve kapsamlı olmasına yönelik eleştirilere karsın ıkıncı baskı yapılırken bazı kısaltmalar yapmak istedi ama arkadası William Molineux vaz gecirdi,olumunden sonra bu kısaltmalara yapılarak yayınlandı ..
Deneme,'okuyucuya mektup' başlıklı önsöz niteliğindeki kisa bir yazıdann sonra 4 kitaptan olusur..
1.Kitap Dogustan kavramlar üzerine
2.Kitap ideler uzerine
3.Kitap sözcukler
4.Kitap Bilgi ve kanı
Denemenin birince kitabı ' dogustan ideleri 've 'dogustan ilkeleri' savunan felsefelere karsı açık bir eleştiridir..Locke ,Descartes'in adini anmasada bu elestirelein hedefi descartes dır..Descartes'in yanı sıra Ingiliz felsefei geleneğinde aykırı ve özgün bir yeri olan Cudworth ve denemin ilk baskılarında De veritate adlı eserinin adını verdiği Lord Herbet Cherbury'de eleştirilerin hedefi idi..
Arastırmasını amacı 'Insanı diğer canlılardan ayıran ,onu farklı kılan temel özellik olan anlığı incelemek hem bilgiyi incelemek ve hemde insani incelemek anlamına gelecektir ' Demekki sans ve bilgi araindaki sınırları aramak ve uzerine kesin bilgimiz olmayan şeyler konusundaki onayımızı hangi kurallara göre düzenleyip inanölarımızı ne ölçüde dengeleyeceğimizi incelemek emek verilmeye deger seylerdir '
J.Locke'nin problemi bilgimizin kaynagı,sanı,inanç ve hakiki bilginin olabilirliğidirçGenelde Ingiliz Filozoflarının özelde J.Locke'nin en belirgin yanı son derece açık seçik ve yalın yazmalarıdır.Locke,bilgi kuramını ,bilginin kaynakları ve hakiki bilginin olabilirliğini son derece basitleştirerek ele almaktadir
J.Locke ünlü eseri denemede insan bilincinde doğustan hiçbir idenin ve ilkenin olmayacağını göstermeye çalışır.Locke'ye göre doğuştan getirdiğimiz ne kurumsal ve ne de pratik ( ahlakla ilgili )bir ilkemiz vardır..Doğuştan geldiğine inandığımız ,mantığın,matematiğin ilkeleri ile Tanrı kavramını incelersek görürüzki bunların hiçbiri doğuştan gelmemiştir;bunlardan sonra kazanılmış ilkelerdir..Özdeşlik ilkesinin doğuştam geldiği konusunda yaygın bir kanı vardır.Locke doğuştan geldiği ileri sürülen özdeşlik ilkesinin genel geçerliğini de yadsır.Özdeşliki ilkesini bilenler entellektüel yetişkinlerdir.. Oysa çocuklar,budalalar ve ilkeller bu ilkeden ve doğuştan geldiği ileri sürülen diğer ilkelerden habersizlerdir..Biz mantığın ve matematiğin ilkelerinin doğuştan geldiğini yada bilince önceden basılmış olduğunu ,kayıt edilmiş olduğunu iddia ediyorsak tüm insanların ,çocukların,budalaların ve ilkel oramn adamlarının da bu ilkeleri zorunlu olarak bilmeleri gerekirdi,oysa olgu bunu yadsır.Matematiğin ilkelerinin de doğuştan geldiğini ileri süremeyiz; çünkü bu aksiyonlarla,teoremler arasındaki farkı ortadan kaldırır,her ikiside bir ve aynı şey olurlar...
J.Locke'ye göre mantığın ve matematiğin ilkeleri nasıl doğuştan değilse ahlak ilkeleride doğuştan değildir..Doğuştan olduğu yaygın biçimde kabul edilen 'adalet' ve 'antlaşmalara uyma' ilkelerinin en büyük kanıtı olarak ileri sürülen ,insanların çoğunluğunun hatta hırsız ve katillerin bile bu ilkelere uygun davranmalarıdır.. Locke,hırsızların ve katillerinde kendi aralarında bu kurullara uyduklarını kabul eder.Bu ahlaki eylemin temelinde doğuştan gelen bu ilkenin determinasyonu yoktur.Hem normal insanlar ve hem de haydutlar kendi aralarında,bir arada yaşayabilmek için zorunlu olarak bu kurala uyarlar..Yoksa kendi aralarında adil davranan veya bu tür bir davranışı çetenin diğer üyelerinden bekleyen çete üyesi bir hırsızın ,çeteden olmayan toplumun diğer insanlarına karşı tam tersi bir davranışını nasıl açıklayabiliriz..Nasilki ahlak ilkeleri doğuştan gelmemişse Tanrı ideside doğuştan gelmemiştir... Tarihin derinliklerinde tanrı'ya inanmayan topluluklar olduğu gibi Ingiliz sömürge siyasetinin gereği olarak uzak üikelerden dönen gezginler Tanrı'ya inanmayan toplulukların varlığından sözederler.Çocuğun tanrı kavramı ise ona Tanrı'yı öğretenin kişiliğini yansıtır..
Eger tüm insan topluluklarında Tanrı kavramı ortak olsaydı bile gene de bu ortaklık Tanrı kavramının doğuştan geldiğinin bir kanıtı olmazdı.Çünkü ateş,güneş,sıcaklık yada sayı adlarıda insanlar tarafından evrensel olarak bilinirler;ama bu ,idelerin doğuştan geldiklerinin kanıtı değildir.. Bu yalnızca insanların kendi ülkelerinde konuştukları ana dilin kavramların kendi ülkelerinde konuştukları ana dilin kavramlarını zorunlu olarak kullanmalarının sonucudur. ve bu ideler konuşma,iletişim zorunluluğunun bir sonucu olarak insanlar tarafından belirlenirler ..
Töz ( substance ) idesi de doğuştan gelmez; gerçekte böyle bir idemizde yoktur..Çünkü diğer idelerimizin bilinicimizde oluşmasına benzer bir biçimde oluşmuştur.Biz 'töz' kavramı ile açık ve seçik olarak neyi kast ettiğimizi bilmeyiz.Töz kavramı gercekte bildiğimiz diğer idelerimizin taşıyıcısı olarak kabul ettiğimiz bulanık,gerçekliği son derece kuşkulu,varsayım niteliğinde bir kavramdır,Bu nitelite bir kavramın doğuştanlığı veya sonradan kazanilmışlığı tartışılmaz bile...
Eger doğuştan ilkeler yoksa,neden filozoflar ve diğer insanlar doğuştan ilkeler düşüncesini ve kavarmını uydurmuşlardır? Locke için bu sorunun yanıtı çok basittir.Bu ilkelerin varlığının kabulü ,bazı insanlara yığınları diledikleri gibi yönetme,onlar üzerinde egemenlik kurma yolları açtığı gibi bazı filozofların da işlerini kolaylaştırır.Doğuştan ilkelerin varlığını ileri süren tembel araştırmacı hiç yorulmadan varsayım niteliğindeki görüşlerini kolayca kabul ettirir.Kitleler doğuştan idelerin varlığına inandırılırsa ,artık onlar önlerine konan öğretiler hiç araştırmadan ,kuşku duymadan ,incelemeden inanırlar ve yönetilmeleri bu öğretileri ileri sürülenler tarafından kolaylaşır... Kitleler böyle bir şeye hazırdılar ve yönetenlerin çıkarları,doğuştan ideler görüşüne kitlelerin hiç kuşku duymadan inanmalarında yatar..
Locke'ye göre doğuştan geldiği ,insanın bilincinde hazır olarak bulduğu iddia edilen özdeşlik ilkesi yada ahlakın ilkeleride birer önerme biçiminde diler getirilirler.Diğer önermelerin olduğu gibi bu ilkeleri diler getiren önermelerin da yapu taşları idelerdir.Insan bilincindeki ' düşünme ','devinim ','adam','fil','ordu', 'karanlık' gibi sözcüklerle dile getirdiğimiz ideleri eğer doğuştan getiriyorsak o zaman idelerin yapı taşları olduğu ilkelerde doğuştandır.. Yapılacak şey bu ideleri nasıl elde ettiğimizi arastırmaktır.Locke'ye göre idelerin kaynağı araştırıldığında görülücektirki idelerin ve tüm insan bilgisinin tek bir kaynağı vardır.Deney ve tecrübe.Bizim tüm bilgimiz tecrübe ile başlar tecrübe ile biter.. Tecrübenin dışıda bilgimize kaynaklık edecek hiç bir şey yoktur..
Tüm bilgimizien biricik kaynağı olarak deneyi gören Locke insan bilincindeki idelere kaynaklık eden deneyimi ikiye ayırır;dış duyum ( sensation ) ve iç duyum ( reflection ) ..' Dıs Duyum ' tikel nesneler duyumlarımızı etkileyerek bilince kendilerinin değişik algılarını iletirler ve bu etkileşimin sonucu bilinçte ( sarı,ak,sıcak,soğuk,sert,acı,tatlı vb ) ideler oluşur.İdelerimizin büyük bir bölümünün kaynağı duyularımızdır.Locke bu tür ide oluşumunu ' Duyum ' diye adlandırır.İdelerimizin öteki kaynağı işe ' iç duyum ' dur.İç duyum,bilinç dış duyum yolu ile elde ettiği ideleri işlerlen,onlar üzerinden çalışırken bilincin kendi üzerine kıvrılarak bu işlemin bu çalışmanın algılanmasından kazandığı bazı idelerdir... Bu ideler ' Algılama ' , ' düşünme ' , ' kuşkulanma', ' akıl yürütme', 'bilme', 'isteme' vd.gibi idelerdir... Bütün ideleri biz nesnelerin duyuverilerimizi etkilemesi ile elde edemeyiz.. Bu ideler ancak Duyumun sağladığı ideleri işleyen bilincin bir iç duyum yolu ile algılanması sonucu elde edilirler.. Ic duyumun sağladığı ideler,dış duyumun sağladığı ideler göre duyumlayan kişinin yaşına ,eğitimine ve sağlığına bağlı olarak sonradan oluşur çünkü özel bir dikkati gerektirir.Çocukların büyük bölümünde bu iç duyum idelerin gelişmesi cocugun zihin sağlığına ve eğitimine bağlıdır...
İdelerimiz yapıları gereği iki türlüdür..'basit ideler' ve 'birleşik ideler '.Basit idelerimizde iki genel gruba ayrılır: tek bir duyumdan olusanlar ve hem iç hem de dış doyumdan oluşanlar.Tek bir tek dış duyumdan basit idelerimiz ( sıcak,soğuk,sarı,ışık,vb dir ) Bir kac dış duyu verilerimizle elde ettiğimiz basit ideler ise,uzam,biçim devinim,dinginlik vb gibi idelerdir..Ic duyum ile elde edilen ideler; Düşünme ve iradedir.İç ve dış duyumların bir arada çalışması ile olusan ideler..( Haz,acı,zaman,süreci,güç,varlık vb idelerdir )..Birlesik idelerin yapı taşları basit ideleridir.Basit ideler birleştirilerek bir aray getirilerek oluştururlar.Basit ideler oluşurken bilinç edilgindir ama birleşik idelerin oluşma sürecinde doğrudan etkindir...
Bilinç birleşik ideleri doğasında varolan bazı aktlara elde eder. Bilincin aktları
a ) Baglayacı akt : Tüm birleşik ideler için gerekli olan temek akttır.Bilinç bu aktın etkin katkısıile bir kaç basit ideden tek bir birleşik ide üretir. Bu aktın etkinliği ile bilinç önce moduları sonra karmaşık olan birleşik ideleri meydana getiri. Bilinç göreme ve dokunma duyularından elde ettiği duyumlarla
'uzam' modusu oluşturur. ' zaman ' modusu ise duyumların art ardalığından iç duyum yolu ile oluşur. 'sayı' modusuda aynı biçimde meydan gelir.. Ic duyum yolu ile elde ettiğimiz diger birleşil modular ise ( algılama,düşünme,dikkat vb gibidir )..Moduslraın dışında kana nesne,töz ve tanrı ideleride birleşik idelerdir ve bağlayıcı akt aracı ile elde edilirler.. Nesne ve töz kavramlaro ile dile getirdiğimiz gerçekte hiç varolmamış olandır. bu kavramla hakkında hiç bir zaman açık seçik bir ideye sahip olmadığımız şey'i dile getiririz,bizde var olan ve gösterdiğimiz bu seylerin niteliklerinin ideleridir..Oysa töz ve nesne kavramı ile bu niteliklerin dayandığı bu nitelikleri taşıyan ,onların alt yapısını oluşturan bir seyi kast ettiğimizi sanarız. Töz'un taşıdığı her sey duyulardan gelen idelerdir.,bunların dışında taşıyıcı ' bir şey'in ' gercekten varoldugunu bilemem..' Tanrı' ideside aynı biçimde olusur,bilinc,iç duyum yolu ile elde ettiği nitelik idelerini abartarak yücelterek ' Tanrı' ideside aynı biçimde olusur; bilinc,içiduyuö,yolu ile elde ettiği nitelik idelerini abartarak,yücelterek Tanrı idesini elde eder....Bilinç 'boş bir kagıt( tabula rasa ) gibidir..deney ve tecrübe bu bos kagıdı doldurur..Insan dogustan yanlnızca ,ideleri bilem,olusturma eğilimindeki bu tabula rasa bilince getirir..baska hiç bir sey getirmez..
b) Birleşik idelerin oluşmasnı saglayan ikinci aktla bilinc ' baglanti idelerini elde eder. Bu ideler tüm ahlak ideleri özdeslik ilkesi,neden etki ilkesi ve baskalık idesidir.. Örneğin bir ahşak idesi ,davranıslarmız ile ilgili idelerimizin kural yada yasa idesi ile bilinc tarafından bag kurulması yolu ile birleşmesinden elde edilmistir
c) Birlesik idelerin olusmasını saglayan 3.akt soyutlama ( abstraction ) aktıdır..Bilinc bu aktı kullanarak tümek kavramları elde eder; tümel kavramlar bilincin nesnelerin olusturduğu bir addır. yanlizca baska bir sey değildir. Tümek kavramların gerceklikleri yoktur.Locke butun ortacag boyunca suren tümeller tartısmasında nominalistlerin yanında yer alır. Örnegin biz ,kireci,sütğ karı doyumlarız; bu idelerde ortak olan beyaz rengi,bilincimiz nesnelerin diğer niteliklerinden soyutlama aktı yolu ile soyutlanarak ' beyaz ' kavramını elde eder ve biz sanarızki beyaz diye bagimsiz bir sey var.Oysa bu bir yanılgıdır.. Kendi basına bağımsız bir beyaz gercekliği yoktur beyaz yanlızca bir addır.Bu noktada Locke dil felsefesinin bazı problemeleri ile hesaplasır..
Locke'ye göre sözcükler ideleri tanıtan,dile getiren birer isarettirler,Doğa,insanı olustururken onu toplumsal bir varlık olarak yasayabilmesi için düzenli sesler çıkarabilecek organlarla donatmısır.Bu organların çıkardığı düzenli sesler sözccüklerdir.Sözcükleri ideleri anlatabilmek için kullanırız,onların birer işareti olarak kullanırız.Basit ideler dışında,birleşik idelerin bazı niteliklerini soyutlama aktı ile diğer ikincil derecedeki niteliklerinde soyutlayarak bu genellemeye varırız.Bu genelleme sonucunda elde ettiğimiz tümel kavramı bir sözcükle diler getiririz.Bu soyutlamanın son basamağı varlık kavramıdır.Burada bu tür soyutlama aktı ile elde ettiğimiz kavramların gercek varlıkları yoktur; bunlar anlayıs yetimiizn yarattıgı birer addan ibarettir.Dogada canlilar arasında bizim diler getirdiğimiz biçimde keskin katı sınırlar yoktur.Bizi bilincimizin soyutlama aktı ile canliları tür ve cins kavramları ile belirlediğimiz yapay sınırlar içerisine sokarız..
Insan için dogru bilgi olanaklımıdır ? Locke bu problemler hesaplaşmasında bilgiyi ikiye ayırır
a ) Aracısız bilgi ,Aracısız bilgide ideler arasındaki uyumu veya uyumsuzlugu dogrıdan dogruya aracısız olarak bir tür sezgi ile görürüz
b ) Tanıtmalı bilgi ; ideler arasındaki uyumun ve uyumsuzlugu sözkonusu idelerin kendilerinden degil de baska idelerim aracılıgı ile kavranabildiği,tanıklar,belgeler ve kanıtlar yolu ile görülebildiği türden bilgilerdir
Locke dogru bilgi konusunda kuskucudur.Onun bilginin problemlerine yaklasimi ulastıgı sonuclar kendisinden sonraki Ingiliz felsefesını temek yaklasımını olusacaktır.Dıs objeler evrenın varlıgına temelde kusku ile bakılırsa ontolojinin temel problemlerine yaklasım,varlıgın temel determinasyonlarını bilme çabası daha basında yadsinacaktır.Ingiliz felsefesi hep bilgi kuramının ve tarihi varlık alanının problemleri ile ilgilenmistir .Ingilize felsefe geleneginden ontolojinin problemlerine kusku ile bakılmıstır...
J.Locke tarih felsefesinin problemlerin Two Treatises of Government ( 1690 ) - Hükümet üzerine iki inceleme adlı eserinde ele alır..Treatises in amacı 1688 Kansız ıngiliz devrimini savunur .Bu savunma yapılırken Sır Robert Filmer ve Hobbes in devlet görüleri elestirilir. Locke'ye göre devlet öncesi yasam biçimi Hobbes'in sandıgı gibi değildir. Bu dönemde kargasa ve sürekli bir kör döğüşü yoktur,Insanlar arasında ,dayanısma,yardımlasma ve iyi niyet vardır. Bu donem mulksuzlugun,ilkel komunıst bir ekonomının egemen oldugu bir donem degildir...Bireysel mülkiyetin olmadıgı bir donem tarihte olmamıstır.Devlet dogal yasamdan bir arada yasamaya gecmek isteyen bireylerin sahip oldukları erki bir anlasmayla kamuya bırakmaları sonucu dogmustur.Locke 'sivil toplum ' ve hukumet kavramlarını aynı anlamda kullanır.Dogal yasamdaki bireylerin bazı temel gereksinemleri onları bu doğal yasamı terk ederek devleti kurmaya zorlayan antlasmayi yapmaya yöneltmıstır.Bıreyın yasamını güvenlik içinde geçirme gereksinimini yasaların,yargıcların,guvenlik guclerinin yani devletin olusmanın temel nedenidir.. Bu gereksinimin dogurdugu devlet ,devlet oncesi dogal yasamın bireylerinin aralarında yaptıkları bir sözlesme ile yasama gecer
Locke'ye göre devlet,yasama ,yürütme ve konfedaratif gucten olusur.. Devletin temelini yasama olusturur ve hıc bir zaman yasama ve yurutme aynı kurumda bir araya gelmemelidir,bu iki guc mutlaka birbirinde ayrılmalıdır.Yurutme sınırlı ve surekli denetim altında olmalıdır.. Yasama gucude sınırsız degildir..sınırları,bireysel ozgurlukler ,bireyin dogal hakları ve ozel mulkiyetin dokunulmazlıgıdır..Yasamanın,yurutmenin ve devletin olusmasını nedeni de bu 3 hakkın korunması ve guvence altına alınma gereksinimidir..Konfederatif gucun görevler baska devletlerle savas ve barısa karar vermek ,antlasmalar yapmaktır,Konfedaratif guc ,yasamadanda yurutmedende bagımsız olmalıdır..
Siyasal erkin mesrulugu ıkı temel kosula baglıdır
a )Sıyasal erk yasaya uygun bıcımde ele gecirilmelidir,gasb edilmemelidir
b) Siyasal erki elinde tutanlar zora bas vurmamalı,kendi kişisel çıkarları için yada tutkularını gereklerını yerine getirmek ıcın sıyasal erkin sagladıgı olanaklardan yararlanmanın yollarının secmemelidir.. Eger siyasal erki elinde tutanlar mesruluklarını yitirirlerse topluma direnme hakkı dogar.Locke kitlelere direnme hakkını tanırken.,bu hakkın kullanılmamasını ister..Bu hakkın kitleleler tarafından kullanılması siyasal istikrarsızlık ve kargasa yaratacaktır.İstikrarsızlık ve kargasanın egemen oldugu bir toplumda ,bireysel ozgurlukler ve özel mulkiyet olumsuz etkilenir.Bu nedenle kitleler direnme haklarını sonuna kadar yasal sınırlar içerisinde kalarak,kargasa ve istikrarsızlıga meydan vermeyecek bir bıcımde kullanmalıdırlar..
Sıyasal erk kesinlikle dinsel örgüt,kurum ve guclerden ayrı olmalıdır.Bireysel ozgurlukler ve özel mulıyet ancak laık duzeni titizlikle kollayan bir devlette guvence altında olurlar.Din konusunda iktidarlar hosgoruden ayrılmamalıdır,Ama bu hosgoru tek yanlı olmamalı ,dinsel orgutlerde en az siyasal iktidarlar kadar hosgorulu olmalıdır..Dini inancın temeli kör inanc ve dogmalar degil akıl olmalıdır.Locke Ortacag kiliselerine ozellikle Katolik kilisesine ve bu kilisenin din anlayısına karsıdır.Dinin tum onermelerinin ve Inancın akılla temellendirilmesini savunur
J.Lokce'nin felsefesi Aydınlık Çağ'ın felsefei temellerinin olusmasında önemli bir etken olmustur.Bilgi kuramındaki empirizm,tecrube ve deneye dayanmayan ,denetlenmeyen hic bir bilgiyi kabul etmemesi ,bilginin biricik kaynagi olarak tecrubeyi ve duyu verilerini gormesi Batı felsefesini derinden etkilemistir...Ozellikle tabula rasa görüşü açık yada kapalı biçimlerde günümüze değin pek cok felsefi sistemle psikolojının alt yapısını olusturmustur..Ozellikle marksisit antropolojiler,,nsan uretim ilişkileri ve mulkiyet bıcımlerinin belirleyiciliğinde dialektik bir alısveris ile doldurulan bos bir kagıt olarak gormüşlerdir. Pekcok psikolojık motivasyon kuramının ve çağdas amerikan stili pazarlama tekniklerinin dayandıgı temel postulat,insan bilinci yada ruhunun bir beyaz kagıt oldugudur.Uuzn yııllar leninist ve stanlinist hatta mao nun ıcını tabula rasa dan yola cıkarak onsanın bıcımlendirmeyi hatta yeniden design etmeye calıstılar ancak Locke yanılıyordu Insan bir tabula rasa degildi ve basarılı olamadılar
.
Locke ,Brandenburg'dan döndükten bir süre sonra ( 1667) Gilles Barony Anthony Ashley Cooper ( daha sonra Shaftesbury I.Kontu ) ile tanıştı ve onun hizmetine hekim olarak girdi.Locke,Shaftesbury Kontunun yanlız hekimlik ve danışmanlığını yapmadı,oğlunun ve torunun öğretmenliğini de yaptı.Bir süre sonra Locke ,Lord Ashley ile Kuzey Amerikadaki Carolina eyaleti için bir anayasa hazırladı.Lord Ashley Kralın protesten olduğu anayasal bir monarşiyi savunuyordu;siyasal erk parlamentoda olmalıydı ve bireysel özgürlükler yasalarla güvence altına alınmalıydı.iktidarlar,dinsel inançlar konusunda geniş bir hoşgörüye sahip olmalıydı ve inanç özgürlüğü yasalarla korunmalıydı; ülke ekonomisinde ise sömürgeciliği ve sömürgelerin sistematik bir biçimde soyulmasını savunuyordu.Lord Ashley bu düşüncelere dayanan bir siyasal programın Ingiltere içi savasşındaki önde gelen savunucularından biri idi. J.Locke ,Lord Ashley'in düşüncelerini paylaşıyor ve lorduna bu konuda danışmanlık yapıyordu..
J.Locke 1672-1674 yılları arasında Lord Ashley'in başkanlığı yaptığı Ticaret ve Yurtdışı Plantasyonlat Kurulunun sekreterliğini yaptı.Bu kurul Ingiliz sömürgecilik sisteminin kalbini oluşturuyordu.1675'de astım hastası olduğu için Londra'dan kuruldaki görevinden ayrılarak Oxford'a Döndü;Oxford'da fazla kalmadı,aynı yıl içerisinde Fransa'ya gitti.Fransa'da Paris ve Montpellier'de dört yıl kalarak Pierre Gassendinin eserlerini okudu ve Gassendi'nin Epikürcü atomist ontolojisinin doğuştan düşünceyi ( idea innatae ) yadıyan bilgi kuramının etkisinde kaldı...
Ingiltereye döndüğünde hizmetinde çalıştığı Shaftesbury I.Kontu Ashley hapisten yeni çıkmıştı ve Ingiltere tahtında katolik bir kral vardı ( II.James ).Bir süre sonra Lord Ashley Hollandaya kaçak zorunda kaldı ve orada 1682 de öldü.John Locke da diğer liberaller gibi polis tarafından izleniyordu.1683'de Hollanda'ya kaçtı. John Locke'u elinden kaçıran Kral,Locke nin Christ Church College deki görevine son vererek maaşını kesti ve ünlü 84 kişilik hainler listesine adını yazdırdı (1684)..J.Locke Amsterdama yerleşti.1696 da Locke Orange Prensesinin ( daha sonra Ingiltere Kralicesi II Mary ) maiyetinde Ingiltereye döndü..Ingiltere'de siyasal dengeler değişmis,anayasal bir monarşi kurulmus ve kişi özgürlüğü ile inanç özgürlüğü mahkemeler tarafından güvenceye alınmıştır..Locke 1691'de Sir Francis Maskam ve Lady Maskam'ın konuğu olarak Essexdekş Oates'e yerleşti..ve 1704de ölene dek huzurlu yaşadı...
John Locke Eserleri:
Essays on the law of Natura ( Doga yasasy üzerine denemeler )
An Essay concerning human understanding ( 1690 Insan anlayışı üzerine bir deneme )
Some thoughts concerning education ( 1693 Eğitim üzerine bazı düşünceler )
The reasonables of christianity ( 1695 Hristiyanlığın akla uygun oluşu )
Two Treatises of Government ( 1690 Hükümet üzerine iki inceleme )
Epistola de tolerantia ( Hoşgörü üzerine mektuplar )
Leibniz nasıl Alman felsefesinin temellerini atmışss,John Locke'da Thomas Hobbes ile başlayan Ingilize felsefesinin temellerini atmistur.J.Locke'dan sonra Ingiliz felsefesi genelde kuşkucu,empirist,ben merkezci ( Anglosakson ),bireysel özgürlüklerin ve bireysel mülkiyetin kutsallaştığı,ontolojinin sorunlaru ile pek ilgilenmeyen,tarih felsefesinin ,devlet felsefesinin ve bilgi kuramının problemleri ile uğraşan bir çizgi izlemiştirBu anglasakson ruhunun felsefeye kazandırdığı bir biçimdir.. Felsefe başlangıcından beri tüm zamanlar içerisinden ulusal bir bilme biçimidir....
Locke bilgi kuraminin ve devlet felsefesinin problemleri ile ilgilenmiştir.Locke'nin temel problemi bilgidir;Insan Anlağı üzerine bir deneme ( An essay concerning human understanding ) adlı eserinde bilginin tüm problemlerini ele alarak kendi kuramını geliştirir.Insan anlağı üzerine bir deneme ilk kez 1689'da yayınlandı,yayınlandıktan iki yıl sonra Dublin Trinity College'de ders kitabı olarak okutulmaya başlandı ama ne varki 1704'de Oxford koleji ögretmenleri kitabın aforoz edilmesini ve ögrencilere yasaklanmasını istediler.J.Locke denemelerin yazılmasına ,aralarında R.Boyle'nin bulundugu özel bir toplulukta yapılan bilgi konulu tartışmalardan sonra karar verilmistir ( Royal society )
Denemelerin yazımı uzun sürdü ve pek cok kere Locke tarafından değişiklikler yapıldı.Locke basılmadan önce 1671'de kitabım iki ayrı taslağını yazdı;daha sonra 1685'de bu iki taslağı yeniden gözden geçirerel değişklikler ve düzeltmeler yaptıktan sonra yeni bir taslak yazdı.1689'da ilk baskısından sonrakii baskılardan düzeltmeler ve degişikler yaptı.Locke kitabın cok uzun ve kapsamlı olmasına yönelik eleştirilere karsın ıkıncı baskı yapılırken bazı kısaltmalar yapmak istedi ama arkadası William Molineux vaz gecirdi,olumunden sonra bu kısaltmalara yapılarak yayınlandı ..
Deneme,'okuyucuya mektup' başlıklı önsöz niteliğindeki kisa bir yazıdann sonra 4 kitaptan olusur..
1.Kitap Dogustan kavramlar üzerine
2.Kitap ideler uzerine
3.Kitap sözcukler
4.Kitap Bilgi ve kanı
Denemenin birince kitabı ' dogustan ideleri 've 'dogustan ilkeleri' savunan felsefelere karsı açık bir eleştiridir..Locke ,Descartes'in adini anmasada bu elestirelein hedefi descartes dır..Descartes'in yanı sıra Ingiliz felsefei geleneğinde aykırı ve özgün bir yeri olan Cudworth ve denemin ilk baskılarında De veritate adlı eserinin adını verdiği Lord Herbet Cherbury'de eleştirilerin hedefi idi..
Arastırmasını amacı 'Insanı diğer canlılardan ayıran ,onu farklı kılan temel özellik olan anlığı incelemek hem bilgiyi incelemek ve hemde insani incelemek anlamına gelecektir ' Demekki sans ve bilgi araindaki sınırları aramak ve uzerine kesin bilgimiz olmayan şeyler konusundaki onayımızı hangi kurallara göre düzenleyip inanölarımızı ne ölçüde dengeleyeceğimizi incelemek emek verilmeye deger seylerdir '
J.Locke'nin problemi bilgimizin kaynagı,sanı,inanç ve hakiki bilginin olabilirliğidirçGenelde Ingiliz Filozoflarının özelde J.Locke'nin en belirgin yanı son derece açık seçik ve yalın yazmalarıdır.Locke,bilgi kuramını ,bilginin kaynakları ve hakiki bilginin olabilirliğini son derece basitleştirerek ele almaktadir
J.Locke ünlü eseri denemede insan bilincinde doğustan hiçbir idenin ve ilkenin olmayacağını göstermeye çalışır.Locke'ye göre doğuştan getirdiğimiz ne kurumsal ve ne de pratik ( ahlakla ilgili )bir ilkemiz vardır..Doğuştan geldiğine inandığımız ,mantığın,matematiğin ilkeleri ile Tanrı kavramını incelersek görürüzki bunların hiçbiri doğuştan gelmemiştir;bunlardan sonra kazanılmış ilkelerdir..Özdeşlik ilkesinin doğuştam geldiği konusunda yaygın bir kanı vardır.Locke doğuştan geldiği ileri sürülen özdeşlik ilkesinin genel geçerliğini de yadsır.Özdeşliki ilkesini bilenler entellektüel yetişkinlerdir.. Oysa çocuklar,budalalar ve ilkeller bu ilkeden ve doğuştan geldiği ileri sürülen diğer ilkelerden habersizlerdir..Biz mantığın ve matematiğin ilkelerinin doğuştan geldiğini yada bilince önceden basılmış olduğunu ,kayıt edilmiş olduğunu iddia ediyorsak tüm insanların ,çocukların,budalaların ve ilkel oramn adamlarının da bu ilkeleri zorunlu olarak bilmeleri gerekirdi,oysa olgu bunu yadsır.Matematiğin ilkelerinin de doğuştan geldiğini ileri süremeyiz; çünkü bu aksiyonlarla,teoremler arasındaki farkı ortadan kaldırır,her ikiside bir ve aynı şey olurlar...
J.Locke'ye göre mantığın ve matematiğin ilkeleri nasıl doğuştan değilse ahlak ilkeleride doğuştan değildir..Doğuştan olduğu yaygın biçimde kabul edilen 'adalet' ve 'antlaşmalara uyma' ilkelerinin en büyük kanıtı olarak ileri sürülen ,insanların çoğunluğunun hatta hırsız ve katillerin bile bu ilkelere uygun davranmalarıdır.. Locke,hırsızların ve katillerinde kendi aralarında bu kurullara uyduklarını kabul eder.Bu ahlaki eylemin temelinde doğuştan gelen bu ilkenin determinasyonu yoktur.Hem normal insanlar ve hem de haydutlar kendi aralarında,bir arada yaşayabilmek için zorunlu olarak bu kurala uyarlar..Yoksa kendi aralarında adil davranan veya bu tür bir davranışı çetenin diğer üyelerinden bekleyen çete üyesi bir hırsızın ,çeteden olmayan toplumun diğer insanlarına karşı tam tersi bir davranışını nasıl açıklayabiliriz..Nasilki ahlak ilkeleri doğuştan gelmemişse Tanrı ideside doğuştan gelmemiştir... Tarihin derinliklerinde tanrı'ya inanmayan topluluklar olduğu gibi Ingiliz sömürge siyasetinin gereği olarak uzak üikelerden dönen gezginler Tanrı'ya inanmayan toplulukların varlığından sözederler.Çocuğun tanrı kavramı ise ona Tanrı'yı öğretenin kişiliğini yansıtır..
Eger tüm insan topluluklarında Tanrı kavramı ortak olsaydı bile gene de bu ortaklık Tanrı kavramının doğuştan geldiğinin bir kanıtı olmazdı.Çünkü ateş,güneş,sıcaklık yada sayı adlarıda insanlar tarafından evrensel olarak bilinirler;ama bu ,idelerin doğuştan geldiklerinin kanıtı değildir.. Bu yalnızca insanların kendi ülkelerinde konuştukları ana dilin kavramların kendi ülkelerinde konuştukları ana dilin kavramlarını zorunlu olarak kullanmalarının sonucudur. ve bu ideler konuşma,iletişim zorunluluğunun bir sonucu olarak insanlar tarafından belirlenirler ..
Töz ( substance ) idesi de doğuştan gelmez; gerçekte böyle bir idemizde yoktur..Çünkü diğer idelerimizin bilinicimizde oluşmasına benzer bir biçimde oluşmuştur.Biz 'töz' kavramı ile açık ve seçik olarak neyi kast ettiğimizi bilmeyiz.Töz kavramı gercekte bildiğimiz diğer idelerimizin taşıyıcısı olarak kabul ettiğimiz bulanık,gerçekliği son derece kuşkulu,varsayım niteliğinde bir kavramdır,Bu nitelite bir kavramın doğuştanlığı veya sonradan kazanilmışlığı tartışılmaz bile...
Eger doğuştan ilkeler yoksa,neden filozoflar ve diğer insanlar doğuştan ilkeler düşüncesini ve kavarmını uydurmuşlardır? Locke için bu sorunun yanıtı çok basittir.Bu ilkelerin varlığının kabulü ,bazı insanlara yığınları diledikleri gibi yönetme,onlar üzerinde egemenlik kurma yolları açtığı gibi bazı filozofların da işlerini kolaylaştırır.Doğuştan ilkelerin varlığını ileri süren tembel araştırmacı hiç yorulmadan varsayım niteliğindeki görüşlerini kolayca kabul ettirir.Kitleler doğuştan idelerin varlığına inandırılırsa ,artık onlar önlerine konan öğretiler hiç araştırmadan ,kuşku duymadan ,incelemeden inanırlar ve yönetilmeleri bu öğretileri ileri sürülenler tarafından kolaylaşır... Kitleler böyle bir şeye hazırdılar ve yönetenlerin çıkarları,doğuştan ideler görüşüne kitlelerin hiç kuşku duymadan inanmalarında yatar..
Locke'ye göre doğuştan geldiği ,insanın bilincinde hazır olarak bulduğu iddia edilen özdeşlik ilkesi yada ahlakın ilkeleride birer önerme biçiminde diler getirilirler.Diğer önermelerin olduğu gibi bu ilkeleri diler getiren önermelerin da yapu taşları idelerdir.Insan bilincindeki ' düşünme ','devinim ','adam','fil','ordu', 'karanlık' gibi sözcüklerle dile getirdiğimiz ideleri eğer doğuştan getiriyorsak o zaman idelerin yapı taşları olduğu ilkelerde doğuştandır.. Yapılacak şey bu ideleri nasıl elde ettiğimizi arastırmaktır.Locke'ye göre idelerin kaynağı araştırıldığında görülücektirki idelerin ve tüm insan bilgisinin tek bir kaynağı vardır.Deney ve tecrübe.Bizim tüm bilgimiz tecrübe ile başlar tecrübe ile biter.. Tecrübenin dışıda bilgimize kaynaklık edecek hiç bir şey yoktur..
Tüm bilgimizien biricik kaynağı olarak deneyi gören Locke insan bilincindeki idelere kaynaklık eden deneyimi ikiye ayırır;dış duyum ( sensation ) ve iç duyum ( reflection ) ..' Dıs Duyum ' tikel nesneler duyumlarımızı etkileyerek bilince kendilerinin değişik algılarını iletirler ve bu etkileşimin sonucu bilinçte ( sarı,ak,sıcak,soğuk,sert,acı,tatlı vb ) ideler oluşur.İdelerimizin büyük bir bölümünün kaynağı duyularımızdır.Locke bu tür ide oluşumunu ' Duyum ' diye adlandırır.İdelerimizin öteki kaynağı işe ' iç duyum ' dur.İç duyum,bilinç dış duyum yolu ile elde ettiği ideleri işlerlen,onlar üzerinden çalışırken bilincin kendi üzerine kıvrılarak bu işlemin bu çalışmanın algılanmasından kazandığı bazı idelerdir... Bu ideler ' Algılama ' , ' düşünme ' , ' kuşkulanma', ' akıl yürütme', 'bilme', 'isteme' vd.gibi idelerdir... Bütün ideleri biz nesnelerin duyuverilerimizi etkilemesi ile elde edemeyiz.. Bu ideler ancak Duyumun sağladığı ideleri işleyen bilincin bir iç duyum yolu ile algılanması sonucu elde edilirler.. Ic duyumun sağladığı ideler,dış duyumun sağladığı ideler göre duyumlayan kişinin yaşına ,eğitimine ve sağlığına bağlı olarak sonradan oluşur çünkü özel bir dikkati gerektirir.Çocukların büyük bölümünde bu iç duyum idelerin gelişmesi cocugun zihin sağlığına ve eğitimine bağlıdır...
İdelerimiz yapıları gereği iki türlüdür..'basit ideler' ve 'birleşik ideler '.Basit idelerimizde iki genel gruba ayrılır: tek bir duyumdan olusanlar ve hem iç hem de dış doyumdan oluşanlar.Tek bir tek dış duyumdan basit idelerimiz ( sıcak,soğuk,sarı,ışık,vb dir ) Bir kac dış duyu verilerimizle elde ettiğimiz basit ideler ise,uzam,biçim devinim,dinginlik vb gibi idelerdir..Ic duyum ile elde edilen ideler; Düşünme ve iradedir.İç ve dış duyumların bir arada çalışması ile olusan ideler..( Haz,acı,zaman,süreci,güç,varlık vb idelerdir )..Birlesik idelerin yapı taşları basit ideleridir.Basit ideler birleştirilerek bir aray getirilerek oluştururlar.Basit ideler oluşurken bilinç edilgindir ama birleşik idelerin oluşma sürecinde doğrudan etkindir...
Bilinç birleşik ideleri doğasında varolan bazı aktlara elde eder. Bilincin aktları
a ) Baglayacı akt : Tüm birleşik ideler için gerekli olan temek akttır.Bilinç bu aktın etkin katkısıile bir kaç basit ideden tek bir birleşik ide üretir. Bu aktın etkinliği ile bilinç önce moduları sonra karmaşık olan birleşik ideleri meydana getiri. Bilinç göreme ve dokunma duyularından elde ettiği duyumlarla
'uzam' modusu oluşturur. ' zaman ' modusu ise duyumların art ardalığından iç duyum yolu ile oluşur. 'sayı' modusuda aynı biçimde meydan gelir.. Ic duyum yolu ile elde ettiğimiz diger birleşil modular ise ( algılama,düşünme,dikkat vb gibidir )..Moduslraın dışında kana nesne,töz ve tanrı ideleride birleşik idelerdir ve bağlayıcı akt aracı ile elde edilirler.. Nesne ve töz kavramlaro ile dile getirdiğimiz gerçekte hiç varolmamış olandır. bu kavramla hakkında hiç bir zaman açık seçik bir ideye sahip olmadığımız şey'i dile getiririz,bizde var olan ve gösterdiğimiz bu seylerin niteliklerinin ideleridir..Oysa töz ve nesne kavramı ile bu niteliklerin dayandığı bu nitelikleri taşıyan ,onların alt yapısını oluşturan bir seyi kast ettiğimizi sanarız. Töz'un taşıdığı her sey duyulardan gelen idelerdir.,bunların dışında taşıyıcı ' bir şey'in ' gercekten varoldugunu bilemem..' Tanrı' ideside aynı biçimde olusur,bilinc,iç duyum yolu ile elde ettiği nitelik idelerini abartarak yücelterek ' Tanrı' ideside aynı biçimde olusur; bilinc,içiduyuö,yolu ile elde ettiği nitelik idelerini abartarak,yücelterek Tanrı idesini elde eder....Bilinç 'boş bir kagıt( tabula rasa ) gibidir..deney ve tecrübe bu bos kagıdı doldurur..Insan dogustan yanlnızca ,ideleri bilem,olusturma eğilimindeki bu tabula rasa bilince getirir..baska hiç bir sey getirmez..
b) Birleşik idelerin oluşmasnı saglayan ikinci aktla bilinc ' baglanti idelerini elde eder. Bu ideler tüm ahlak ideleri özdeslik ilkesi,neden etki ilkesi ve baskalık idesidir.. Örneğin bir ahşak idesi ,davranıslarmız ile ilgili idelerimizin kural yada yasa idesi ile bilinc tarafından bag kurulması yolu ile birleşmesinden elde edilmistir
c) Birlesik idelerin olusmasını saglayan 3.akt soyutlama ( abstraction ) aktıdır..Bilinc bu aktı kullanarak tümek kavramları elde eder; tümel kavramlar bilincin nesnelerin olusturduğu bir addır. yanlizca baska bir sey değildir. Tümek kavramların gerceklikleri yoktur.Locke butun ortacag boyunca suren tümeller tartısmasında nominalistlerin yanında yer alır. Örnegin biz ,kireci,sütğ karı doyumlarız; bu idelerde ortak olan beyaz rengi,bilincimiz nesnelerin diğer niteliklerinden soyutlama aktı yolu ile soyutlanarak ' beyaz ' kavramını elde eder ve biz sanarızki beyaz diye bagimsiz bir sey var.Oysa bu bir yanılgıdır.. Kendi basına bağımsız bir beyaz gercekliği yoktur beyaz yanlızca bir addır.Bu noktada Locke dil felsefesinin bazı problemeleri ile hesaplasır..
Locke'ye göre sözcükler ideleri tanıtan,dile getiren birer isarettirler,Doğa,insanı olustururken onu toplumsal bir varlık olarak yasayabilmesi için düzenli sesler çıkarabilecek organlarla donatmısır.Bu organların çıkardığı düzenli sesler sözccüklerdir.Sözcükleri ideleri anlatabilmek için kullanırız,onların birer işareti olarak kullanırız.Basit ideler dışında,birleşik idelerin bazı niteliklerini soyutlama aktı ile diğer ikincil derecedeki niteliklerinde soyutlayarak bu genellemeye varırız.Bu genelleme sonucunda elde ettiğimiz tümel kavramı bir sözcükle diler getiririz.Bu soyutlamanın son basamağı varlık kavramıdır.Burada bu tür soyutlama aktı ile elde ettiğimiz kavramların gercek varlıkları yoktur; bunlar anlayıs yetimiizn yarattıgı birer addan ibarettir.Dogada canlilar arasında bizim diler getirdiğimiz biçimde keskin katı sınırlar yoktur.Bizi bilincimizin soyutlama aktı ile canliları tür ve cins kavramları ile belirlediğimiz yapay sınırlar içerisine sokarız..
Insan için dogru bilgi olanaklımıdır ? Locke bu problemler hesaplaşmasında bilgiyi ikiye ayırır
a ) Aracısız bilgi ,Aracısız bilgide ideler arasındaki uyumu veya uyumsuzlugu dogrıdan dogruya aracısız olarak bir tür sezgi ile görürüz
b ) Tanıtmalı bilgi ; ideler arasındaki uyumun ve uyumsuzlugu sözkonusu idelerin kendilerinden degil de baska idelerim aracılıgı ile kavranabildiği,tanıklar,belgeler ve kanıtlar yolu ile görülebildiği türden bilgilerdir
Locke dogru bilgi konusunda kuskucudur.Onun bilginin problemlerine yaklasimi ulastıgı sonuclar kendisinden sonraki Ingiliz felsefesını temek yaklasımını olusacaktır.Dıs objeler evrenın varlıgına temelde kusku ile bakılırsa ontolojinin temel problemlerine yaklasım,varlıgın temel determinasyonlarını bilme çabası daha basında yadsinacaktır.Ingiliz felsefesi hep bilgi kuramının ve tarihi varlık alanının problemleri ile ilgilenmistir .Ingilize felsefe geleneginden ontolojinin problemlerine kusku ile bakılmıstır...
J.Locke tarih felsefesinin problemlerin Two Treatises of Government ( 1690 ) - Hükümet üzerine iki inceleme adlı eserinde ele alır..Treatises in amacı 1688 Kansız ıngiliz devrimini savunur .Bu savunma yapılırken Sır Robert Filmer ve Hobbes in devlet görüleri elestirilir. Locke'ye göre devlet öncesi yasam biçimi Hobbes'in sandıgı gibi değildir. Bu dönemde kargasa ve sürekli bir kör döğüşü yoktur,Insanlar arasında ,dayanısma,yardımlasma ve iyi niyet vardır. Bu donem mulksuzlugun,ilkel komunıst bir ekonomının egemen oldugu bir donem degildir...Bireysel mülkiyetin olmadıgı bir donem tarihte olmamıstır.Devlet dogal yasamdan bir arada yasamaya gecmek isteyen bireylerin sahip oldukları erki bir anlasmayla kamuya bırakmaları sonucu dogmustur.Locke 'sivil toplum ' ve hukumet kavramlarını aynı anlamda kullanır.Dogal yasamdaki bireylerin bazı temel gereksinemleri onları bu doğal yasamı terk ederek devleti kurmaya zorlayan antlasmayi yapmaya yöneltmıstır.Bıreyın yasamını güvenlik içinde geçirme gereksinimini yasaların,yargıcların,guvenlik guclerinin yani devletin olusmanın temel nedenidir.. Bu gereksinimin dogurdugu devlet ,devlet oncesi dogal yasamın bireylerinin aralarında yaptıkları bir sözlesme ile yasama gecer
Locke'ye göre devlet,yasama ,yürütme ve konfedaratif gucten olusur.. Devletin temelini yasama olusturur ve hıc bir zaman yasama ve yurutme aynı kurumda bir araya gelmemelidir,bu iki guc mutlaka birbirinde ayrılmalıdır.Yurutme sınırlı ve surekli denetim altında olmalıdır.. Yasama gucude sınırsız degildir..sınırları,bireysel ozgurlukler ,bireyin dogal hakları ve ozel mulkiyetin dokunulmazlıgıdır..Yasamanın,yurutmenin ve devletin olusmasını nedeni de bu 3 hakkın korunması ve guvence altına alınma gereksinimidir..Konfederatif gucun görevler baska devletlerle savas ve barısa karar vermek ,antlasmalar yapmaktır,Konfedaratif guc ,yasamadanda yurutmedende bagımsız olmalıdır..
Siyasal erkin mesrulugu ıkı temel kosula baglıdır
a )Sıyasal erk yasaya uygun bıcımde ele gecirilmelidir,gasb edilmemelidir
b) Siyasal erki elinde tutanlar zora bas vurmamalı,kendi kişisel çıkarları için yada tutkularını gereklerını yerine getirmek ıcın sıyasal erkin sagladıgı olanaklardan yararlanmanın yollarının secmemelidir.. Eger siyasal erki elinde tutanlar mesruluklarını yitirirlerse topluma direnme hakkı dogar.Locke kitlelere direnme hakkını tanırken.,bu hakkın kullanılmamasını ister..Bu hakkın kitleleler tarafından kullanılması siyasal istikrarsızlık ve kargasa yaratacaktır.İstikrarsızlık ve kargasanın egemen oldugu bir toplumda ,bireysel ozgurlukler ve özel mulkiyet olumsuz etkilenir.Bu nedenle kitleler direnme haklarını sonuna kadar yasal sınırlar içerisinde kalarak,kargasa ve istikrarsızlıga meydan vermeyecek bir bıcımde kullanmalıdırlar..
Sıyasal erk kesinlikle dinsel örgüt,kurum ve guclerden ayrı olmalıdır.Bireysel ozgurlukler ve özel mulıyet ancak laık duzeni titizlikle kollayan bir devlette guvence altında olurlar.Din konusunda iktidarlar hosgoruden ayrılmamalıdır,Ama bu hosgoru tek yanlı olmamalı ,dinsel orgutlerde en az siyasal iktidarlar kadar hosgorulu olmalıdır..Dini inancın temeli kör inanc ve dogmalar degil akıl olmalıdır.Locke Ortacag kiliselerine ozellikle Katolik kilisesine ve bu kilisenin din anlayısına karsıdır.Dinin tum onermelerinin ve Inancın akılla temellendirilmesini savunur
J.Lokce'nin felsefesi Aydınlık Çağ'ın felsefei temellerinin olusmasında önemli bir etken olmustur.Bilgi kuramındaki empirizm,tecrube ve deneye dayanmayan ,denetlenmeyen hic bir bilgiyi kabul etmemesi ,bilginin biricik kaynagi olarak tecrubeyi ve duyu verilerini gormesi Batı felsefesini derinden etkilemistir...Ozellikle tabula rasa görüşü açık yada kapalı biçimlerde günümüze değin pek cok felsefi sistemle psikolojının alt yapısını olusturmustur..Ozellikle marksisit antropolojiler,,nsan uretim ilişkileri ve mulkiyet bıcımlerinin belirleyiciliğinde dialektik bir alısveris ile doldurulan bos bir kagıt olarak gormüşlerdir. Pekcok psikolojık motivasyon kuramının ve çağdas amerikan stili pazarlama tekniklerinin dayandıgı temel postulat,insan bilinci yada ruhunun bir beyaz kagıt oldugudur.Uuzn yııllar leninist ve stanlinist hatta mao nun ıcını tabula rasa dan yola cıkarak onsanın bıcımlendirmeyi hatta yeniden design etmeye calıstılar ancak Locke yanılıyordu Insan bir tabula rasa degildi ve basarılı olamadılar
.
Subscribe to:
Posts (Atom)
